"Yetiştim. Yetiştim, Avcı. Çatıya çıkın. Hemen."
Kuzeyin gözlerine yayılan şaşkın bakışı izlerken kulaklıktan Sunanın sesini duymamla harekete geçtim. Şaşkınlığından faydalandığım ajanı kolundan tutup peşimden sürükleyerek çatıya çıkardım. Suna gelmişti. Helikopterle. Gülerek "Delisin sen," desem de helikopterden sarkıttığı halatlara doğru koşarken zihnim eski anılara dalmıştı.
Bir görevimizde Avcılar kaderlerine terk edilmişlerdi. Yedi Avcı ifşa olma riskleri yüzünden kaderlerine terk edildiklerinde tesisteydim. Henüz sahaya çıkmama izin verilmiyordu. Eğitimlerimi tamamlamış olsam da patron başaramayacağımdan emindi. Bilgisayar başındayken "Avcılar, tek başınasınız," cümlesini duyduğum anı hala hatırlıyordum. Gözlerim kararmıştı. Beni içine düştüğüm çukurdan çekip çıkaran insanlardan hiçlermiş gibi vazgeçmişti.
Ben vazgeçmemiştim. Sadece eğitimini aldığım ve henüz kullanmamış olduğum halde hangardan tesisin helikopterini çalmıştım. İzinsiz çıkışım yüzünden birlikte eğitim aldığım paralı askerlerin helikoptere gözlerini kırpmadan ateş edişlerini hala hatırlıyordum. O gün anlamıştım. Benim ailem Avcılardı, başkası değil. Aynı hayatı yaşasak da, aynı sofraya otursak da, acılarımız, mutluluklarımız aynı olsa da onlar emirlere bağlıydılar. Avcılar ise birbirlerine bağlıydı. O gün de, bugün de birbirimiz için her şeyi göze almış, herkesi karşımıza almıştık. Patronu bile.
Ben sağdaki, Kuzey soldaki halata koşuyordu. Aynı anda halatlara tutunup çatıya çıkan adamlara ateş ettik. Kurşunlardan uzaklaşmadan yukarı çıkamazdık. İkisi başka yönden gelen kurşunlarla vurulup yere düşünce Güneyin sesini duydum. "Avcı 7, yukarı çıkın. Adamları biz halledeceğiz." Oktayla birlikte başka bir çatıda olmalıydılar. Ekibin keskin nişancısının seçileceği sınavda birinci ve ikinci olan adamlar. Takip işini yeni gelenlere devredip geri gelmiş olmalılardı. Kuzeyde kulaklık olmadığından "Tırman!" diye bağırdım. İlk başta silahını bırakmak istemiyormuş gibi dursa da benim ateş eden adamlara bakmadan tırmanmaya başladığımı görünce korunduğumuzu anlayarak o da harekete geçti.
🚬
Helikopterden indiğimiz anda etrafımı saran kollara tutunarak derin bir nefes aldım. Güney ve Oktay bizden önce iniş yapacağımız yere gelmiş, etrafta kimsenin olmadığından emin olmuşlardı. Güney mümkün olmadığı ortada olduğu halde beni biraz daha göğsüne çektiğinde saçlarımın arasında başka bir elin varlığını hissettim. Oktaydı. İkisinin de korkusunun farkındaydım. Tehlikede olmamdan nefret ediyorlardı. Hep böyleydi ama o lanet olası yirmi yedi dakikadan sonra korkuları kontrolden çıkmıştı. Kalbimin durduğu yirmi yedi dakika.
"Bir daha arkada kalmak yok, marul kafa."
Geri çekilip gülümsedim. Bununla ilgili söz veremeyeceğimi biliyorlardı. Hiçbirimiz söz veremezdik. Gerektiğinde arkada kalan olmamız eğitimimiz sırasında zihnimize yerleştirilmişti. Hele de söz konusu sevdiklerimiz olunca gözümüz kimseyi görmezdi. Ensemi sıkan Oktaya bakmak için döndüğümde çatıdaki diğer kişileri fark ettim. Ozan, Yılmaz ve Yaren de buradaydılar. Oluşan durumu fark ederek acıyla gülümsedim.
Çatının sağ tarafında Kuzey arkasında ajanlarıyla birlikte duruyordu. Sol tarafta ise ben Avcılarla duruyordum. Artık karşı karşıyaydık. Onlara doğru bir adım atınca Kuzey de bir adım öne çıktı. Aramızdaki mesafede restoranda söylenen cümle duruyordu. Gece Toksöz katliamdan beri Askerle çalışıyor. Kuzeye uzanmak, sarılmak isteyen ellerimin yumruk olmasının nedeni ise başka cümleydi. Haini ekibimde mi aramam gerekiyordu yoksa yatağımda mı? Yıllar önce tesiste kalbim patron tarafından sökülüp alındığından sol göğsümün bomboş olduğunu sanıyordum. Fakat Kuzeyin dudaklarından dökülen soru içimde bir şeyleri kırmıştı. Büyük ihtimalle kırılan varlığını unuttuğum kalbimdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gece
Ficção GeralOn sekiz yıl önce yaşadığı lojmandaki tüm askerler öldürülmüştü. Hikayesi diğerlerinden farklıydı çünkü hem babası öldürülmüş hem de evi yakılmıştı. Gece Toksöz katliam gününden sonra ortadan kaybolmuş, on sekiz yılını hayalet olarak geçirmişti. Ner...
