kim seungmin×han jisung skz ff.
avuç içine yıldızlar çizmeye başladı sonra. yaralı bölgeye değdirmemeye özen gösteriyordu. "gökyüzünde yıldız kalmamış, avucuna hapsetmişsin hepsini baksana."
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
foto inanilmaz jisung coded
𓇼
sabah ilk işi kıyıda köşede belki telefon alır ya da en azından birkaç hafta evi idare eder diye biriktirdiği parayı çıkarmak oldu jisung'un. hep fax ile iletişim kurmak istemiyordu seungmin'le ama telefon işi biraz daha bekleyebilirdi.
eşofmanıyla siyah atletini üzerinden sıyırıp tertemiz kıyafetler giyindi. saçlarını geriye doğru taradı, küpelerini düzeltti, gümüş yüzüklerini taktı sonra. cüzdanını arka cebine koyarken derin bir nefes aldı rutubet kokusu sinmiş odasından çıkmadan hemen önce.
hyunjin'in sesini duydu sonra, karşı taraftan ses gelmediğine göre telefonla konuşuyor olmalıydı. bir o yana bir bu yana dolanarak konuşmaya devam ettiğinde elindeki siyah aleti gördü jisung.
dün eve gelir gelmez tamir işlerinden anlar diye fotoğraf makinesini önüne koymuştu hyunjin'in. "şunu en azından elle tutulur bir hale getir." diyince hyunjin bir güzel fırça çekmişti.
"onca işimin arasından bununla mı uğraşacağım, kimden çaldın da sıçtın güzelim makineye, eve iki üç gün ekmek getirdin diye ağa mı kesildin başıma, hem o kadar parayı nereden buldun sen?" gibi laflar etse de kendisinin artık pis işlere bulaşmasını istemediği için dolup taştığını biliyordu arkadaşının.
dün ettiği onca laftan sonra tamir etmeye başlamıştı. jisung kafasının içinde dönüp duran anlara karşılık gözlerini kapatıp kafasını önüne çevirdi. elini kapı kulpundan çekip hızla çıkmıştı evden.
istikameti direkt olarak tren istasyonu oldu. kasabadan çıkıp şehir merkezine ayak bastı. yabancı değildi buralar ama boğuyordu onu. yol üstündeki elektronik, fotoğraf makinesi satan ne kadar dükkan varsa gezdi dolaştı. çok pahalıydı, kazıklıyorlar mıydı bilmiyordu sırf ötelemesinler diye düzgün de giyinmişti üstelik.
biraz daha dolandı durdu, pes etmeden. çok değil biraz ileride bir dükkan gördü. takatinin kalan son demiyle koşturup durdu cam vitrinin önünde. dizili kameralara baktı, hepsi de seungmin'in kamerasına benziyordu. fiyat etiketlerine baktı sonra.
ulan jisung, dedi kendi kendine. senin bir seçeneğin yok, hiçbir zaman da olmadı. cam kapıyı yavaşça ittirip içeri girdi. sakin bir müzik sesi doldu kulaklarına. hemen arkasından oturduğu yerden kalkıp gülümseyerek "hoşgeldiniz." diyen yaşlı adamın sesini duydu.
kafasını salladı. "kolay gelsin, ben fotoğraf makinesi almak istiyorum." dediğinde adam vitrine döndü. "tabii, profesyonel çekim için mi istiyorsunuz?"
anlamazdı ki böyle işlerden, seungmin profesyonel çekim için mi kullanıyordu acaba?
"aslında bir arkadaşıma alacağım, gördüğü her şeyi fotoğraflamayı seven biri. en çok deniz fotoğraflarını çeker." aslında fotoğraflanması gereken her şeyi.