20

213 40 11
                                        

Akşamüstü kısa bir duş alıp üstümü değiştirmiştim. Hostelden çıkıp restorana yürürken heyecanlı ve gergindim. Soobin biraz önümde giderken benim aksime oldukça tasasız görünüyordu, ya da yüz ifadesi böyleydi bilmiyorum. Restoran da hostel gibi eski ama nostaljik duruyordu. İçeri girdikten sonra köşe cam kenarında olan masaya doğru ilerledik. Siparişlerimiz hızla alındı ve beklemeye başladık. Ağzım sanki konuşmamaya yemin etmişim gibi mühürlenmişti ve zaman da bir türlü geçmek bilmiyordu.

"Gergin misin?"

"N-ne? Neden?" hazırlıksız yakalandığım soruyla kekeledim.

"Ayağını yere vurup duruyorsun, bir de dudağını dişliyorsun. Devam edersen kanatacaksın."

O söyledikten sonra hipnoz olmuşcasına yaptığım hareketleri bırakarak sırtımı dikleştirdim. Dudağımı fazla sıkıştırdığımdan zonkluyordu. Soobin'in oraya baktığını bilmek de pek iyi gelmemişti.

"Sormak istediklerini sorabilirsin."

Derince bir nefes aldım. Taehyun, Soobin'e aramızda geçen konuşmadan bahsetmemişti. Psikopat tipli çocuğu başıma bela etmemek için bende beni kaçırdığını, olaylardan bahsettiğini ve tehdit ettiğini söylemeyecektim.

"Bana her şeyi baştan anlatmanı istiyorum aslında. Dedemle aranda nasıl bir bağ var ki hiçbir zorunluluğun olmadığı halde şu an burada benimlesin? Ya da dün yaşadığımız kaza gerçekten de bir kaza mıydı? Eğer değilse neden devamında bir şey olmadı? Olacak mı?" daha bir sürü soruyu beraberinde sıralayabilecekken durdum. Yavaş yavaş gitmemiz daha sağlıklı olurdu.

"Deden seninle ne kadarını konuştu bilmiyorum ama en azından tek kelime etmediğin birinin arabasına binebileceğin kadar bilgi sahibi olmalısın."  Bana bu bilgileri verenin Taehyun olduğunu söylemek istesem de devam etmesi için yalnızca başımı salladım.

"On yıl kadar önce annem ve babam dedenin yanında çalışıyorlardı. Şirket giderek büyüyordu ve deden başından beri yanında olan çalışanlarına daha sıkı kenetlenmişti. Kemik kitleyi korumaya çalışıyordu çünkü onlara güvenebileceğini biliyordu. Ailem de onlardan biriydi, herhangi bir sıkıntı olduğunda deden hemen müdahale eder ve bizim için sorunu hallederdi. Birbirlerine çok bağlılardı. O zamanlar siz başka bir şehirde yaşadığınızdan senin sadece adını biliyordum. Deden ailece de tanışmamızı istiyordu ama mümkün olmadı." Soobin'in duraksamasıyla örtüye takılan bakışlarımı ona çevirdim.

O da masadaki servis tabağına dalgın bir şekilde bakıyordu. Yüzündeki ifadeyi çözmek zordu. Ne hissettiğini anlayamasam da bahsettiği şeyin içeriğini düşününce canının sıkkın olduğunu tahmin edebiliyordum. Dedemin istediği şey mümkün olmamıştı çünkü Soobin'in ailesi ölmüştü. Devam etmesi için herhangi bir şey söylemedim. Hazır hissettiğinde bunu kendisi yapmalıydı.

"Ailemi kaybettikten sonra deden bana destek olmaya devam etti. Ona karşı hissettiğim manevi sorumluluk çok fazla. Her ne kadar o benden karşılık beklemese de her zaman onun için bir şeyler yapabilmeyi istemiştim."

"Kaldığım yurda gelme sebebin de bu muydu?"

"Üniversiteyi kazandıktan sonra deden benimle eskisi kadar iletişim kurmamaya başladı. Artık büyüdüğümü düşünüp beni kendi halime bıraktığını sanmıştım ama işler arka planda farklıymış. Meğer zamanında rakip şirketlerden birinin başında olan adam dedene sorun çıkartıyormuş. Sanırım aralarında yıllardır süren bir mesele varmış ve son zamanlarda alevlenmiş, tam sebebini bilmiyorum. İşte deden seni bu işlerden koruyarak tedirgin olmadan okuluna devam edebilmenin yolunu aradığı sırada ben kaydımı buraya istedim. Çevremdeki birkaç kişiyle birlikte yurda yerleştim. Böylece herhangi bir sıkıntı olması durumunda müdahale edebilirdim."

