...
"Minho... N'oldu annene?.."
Karşı taraftan cevap gelmemişti. Sadece hıçkırık, burun çekme sesleri ve hastane kargaşası sesleri duyuluyordu. Jisung iç çekti.
"Konum at, geliyorum."
Telefonu kapattı Jisung. Başını kaldırdığında ise Felix'in ona sorar gözlerle baktığını gördü. Açıklama gereğinde olduğunu düşünüp göz temasından kaçarak konuştu.
"Minho'nun annesine bir şey olmuş."
Felix tek kaşını yukarı kaldırdı.
"Ne demek 'bir şey olmuş'?"
"Ben de bilmiyorum gideceğim yanına."
O sırada Jisung'un telefonu titredi.
"Konum atmış, gideyim ben. Kimseye bir şey söyleme."
"Ta-mam?"
Jisung çoktan çıkmıştı. Felix odada tek başına kalmıştı. Ne abisi gelmişti ne de boş boş konuşacak Seungmin. Uzun süredir kavradığı mouseu sonunda bıraktığında elinin terlediğini fark etti. Kollarını masaya koyup kafasını onların üzerine yasladı.
Cam açıktı, rüzgar tatlı tatlı içeri esip Felix'in altın sarısı saçlarını uçuşturuyordu; birkaç tutam alnına düşmüştü ama o düzeltmeye bile yeltenmedi. Gözleri uzaklara dalmıştı; gökyüzüne değil, geçmişe bakıyor gibiydi. Rüzgar gülümsesin diye uğraşır gibiydi belki ama Felix'in dudaklarının kenarındaki o ince çizgi, gülümsemeden çok sessiz bir kırgınlığa benziyordu.
O yalnız kalmak istemiyordu, ama bunu da açıkça söyleyemeyecek kadar da gururluydu. Bu sessizlik huzur muydu yoksa içten içe büyüyen bir huzursuzluk muydu? Kendisi de bilmiyordu. Anıların zihninde oynamasına izin verdi. Ta ki sıkılıp sandalyesini kapıya doğru çevirene kadar.
Karşısında siyah takım elbisesiyle Hyunjin duruyordu. Kapıya yaslanmış, ona bakıyordu. Felix ona bakakaldı. Fakat çabucak boğazını temizleyip sandalyesini geri döndürdü ve söze girdi.
"Görüyorum ki eski rutinine geri dönmüşsün."
Hyunjin'den cevap gelmemişti. Felix de bunu fırsat bilip devam etti.
"Biricik sevgilin kıskanmaz mı seni? Hani şu 'meleğim' diye seslendiğin."
Hyunjin kıkırdamıştı bunları duyduğunda. Yüzünde alaycı bir ifadeyle Felix'in daha fazla konuşmasına izin vermeden alçak bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
"Kıskanan o değil de sensin galiba, ha?"
"..."
"Hadi ama, yalan söylemek zorunda değilsin. Beni özlüyorsun."
Felix bir anda ayağı kalkıp Hyunjin'e döndü, öfkeli olduğu belliydi.
"Bana kışkırtma falan mı yapıyorsun sen?!"
...
Jisung Minho'nun attığı konuma ulaşmıştı. Hastaneye girdi, direkt sekretere Minho'nun annesinin adını verdi ve oda numarasını sordu.
"Hastanın neyi oluyorsunuz acaba?"
"Uh... Damadı, galiba."
"... Oda 305, kat 3"
Jisung başını teşekkür edermiş gibi salladı ve 3. kata merdivenlerden hızlıca çıktı.
...
"Oda 305... Oda 305... Ha, şur'da!"
Oda 305'in kapısının yanındaki sandalyelerin sadece biri doluydu. Oldukça gündelik ama bu havaya göre bayağı kapalı giyimli, bakışları yerden ayrılmayan Minho'yu da görmüştü Jisung. Hafif eğilmiş, iki elini dizlerinin ortasında birleştirmiş hiç hareket etmeden öylece duruyordu. Yüz ifadesi düzdü; ne üzgün, ne de mutluydu. Birkaç dakika önce ağladığında süzülen gözyaşları çoktan kurumuştu. Neyse ki göz bebeklerindeki o parıltılar yerindeydi. Jisung Minho'nun bu hâlini görünce iç çekti ve yavaş adımlarla yanına gitti, sakince oturdu. Ne tepki vereceğini bilemediği için bir süre öylece oturdu. Birkaç saniye sonra elini yavaşça kaldırıp Minho'nun başının üstüne koydu ve usulca okşamaya başladı.
"İyi misin?"
"Bilmiyorum."
Bu kadar hızlı bir cevap beklememişti Minho'dan. İki dudağını birbirine bastırdı.
"...Sakıncası yoksa... Annene ne oldu?"
Jisung'un meraki giderek artıyordu. Bu kadae çökmesi için herhalde ölimcül bir hastalığa yakalanması gerekiyordu annesinin.
"Kalp yetmezliği."
Jisung donakalmıştı. Minho'nun annesini her ne kadar çok tanımasa da gerçekten çok üzülmüştü. Minho adına da. Empati yapmayı çok iyi biliyordu. Neredeyse onun da gözleri dolmuştu.
"Özür dilerim..."
...
bu bölümü ben sevmedim açıkçası ama napabilirim yani buraları yazmam gerekiyodu.
BU ARADA ŞU M. FİCİNİ NASIL OKUYABİLİRİM BİLEN BİRİSİ YORUMLARDA SÖYLESİN PLS
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Boss/Hyunlix
Roman d'amour-Bugün geç çıkacaksın, Felix. -Neden ki? -Seninle konuşacaklarım var...
