Ekranı kitledikten sonra telefonu yan tarafıma bıraktım. Sabahtan beri yatakta uzanmış tavanı izliyordum. Yakın zamanda çok fazla şey olmuştu ve benim gibi sessiz sakin bir hayata sahip olan biri için hepsi doğal olarak fazla geliyordu.
Aklımda evirip çevirdiğim bir dolu soru, beni tedirgin eden bir yığın olay, yaşanan ve yaşanacakların getirdiği bir dünya belirsizlik vardı. Soobin konuşmamız gerektiğini söyleyerek ilk adımı attığında kabul etmediğim için çok pişmandım, daha mesajı göndermeden böyle olacağını bildiğim halde reddetmiştim. Sabah yatakta yaşadığımız küçük kazadan sonra belki de gereğinden fazla utandığımdan ondan kaçmak istemiştim. Aslında samimiyetimiz olmasa bile ikimiz de erkektik ve bu da istenmeden yaşanan bir şeydi. İçinde bulunduğumuz çok daha ciddi bir durum vardı bu yüzden davranışım yersizdi, sadece engel olamamıştım.
Soobin tekrar bir adım atarsa bu sefer terslemeden kabul etmeliydim, onunla konuşmamız gereken çok fazla şey vardı ve tüm bunlar için dedemle buluşmayı bekleyemezdim. Dün yaptığımız araba kazasının şoku geçtiğinden artık altında yatan sebebi ve olası sonuçları bilmek istiyordum. Dün ikide bir kenar köşeye geçip kimlerle konuştuğunu, böyle bir şeyin neden yaşandığını ve gelecekte muhtemel neler yaşanacağını bilmek istiyordum.
İç geçirerek yerimde doğruldum. Elimi yüzümü yıkamak için kalkmam gerekiyordu artık. Soobin hâlâ odaya çıkmamıştı. Acaba ne yapıyordu? Zihnimde 'Ya bırakıp gittiyse' diye anlık bir düşünce geçse de hemen yok oldu. Nedense böyle bir şeye ihtimal verememiştim. Çok kısa süredir tanımama rağmen hakkında böyle net görüşlerimin olması garipti.
Kalkıp tek kişinin zorlukla sığdığı banyoya yürüdüm. İlk ayaklandığımda anlık başım dönse de direnerek devam ettim. Aynı Soobin'in dediği gibi açlık hissi bastırmaya başlamıştı ve karnım gurulduyordu. 'Süper oldu' diye geçirdim içimden. Yüzümü yıkayıp oturabileceğim tek yer olan yatağa geri döndüm. Yapacak bir şey bulamayınca yine telefona sardım. Çocuklardan ses yoktu, ben de internetimi idareli kullanmaya çalışarak birkaç video izledim. Bir süre sonra onlar da kesmeyince pencerenin olduğu tarafa geçtim. Manzarayı izlemek iyi olabilirdi.
Yaklaşık bir on - on beş dakika suyu ve etrafındaki yeşilliği izledim. Sessizliği biraz ürkütücü olsa da bir noktada huzurluydu. Hostel'e girip çıkan kimse yoktu, zaten insan ayağının kolay kolay düşeceği bir konumda değildi. Dalmış bir şekilde taşlı yola bakarken uzun boylu bir silüet gördüm. Bakışlarım o noktada sabitlenirken giderek netleşen figür kalbimin çarpmasına sebep oldu. Oluşturduğu etkiyi kendi içimde anlamlandıramazken Soobin kafasını kaldırarak kaldığımız odaya taraf baktı. Gözlerimiz birleştiğinde göğsümden aşağıya akan kaynar suyu hissettim. Vücudumun verdiği tepkileri anlamlandıramıyordum. Sanırım yaşanan onca şeyden sonra şirazem kaymıştı. Bakışlarımı yana çevirerek odanın duvarında sabitledim, ardından da sırtımı döndüm.
Asıl odaklanmam gereken şeyi kaçırmamam gerekiyordu. Soobin beni bırakıp dışarı çıkmıştı. Daha öncesinde sahip olduğum o emin düşüncelere kendi içimde gülerken yatağa oturup telefonu elime aldım. Bir halta baktığımdan değil, sadece geldiğinde meşgul görünmek istemiştim. İçimde tuhaf bir sinir oluşmuştu. Beni bırakıp gitmeyeceğini düşünmüştüm bir de. Hah'ladım.
Notlar kısmını açmış random harflere basarken kapı iki kez tıklatılıp açıldı. Başımı hiç o tarafa çevirmeden ciddiyetle işime devam ettim. Odada adım sesleri ve poşet hışırtıları dışında tek ses yoktu. Benim klavyeye basan hırslı parmaklarımı saymazsak tabii.
Yatağın sağ tarafında bir hareketlilik oldu. Soobin oraya oturmuştu sanırım. Olur da telefonuma gözü kayar diye notlarımdan çıkıp video izlemeye başladım.
"Acıkmadın mı?" Galiba sessiz kaldığımız dakikalardan sonra dayanamayarak konuşmaya karar vermişti.
Karnımın guruldamaması için bildiğim tüm dinlerdeki duaları ederken "Hayır." dedim
"Peki. Ben banyoya giriyorum."
Başımı salladım belli belirsiz, sanki açım desem yemek pişirecekti beyefendi.
On beş dakika sonra banyonun kapısı açıldığında ben yine bıraktığı yerdeydim. Kendisi fark etmese bile bozulmuştum. Ondan böyle bir talepte bulunmadığım halde beni korumayı kendine görev bildiyse neden böyle bir zamanda bana söylemeden çıkıp gitmişti?
"Hâlâ bir şeyler yememişsin. Takatsiz kalırsın bu şekilde."
Tam kafamı kaldırıp ters ters bakacakken kucağıma konan poşetle duraksadım.
"Bunları bulabildim."
"Yakınlarda market yok demiştin."
Başını sallayan Soobin'e baktım öylece. Eli saçlarının arasında bakışlarını kaçırırken "Çevrede herhangi bir sıkıntı var mı göz gezdirecektim. Denk gelince aldım." dedi.
"Sen yokken burada da sıkıntı olabilirdi."
"Buradan birkaç kişiyi tanıyorum, kahvaltıdayken dikkat etmelerini tembihlemiştim."
Ağzımı açtım ama diyecek bir şey bulamayarak geri kapattım. Olayın aslını bilmeden kötü bir zanda bulunmuştum. Sessizce onaylayarak önümdeki poşetten elime ilk gelen şeyi alıp açtım. Gerçekten çok acıkmıştım.
"Bu gece yola çıkacağız, akşam yemeğinde detaylıca konuşuruz."
Kısaca Soobin'e bakıp başımı salladım. Bir zamanlar aynı restoranda denk geldiğimiz için bayılmanın eşiğine gelmiş ve karşısında yemek yiyen arkadaşı için endişelenmişken bu akşam karşısına oturan ben olacaktım.
Bugün bir şeylerin yerine daha sağlam oturacağını hissediyordum. Akşam muhtemelen bir şey yiyemeyeceğimi bildiğimden elimi poşetin içine soktum. En sevdiğim fındıklı çikolata ve kremalı bisküviye denk gelmenin minik çaplı keyfiyle beni izleyen gözlerinden kaçınmaya çalışarak hızlıca bir ısırık aldım.
______________________________________
hikayelere gelen yorumlari okudukca elim hep buraya kayiyordu ama bi turlu kollarimi sivayamamistim, bir yilin ardindan iki bolumle geldim, hikayeyi bekleyen pek var midir bilmiyorum ama her halukarda bitirmek istiyorum cok duzenli goturemesem de umuyorum ki sonunu gorecegim, kendinize guzel bakin 🐰
ŞİMDİ OKUDUĞUN
deep down i need you more
Fanfiction#yeonbin texting + düz yazı En büyük derdim kalmamaya uğraştığım derslerimdi. Onunla tanışana kadar.
