二十一

209 24 64
                                        

Minho, her zaman kendine bakan biriydi. Dışarı çıkarken özenli giyinir, en ince ayrıntısına kadar bir kusur olup olmadığını incelerdi kıyafetinde.

O yüzden bir partiye giderken bir nevi süslenmesi anormal değildi. Tabii Changbin'in bulunacağı ortamlarda kendine ekstra özen göstermesi, göz ardı edilmesi gereken bir gerçekti.

Bundan kaynaklı duştan çıktığında acele etmeden cilt bakımını yapmış, dolabının önüne geçmişti. Gözleri yeni aldığı parçaya gitmişti direkt. Siyah, kısa kollu bir gömlekti. Tek farkı düğmeleri yerine boğazına kadar fermuar olmasıydı. Deneme kabininde denediğinde bedenini sıkı sıkıya sardığı için çok hoşuna gitmişti. Gövdesinin hatlarını bu kadar güzel ortaya çıkarması, ilk görüşte aşk yaşatmıştı resmen. O yüzden hiç düşünmeden kendini kasada bulmuştu.

Kollarından geçirip fermuarı boğazının bitişinin biraz aşağısına kadar çekti. Bol seçeneklerinin arasından eli siyah, kumaştan kargo pantolonuna gitti. Normalde salaş olan bu parça, uyluklarından dolayı birazcık sıkılaşıyordu alt bedeninde.

Onu da giydikten sonra kalın bir kemer beline bağlayıp tüm kıyafetine uysun diye siyah zincirden kolyesini taktı. En sevdiği parfümünü sıktıktan sonra saçlarına şekil verdi. Botlarını giydi. Dudaklarına sürdüğü böğürtlenli dudak nemlendiricisi de son hazırlığı olmuştu partiye gitmek için. Hazırdı. Yani.

İç çekti. Günler önce Changbin'in yaptığı itiraf her aklına geldiğinde kalbini sızlatıyordu. Hoş, aklından çıktığı yoktu ama tekrar tekrar hatırlamak midesinin bulunmasına, çöküp ağlamasına ortam hazırlıyordu. Zor geliyordu hatta bazen gerçek değil diye düşünüyordu. Küçük bir kabustu. Uyandığında Changbin'i yine her önüne gelen ile flört edecek ve onu çileden çıkaracaktı. Değil mi?

Dolan gözlerini kapadı Minho. Hayır, değildi. Changbin gerçekten birinden hoşlanıyordu. Etrafına yaklaşan insanları engelliyor, sadece arkadaşları ile takılıyordu. İşte, yıllar sonra Minho'nun korktuğu başına gelmişti: Changbin, birini istemiş ve onunla çok ciddi bir konumu hayal etmişti. Hepsinin de nedeni, Minho'nun korkaklığıydı.

Ne yapabilirdi ki ama? Arkadaş bağı meseleydi. Changbin, en değerli hazineydi onun gözünde. Onu bir aşk itirafı ile kaybedebilme ihtimali ise onu deli gibi korkutuyordu. Kalbi kırılması umurunda değildi, onun kendine arkasını dönmesinden ise bu aşk acısını yüklemeyi tercih ederdi. Belki de Lee Minho'nun en büyük hatasıydı Seo Changbin'e, en değerlisine tutulmak bu yüzden.

Gözlerini araladı. Hayır, ağlamayacaktı. Çok ağlamıştı. Derslere geç kalmış, sınavlara odaklanamamıştı ama o günlerden biri değildi. Partiye gidip birkaç şey içecek ve kafasını dağıtacaktı. Şanslı ise belki Changbin'i görmezdi. Görse bile yanında hoşlandığı kişi olmamasını umut ederdi.

Aynadaki haline baktı. Ani bir öz güven doldu içine. Bu halleri saçmalıktı resmen. Hah, koskoca Lee Minho taviz mi verecekti?

Yüksek ihtimalle verirdi ama elbette o anki konu bu değildi.

Çalan telefonu ile tüm dikkati dağıldı. Masadaki telefonuna ulaşıp kimin aradığına baktığında gördüğü yakın arkadaşının ismiyle gülümsedi. Chan ve Hyunjin gelmişti. Telefonu açma girişiminde bile bulunmadan oda arkadaşına ağzında gevelediği bir, "Görüşürüz." ile veda etti ve odadan ayrıldı. Hızlı adımlarla yurt binasından çıktıktan sonra tanıdık arabaya ilerledi. Hiç beklemeden arka kapıyı açtığında gördüğü boşluk ile kalbi çökmüştü bir anda.

"Changbin partide." Ön sağ koltukta oturan Hyunjin kafasını arkaya çevirdi. Güzel gülümsemesini sundu. "Hoş geldin Minho hyung."

Minho gülümsemeye çalıştı hayal kırıklığını belli etmemek için. Arka koltuğa yerleşirken "Hoş buldum." diye cevapladı. Kapıyı kapattı. Erken gitmişti demek. Tabii erken giderdi, hoşlandığı vardı. Kesin o partiye gitmese hoşlandığı, Changbin erkenden çıkıp oraya varır mıydı?

knee socks | minbinBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin