Abur cuburları hazırlamış çayı demlemiştim. Tuna hâlâ uyuyordu. Saat ise 8 buçuktu.
Tuna' nın odasına girince tepsiyi yandaki masaya koydum. Demliği de getirip tepsinin yanına. Yatağa dik konumda duran sehpayı, paralel olacak şekilde çevirip yatağa bi tık daha yaklaştırdım. Bu sehpa nöbet arkadaşlarımdan bir diğeri olacaktı.
Kitaplığın altından 8 tane kağıt çıkarıp masaya koydum çünkü çayı demlerken kafamda tekrardan düzenlediğim sıralamaya göre 8 sorunumuz vardı.
1- Planın nasıl ilerleyeceğine karar vermek.
2- Emniyettekiler öğrendiğinde ne yapacağımızı planlamak.
3- Burak ile konuşmak / Yapılacak konuşmayı planlamak
(Sorun gibi gözükmüyor olsa da en büyük sorunum buydu. Burak sadece Defne' nin kardeşi değil, aynı zamanda bir ajan ve çeteye eğitim veren bir öğretmendi. Bunların yanında reşit olduğu için bizden sonraki en yetkili kişi ve çetenin güvendiği biriydi yani çetenin güvenini geri kazanmak buradan geçiyordu ama Burak ile aram pek iyi değildi.)
4- Çetenin güvenini geri kazanmak.
5- Havuç' a yapılacak açıklamaya karar vermek.
6- Yarın hastaneye nasıl gideceğimi düşünmek.
7- Azra ve Elif Ada' nın arkasına adam takmak.
8- Bıçağa ne yapacağıma karar vermek.Her kağıda birer tane sorun yazıp sebpanın köşelerinden birine koyduktan sonra oturduğum yerden Tuna' ya seslendim.
Biraz daha rahatça uyuyabilmek için soluna dönmeye çalıştı. Kolunun üzerine yatınca da ufak bi çığlık atıp uyandı. Şöyle bi etrafına baktı. Beni farkedince de hafifçe doğruldu. Sonra yatağın kenarından ayaklarını sallandırıp kalkmaya çalıştı. Bu hareketiyle ayaklanıp yanına gittim. "N'apıyorsun?" "Ayağa kalkıyorum." Birbirine karışmış saçlarına, göz yaşlarıyla kurumuş yüzüne ve doğru düzgün açamadığı gözlerine rağmen gayet ciddi duruyordu.
"Otur oturduğun yerde." Yatağın önündeki sehpayı gösterdim. "Buradan çöz sorunları." "Kabul." "Bekle, ya. Bi misafirimiz da-" Zil lafımı bölüp misafirimizin geldiğini haber verdi. "Bak, geldi bile."
Koşup kapıyı açtım. "Hoş geldiniz, ünlü çiftçi bey." "Hoş bulduk; beni plana, kavgaya gönderek eklemek yerine pazara satışa göndererek ekleyen hanımefendi." "Amma laf yaptın, ha. Geç içeri." Ayakkabılarını arkalarına basarak çıkarıp bi güzel ezdikten sonra içeri girdi.
Ben daha kapıyı kapatmadan odadan sesleri gelmeye başlamıştı. "Hoş geldin, kanka." "Hoş buldum." Kapıyı kapatıp içeri geçtiğimde çoktan sohbet etmeye başlamışlardı. Sohbetlerinin ana başlıklarıysa belliydi: Tuna' nın yüzünün nasıl bu hale geldiği, Eda' nın başına gelenler, Aybek' in sabahtan beri nerede olduğu. Çünkü kimsenin farklı görevdekilerden haberi yoktu ve diğer görevlerde olduğu gibi herkes görevden sonra bir başkasından bilgi almaya çalışıyordu.
Aslında, görevleri düzenleyen kişi olmama rağmen benim de görev sırasında yaşanan olaylar hakkında fazla bir şeyden haberim olmuyordu çünkü kötü bi haber plana olan odağımı kaybetmemize sebep olabilirdi ve bu isteyeceğimiz son şey bile olamazdı.Çayları doldururken konuşmalarının bitmesini bekledim. Çayları önlerine koyduğumda ise, çok şükür, konuşmaları bitmişti. İkisinin de bana soracağı çok şey vardı ama şu an hiç sırası değildi. Bu yüzden Tuna' nın önüne iki, Aybek' in önüne ise üç tane sorun kağıdı bırakıp kendi sorun kağıtlarıma gömüldüm.
Ne de olsa ben plan kuruyorken kimse beni rahatsız edemezdi çünkü buna cesaret edebilecek biriyle tanışmamıştım.
Çetenin güvenini geri kazanmak.
Havuç' a yapılacak açıklamaya karar vermek.
Burak ile konuşmak / Yapılacak konuşmayı planlamak.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Geçmişin Sonucu
HorrorÇoğunluk olarak kavga, travma ve kan temalı bir kitap olacaktır. Hassas kişilerin okumamalarını tavsiye ederim.