♪ ♪ ♪

125 25 0
                                        

Louis evin kapısını açtığında Harry tüm sevimliliği ve kocaman gülümsemesiyle onu bekliyordu. İkisi de hiç konuşmadan birbirlerine hafif bir tebessümle baktılar. Harry ona da mesajda bahsetmiş olduğu hislerin heyecanındaydı. Sevmenin tuhaf bir büyüsü vardı, insanı korkudan titretirken heyecanla etrafını örüyor, adrenalin ve huzuru yan yana koyarak kalbi şoka sokuyordu.

Louis ise okuduklarının mutluluğundan sarhoş gibiydi. Bu yüzden göğsünü sıkıştıran bir heyecanla Harry'ye sarıldı. "Nasıl bu kadar şanslı oldum bilmiyorum..."

"Ben de," diye cevap verdi Harry onun sarılışına sıkıca karşılık verirken. Bir yandan da elindeki paketi ezmemeye çalıştı, elini biraz uzaklaştırdı ve Louis bu hareketi anında fark ederek geri çekildi.

"Pardon, elindeki umurumda olmadı bir an... Hoş geldin!"

"Hoş buldum, ikimize kahvaltı getirdim. Ve sevdiğin kurabiyeden yaptım."

Louis sırıttı, onun yanağını öpüp elinden paketi aldı. "En sevdiğim kurabiye sensin. Geç hadi, gel içeriye."

Birlikte mutfağa doğru yürüdüler. Ev yeni temizlenmişti, her halinden belliydi. Harry onu aceleyle etrafı toparlarken hayal edince güldü. "Nasılsın?"

"Sabah uyanır uyanmaz okuduğum mesajlarından sonra mı? Harikayım! İlişkimizden korkmayı ve utanmayı bıraktığını söylemişsin-"

"Yanlış anlamışsın." dedi Harry. Tezgaha yaslanıp tamamen ona döndü. "Utandığım şey ilişkimiz değil, tanışma şeklimizdi. Korktuğum şey de çevremin tepkisi. Ben ilişkimizden başından beri çok mutluyum. Sorun kim olduğumuz da değil. Sadece tanışma şeklimizdi."

"Bu konuda seni rahatlatabilecek bir şey söyleyebilsem keşke ama elimden bir şey gelmedi hiç."

"Sorun değil. Dedim ya, aştım artık Louis. Nasıl tanıştığımızın detayına takılıp kalırsam seni kaybederim diye korkuyorum çünkü."

Louis kocaman gülümsemesiyle "Mümkün değil." diye karşılık verdi. "Yani sana nasıl taptığımı da anlamadıysan yazıklar olsun artık."

"Neden korktuğumu anlamazsın sen, boş ver neyse."

Konunun değişmesine izin vermeden "Anlamam tabii ki," dedi Louis. Gerçekten de anlamıyordu. "Senden gelecek bir mesaja bile çok muhtaçtım ben, hatırlamıyor musun? Yüzünü görmek için her gün kampüsün diğer ucundan gelip o kafede kenara köşeye saklanıyordum liseli aşıklar gibi. Evinize geldiğimde hırkanı bile çaldım-"

Ağızdan kaçtığı alenen belli olan itiraf Harry'nin şaşkınca ama gülerek "Ne?" diye bağırmasına sebep oldu. "Hırkamı mı çaldın? Ne zaman?"

Louis yakalanmanın verdiği rahatsızlıkla suratını astı. "Gemma'dan ayrılmadan önce evinize son geldiğimde. Seninle ilgili duygularımdan emin değildim ama sürekli seni düşünüyordum, kafam karışıktı sen çok güzeldin ve her yerine kokunu yaydığın kahverengi hırkanı yanımdaki koltuğa atıp beni günaha teşvik etmiştin."

"Depresyon hırkam!" dedi Harry onun neyden bahsettiğini anlayınca. Gemma ve Louis çıkarken kaybetmişti onu. Gemma eve Louis'nin geleceğini söyleyince Harry onların yanında bulunmak istememişti -çünkü Louis'den alenen hoşlanıyordu ve bu o zamanlar korkunç bir şeydi-, yürüyüşe çıkmıştı. Çıkarken de modu düşükken mutlaka giydiği kahverengi hırkayı giymişti. O gün hırka kaybolmuştu, Harry onu yürüyüş yaparken sıcaklayıp çıkardığını ve dışarıda bir yerde unuttuğunu sanmıştı hep. 

Oysaki eve hırkayla gelmiş, salona bırakıp Louis'yi de çok görmemek için aceleyle odasına gitmişti. Louis yanı başında duran hırkayı alıp o sırada diğer odada telefonla konuşan Gemma'ya haber bile vermeden evden nasıl kaçtığını dün gibi hatırlıyordu.

SWIFTLY EVER AFTERBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin