"Hiçbir zaman doğru insan çıkmaz karşına... Ya zaman yanlıştır ya da insan." der Dostoyevski. Vicdanımızın bize layık görmediği bir mutluluğa nasıl el uzatabiliriz ki? Kalbindeki yılan çoktan etrafını sardı, dünya denen çöplüğü daha iyi bir yer hali...
Bak Mathilda; insan, umursamadığı her şeyin galibidir. Léon 1996
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Jungkook-ah, seninle görüşmek isteyen biri var."
Kareografın seslenmesiyle dans etmeye ara verdi ve nefes nefese birkaç adım önünde yerdeki su şişesini alıp kafaya dikti. Bir ay sonra çıkacak yeni teklisinin kareografisi üzerinde çalışıyorlardı.
"Kim?" Dedi soluk verirken. Terden üzerindeki beyaz tişört vücuduna yapışmıştı.
Adam umursamazca omuz silkti. "Git bak, ben nereden bileyim?"
"Nerede?"
"Yandaki odada seni bekliyor, Woojin hemen görsün dedi."
Annesi dışında onu kimse görmeye gelmezdi. Taehyung mu diye geçirdi içinden ama onun da bugün programı vardı.
Adımlarını sürüyerek odadan çıktı ve omzundaki havluyla boynunu ve yüzünü kuruladı. Kas ağrıları yeni yeni kendilerini belli ediyordu. Yüzünü buluşturdu.
Siyah kapıyı açtı ve karşısındaki koyu meşe masanın ardında onu bekleyen, muhtemelen kendinden büyük adama baktı.
"Siz kimsiniz?"
Yoongi oturduğu sandalyeden kalktı ve ona doğru birkaç adım atıp kendini tanıttı. "Lee Hui dosyasının baş dedektifi, Min Yoongi. Size birkaç soru sormak için geldim."
Jungkook'un üzerindeki laubalilik ve bıkkınlık buhar olmuş, ciddi bir şekilde eğilip selam vermişti. Karşılıklı olarak oturdular.
Yoongi Jungkook'u baştan aşağı süzdü. Fit vücudu ve yakışıklı yüzüyle idol olduğunu belli ediyordu. Terli halinden, çalışırken geldiğini anladı ve gözü kollarındaki bazı morluklara takıldı. "Çok çalışıyor olmalısınız."
Jungkook mahçup bir şekilde başını salladı ve yarım yamalak gülümsedi. "Çok çalışmalıyım."
"Hui... İlk önce sizin anlatmak istediklerinizle başlayalım. İfadenizi okudum ama mahsuru yoksa bir defa da sizden dinlemek isterim. Hui nasıl biriydi Bay Lee?"
Jungkook bir süre düşündü. Başını kaldırdı ve sanki sorunun cevabını arar gibi gözleri odanın zemini gibi koyu gri olan duvarlarda gezindi. Yetinmeyip camdan dışarıya baktı. Gözleri dolmuş, kollarını bağlamıştı.
Yoongi anlayışla onu bekledi. Ablasının aksine kardeşi duygularını göstermekten ve yaşamaktan çekinmiyordu.
İki dakikanın sonunda Jungkook ağlamakla konuşmak arasında bir sesle "Hui." Diyebildi sadece.
Yoongi o an görüşmeyi bitirmeyi düşündü. Ablası her ne kadar olayı atlatmışsa da cinayet yaşanalı henüz bir hafta olmuştu ve acıları çok tazeydi.