cinque

1.6K 64 51
                                        

son bölümdeki yorum ve oylar için teşekkür ederim <3 sanırım en çok etkileşim alan bölümümüzdü. oy verip fikirlerinizi belirtirseniz yine çok sevinirim.


15 Eylül 2022

" VE GOOOOOL. ARİN ASLANOVA" diye yapılan anonsla yerimden kalktım. Yanımdaki babam iki elini yumruk yapmış bağırıyordu. Arin'e odaklandım, takım arkadaşları tarafından türlü tepişme şekilleriyle tebrik edilirken  gözleri parlıyordu. Dördüncü maçında ilk golünü bulmasına rahatlamıştım. Geçen hafta Twitterda "Çöp transfer yaptık, sezon ortası kiralayalım" tarzı yorumlar belirmeye başlamıştı çünkü. Çok gençti daha Arin, ben Türkiye'yi seçtiğine minnettar olurlar sanmıştım. Ama çok toksik bir kitle olduğunu fark etmem uzun vakit almadı.

Herkesten sonra sahanın öbür tarafından son sürat koşup Arin'i belinden kavrayan Alper'i izledim. Hayvan gibi diyorlardı ona da sosyal medyada. Öyleydi de bazen. Arin'le bol temaslı gol kutlamalarını gülümseyerek izledim.

Maç 75. Dakikada tekrar başladığında geriden gelen Galatasaray bu sefer eşitliği galibiyete çevirmeye çalışıyordu. Taç atarken can havliyle arkadaşlarına bağıran Alper'e güldüm. Normalde Arin'i izlerdim tüm maç ki sonrasında kritiğini yapalım. Benim yorumumu almadığı tek maçı olmamıştı herhalde. Kaçırsam kayıtları izlerdim. Kendini kanıtlamak için olan kaygısını azaltmak için elimden gelen her şeyi yapıyordum amatörden profesyonele geçmeyi düşündüğünü açıkladığı günden beri. O benim için ne yaptıysa aynısını yapıyordum aslında, Paris Saint-Germain'in Arin'i satmak istemesinin sebebi sık sık New York'a benim yanıma uçmasıydı. Sahada iyi olsa da takıma ait hissetmeyen, her fırsatta izin alıp kaçan bir topçuya ihtiyaçları olmadığını söylemişlerdi.

"Öyle olsun." Demişti Arin dişlerinin arasından. "Şampiyonlar Ligi'nde size gol atmazsam piç olayım."

Burada daha durgun ve huzurluydu her şeye rağmen, takımı hemen benimsemişti. Belki de dedem ve babaannemin varlığı çocukluğumuzun tatillerini hatırlatıp modunu yükseltmişti en baştan bilmiyordum.

Ben onunla aynı hisleri paylaşmamıştım Türkiye konusunda başta. O New York'a nasıl geldiyse ben de öyle gelmiştim peşinden. İhtiyacı varsa her yere giderdim. Ama şimdi nefesim ağzımda maçı izlerken ben de son iki haftadır iyi vakit geçirdiğimi kendime itiraf ediyordum.

Babamla beraber annem gelmemişti Arin'i desteklemeye, bu keyfimin başlıca sebebiydi. Bir de Lauren'ın hayat enerjimi alıp götürdüğünü ondan ayrı kalınca anlamıştım ancak. Çok önceden bitmesi gereken bir ilişkiyi bitirip güneşi teninde farklı bir şekilde hissetmeye başlayan kız mutluluğu vardı üzerimde.

Ne kendime ne de kızlara ve Arin'e henüz itiraf edememiş olsam da bu mutluluğun asıl mimarı Alper'di. İlk gece attığım mesajdan sonra ertesi sabah yemeğin adının mıhlama değil muhlama olduğunu ve İstanbul'da en iyisini yemek istiyorsam evine gitmem gerekeceğini yazmıştı.

Gittim, önceki gece arabada suratımı koca elleri arasına alıp ağzıma üflediği andan sonra her şeye dünden razıydım.

Yaptığı bol tereyağlı bulamaç gibi yemeği beğeniyor gibi de yaptım. Ama tahminimdeki sebepten davet edilmemiştim eve. Alper'in sekiz bardak çay içtiği uzun kahvaltımızdan sonra o antrenmana giderken otelime bırakıldım.

Arin'i izlemek için gittiğim antrenmanlarda herkesi bırakıp neden sadece bizimle muhabbet ettiğini, Arin uzaklaştığında bile neden ilgisini benden ayırmadığını sorgulamadım. Berkan bana her "güzelim" diye hitap ettiğinde hafifçe kaşlarını çatarak alnının kırışmasına sebep olduğunu görsem de bir şey demedim. Birkaç gün sonra cesaret edip kendi de laf arasında "Sen nasıl istersen güzelim." Dediğinde salağa yatıp gülümsedim.

escapismHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin