Kitabın etkileşimini bozmamak için ikinci kitaba buradan devam etmeye karar verdim💐
İnsanlar için acının tanımı farklıydı. Kimisi tırnağı kırıldı diye acı çektiğini sanırdı, kimisi kalbi çıplak ellerle sökülürken acı çektiğini sanırdı. Avcılar ikinci gruba aitlerdi. Bunun kanıtı da göğsünün üzerinden içeri bükülen parmaklardı. Sessiz kalmak için çabalamayı çoktan bırakmıştı. Bu yüzden Gece Toksöz hissettiği acıya direnmeye çalışmadan çığlık attı. Zaman algısını kaybettiğinden göğsünün ne zaman yarıldığını bilmiyordu. Tek bildiği göğsündeki yaradan parmaklarını içeri sokan adam yüzünden çektiği acıya dayanamayacak kadar yorgun olduğuydu.
"Orhan nerede?"
Bu soruyu kaç kez duymuştu? Esir düştüğünden beri duyduğunu biliyordu ama ne zaman esir düştüğünü bilmiyordu ki. Hatırlamıyordu. Bildiği tek şey zihninden silinmeyen çığlıklardı. Bazısı ona aitti, bazısı canının en değerli parçasına, Güneye aitti. Sahi, onu en son ne zaman görmüştü? Yan yana oldukları son gün aynı bıçak onun da göğsüne saplanmıştı. Tek fark, ona saplanan bıçağın boylu boyunca Güneyin göğsünü ortadan ikiye yarmasıydı. Ölmelerine izin verilmediğinden ameliyat için yanından götürülmüştü. En zoru da buydu. Birbirlerini görmemektense birlikte işkence görmeyi tercih ederlerdi.
"Cevap ver! Orhan nerede?"
Görüşü bulanıklaşınca derisini ikiye ayıran parmakların acısına daha fazla dayanamayacağını anladı. Uzun süredir dayanamıyordu zaten. Avcı 7-den geriye bomboş bir beden kalmıştı sadece. Dilini dudaklarının üzerinde gezdirirken işkence sırasında çekilen dişlerinden geriye kalan boşluklardan rahatsız oldu. Aradan geçen zamanı bilmiyor olsa da yapılan her işkence zihnine kazınmıştı. Üzerinde kırılan sopalar, çekilen dişleri, sökülen tırnakları, parçalanan organları, uyuşturulmadan dikilen derisi, elektrik yüzünden düşünme yetisini yavaşça kaybeden beyni...
Bitsin istiyordu. Gece Toksöz ilk kez düşman elindeyken son nefesini vermek istiyordu. Fazlaydı. Onun için bile ne kadar olduğunu bilmediği süre boyunca yaşadıkları fazlaydı. Gözleri bir an kapandı. Sonraki anda yüzüne atılan kova dolu su ile gözlerini araladı. Aradan ne kadar zaman geçmişti? Bilmiyordu. Yine bilmiyordu.
Biri saçlarına yapışarak başını geriye çekti. Genelkurmay Başkanıydı. Nadiren de olsa buraya geliyor, bir de o soruyordu. Herkes "Orhan nerede?" diyordu. Onlar aynı soruyu dillendiriyor, Gece sessiz kalıyordu. Ondan geriye boş bir beden kalmış olsa da Avcı kimliğine ihanet etmesi söz konusu değildi. Orhanın ya da diğerlerinin yerini söylemesi imkansızdı. "Arkadaşın ölüyor, Avcı. Canın, kanın ölüyor. Onu kurtarmak istemiyor musun?"
Yüzüne yediği onca yumruktan sonra en son ne zaman iki gözünün aynı anda açık olduğunu hatırlamıyordu. Bugün de sol gözü şişmiş, tamamen kapanmıştı. Tek gözüyle Genelkurmay Başkanına bakarken her şeye rağmen güldü. Gülüşü alay doluydu. "Başkanım, neden inatla beni dinlemiyor ve annenizin yatağına bakmıyorsunuz?" Yediği kuvvetli yumruk yüzünden bir dişini daha tükürdü. Fakat Başkan durmadı. Yanındaki adamdan aldığı bıçağı Gecenin göğsündeki açık yaraya sapladı, gözünü kırpmadan döndürdü. Avcının çığlığı normal birinin yüreğini dağlayacak kadar acı doluydu.
"Hala anlamadın mı, Toksöz? Buradan çıkışın yok. Kimse seni almaya gelmeyecek. Çok sevdiğin ajan var ya? O bile seni aramaktan vazgeçti."
Vaz mı geçmişti? Yani bu bir süreliğine de olsa Kuzeyin onu aradığını mı gösteriyordu? Hem de ona yaptığı şeye rağmen? İntikamını almak için arıyordur diyen zihnini susturdu. Sebepleri umurunda değildi. Aramış mıydı? Aramıştı. Bununla yetinecekti.
"Sizi kurtarabilecek tek kişi sensin. Orhanın yerini söyle ve kurtulun."
"Zekama hakaret sayarım, Başkanım." Az önceki yumruk yüzünden ağzına dolan kanı bilerek çenesini tutan adamın eline akıttı. Bu sayede Başkan anında geri çekildi. "Ne olursa olsun buradan cesedimizin çıkacağını bilecek zekaya sahibim. Sizin yerinizde olsam bizimle uğraşmaktan vazgeçerdim."
Başkanın "En büyük korkun, Avcı," demesiyle Gece açık olan gözünü kapattı. Daha önce de birkaç kez tek korkusuyla yüzleştirilmişti ve alışamadığı tek şey buydu. Utanmasa yeniden bunu yaşayacak diye ağlardı. Ağlamak yerine sağlam gözünü açıp güldü.
"Çok pardon ama en büyük korkumu da sikeyim, sizin meymenetsiz suratınızı da sikeyim, Başkanım."
Onlardan birkaç adım uzakta duran adam Genelkurmay Başkanının baş hareketiyle verilen emri anladı. Hızlıca ileri atılıp Gecenin göğsündeki açık yaraya art arda güçlü yumruklar indirdi. Avcı kendi kanında boğulacak hale gelene dek de durmadı.
Zaman algısını kaybeden Avcının aksine Genelkurmay Başkanı aradan geçen zamanın bilincindeydi. Üç yüz altmış dört gün. Tam olarak üç yüz altmış dört gündür iki Avcı da kimsenin dayanamayacağı işkencelere maruz kalıyorlardı. Buna rağmen bir sonuca varamamışlardı. İkisi de Başkana istediği cevabı vermiyordu. Sıkıntıyla yüzünü buruşturdu. Sıkılmıştı. İksinden de fazlasıyla sıkılmıştı. Eğer Gece Toksöz bu kez de konuşmazsa tek kurşunla ikisinden de kurtulacaktı.
İkinci kitap için heyecanlı mısınız?
Beklentileriniz neler?
Neler olacağını düşünüyorsunuz?
Düşüncelerinizi yorum olarak bırakmayı unutmayın. Emeğe saygı duyup değerlendiren herkese sevgilerle...♥
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gece
ActionOn sekiz yıl önce yaşadığı lojmandaki tüm askerler öldürülmüştü. Hikayesi diğerlerinden farklıydı çünkü hem babası öldürülmüş hem de evi yakılmıştı. Gece Toksöz katliam gününden sonra ortadan kaybolmuş, on sekiz yılını hayalet olarak geçirmişti. Ner...