Soobin hayatında hiç bu kadar konuşmamış gibi yorgunlukla bir nefes verdi. Hâlâ neler düşündüğünü ve hissettiğini anlamak zordu. Gerçi ben de ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Taehyun zaten bana belli başlı noktaları anlatmıştı ama nedense olayları yumuşatmaya çalıştığını ve işlerin bundan daha ciddi boyutta olduğunu hissediyordum. Herhangi bir sıkıntı olması durumunda müdahale edebilirdim diyordu ama o sıkıntılardan hiç bahsetmiyordu. Onu ilk gördüğüm anda bile yaptığı buydu. Ben onu katil sanarken o beni korumaya çalışmıştı.

"Fazla vefakarsın. Dedeme olan minnetini anlıyorum ama hayatının büyük bir bölümünü etkileyen kararlar vermişsin. Tanımadığın bir çocuk için yurt değiştirmişsin, tehlikeleri def etmeye çalışmışsın ve şu an tatil yapabilecekken benim güvenliğimi sağlamaya çalışıyorsun. Sadece fazla vefakar değil fazla da iyisin."

Ağzımdan çıkan 'iyisin' lafından sonra Soobin yan ağız güldü. "Ben öyle demezdim." tepkisi beni tedirgin etmese de anlık duraksattı. Anlattıklarına bakarak böyle net çıkarımlar yapmamın doğru olmadığını hatırlatmak ister gibiydi.

"Dünkü olaya gelecek olursak," derin bir nefes aldı. "Kaza olduğunu düşünmüyoruz, sürekli bir şeyler yapıp sonrasında cevabımızı ölçmeye çalışıyor gibiler. Deden ters bir şeyler olduğunu sezdiğinden bir an önce gelmeni istiyordu. Artık bu kadar açıkça ve direkt saldırıda bulunmaları hamlelerinin cesurlaştığını gösteriyor. Gece arkadaşlarımda etrafımızda olacak şekilde yola çıkacağız. Tamamen önlem amaçlı. Herhangi bir şey yapmalarını beklemiyorum, en azından şu an için. Dedenin yanına gittiğimizde sonrasında neler yapacağımızı konuşuruz."

Başımı salladım. Ne diyebilirdim ki? Bildiklerimi pekiştirmiş ve üstüne yeni detaylar eklemişti Soobin. Aklıma onu ilk gördüğüm gün yaşanan olayı sormak ve onu katil sandığımı söylemek geçse de ağzımdan dökülen sözler başka olmuştu.

"Kaç yaşındasın?"

Bana kafanın üstünde oturan bir inek var demişim gibi bakan Soobin'e düz tutmaya çalıştığım ifademle baktım. Konuşulan onca konunun üstüne bunu beklememiş olduğu belliydi, aslında ben de beklemiyordum sadece ağzımdan o şekilde çıkıvermişti.

"Yirmi."

Gözlerim irileşirken "Ne?" diyebildim.

"O kadar şey anlattım, böyle tepki vermemiştin."

"Benden küçük olmanı beklemiyordum çünkü. Koca adam gibi davranıp duruyorsun."

"Koca adamım zaten." dedi bariz bir şeyi açıklar gibi.

"Hayır değilsin daha genceciksin inanamıyorum. Seni uğraştırdığımız şeylere bak." Bu kadar şeyin arasında şaşırdığım noktanın bu oluşu ona garip gelebilirdi ama aslında çok haklıydım. Kiminle uğraşırsak uğraşalım bu bizim aile meselemizdi. Daha yakın bir zamana kadar ben bilmez ve keyfime bakarken Soobin belki birkaç metre ötemde vaktini bana göz kulak olmaya çalışmakla geçirmişti. Arkadaşlarıyla yiyip içebilir, yaşının gerektiği gibi eğlenebilir ve tek derdi sınavları olabilirdi. Ondan bu haklarını almış gibi hissediyordum.

"Bunu ben istedim Yeonjun. Dedene yardımcı olmaktan memnunum." sesi keskin çıksa ve koca adamım diye diretse de o hâlâ genç bir çocuktu. Aramızdaki dört yaşa rağmen sanki büyük olan o küçük olan benmişim gibi davranmıştım bunca zaman.

Ailesiz büyüyüp biraz destek gördüğü bir insan için hayatını yönlendirmekte tereddüt etmeyen karşımdaki çocuğa baktım. Dedem de ben de, etrafındakiler de düşüncesizdik. Önüme gelen yemekten yayılan güzel koku bile şu an beni cezbetmiyordu. Kendimi kötü hissediyordum.

Gittiğimizde kesinlikle bu konuyu dedemle detaylıca konuşacak ve bu çocuğun önüne bakmasını sağlayarak ona yaptıklarının karşılığını verecektim.

Ben dalgın bir şekilde suratına bakarken Soobin'in bakışları arkamdaki bir noktada sabitlendi. Çok geçmeden kaşları çatıldığında bir şeylerin ters gittiğini anladım.

"Yeonjun yemeğini ye. Yola daha erken çıkmamız gerekebilir."



deep down i need you moreHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin