S2 - İhtiras

841 121 71
                                        

🌓

Kore'nin nemli sıcağı Taehyung'un tenine yapışan bir lanet gibiydi. Pencereden giren cılız rüzgar bile odanın içindeki o ağır, boğucu havayı dağıtmaya yetmiyordu. Omega mutfağın soğuk mermer tezgahına tutunurken alnında biriken ter damlalarını elinin tersiyle sildi.

Midesi sabahın ilk ışıklarından beri bitmek bilmeyen bir savaşın içindeydi, ama bu seferki bulantı farklıydı, midesi boş olduğu için değil ruhu aç olduğu için yanıyordu. Karnındaki o minicik varlık, alfa babasının feromonlarına öyle bir alışmıştı ki Jungkook'un yan evdeki varlığı bile yetmiyordu artık.

Onu istiyordu. O yoğun, arzu dolu, karanlık ama güven veren kokunun tam merkezinde olmak istiyordu. Tenini, sıcak dudaklarını, ıslak dilini istiyordu. Vücutlarının birleşmesini, kucağına yerleşip orada tatmin edilmeyi özlemişti.

" Sakin ol, " diye fısıldadı Taehyung karnına elini atarak, " ona ihtiyacımız yok. Biz bize yeteriz, tamam mı? "

Ama ne derse desin bedeni ona ve sözlerine ihanet ediyordu. Gözleri mutfak masasının üzerinde duran ve günlerdir canının çektiği, ama adını bile koyamadığı o şeye takıldı.

Aşermek, onun için hala daha dünyanın en garip duygusuydu. Özellikle de aşerdiği şey, nefret ettiği ve bir türlü boşanamadığı kocasının elleriyle hazırladığı o İtalyan usulü makarnaysa...

Evli ve mutlu(?) oldukları süreçte bile bir kez olsun mutfağa girmeyen alfa sırf onun bahçede canının baharatlı bir şeyler istediğini duydu diye gnocchi denen o halttan pişirmişti. Lanet olası koca herifin mutfağa girip de makarna hamuru yoğururken nasıl da seksi durduğunu hayal dahi edemiyordu... Tüm bunları onu kandırdığı, kendisinin hiçbir şeyden haberinin olmadığı o zamanda yapsaydı da bari tadını çıkarabilseydi, değil mi!

Tabaktaki enfes görüntüye gözlerini yumdu, onun yemeğinin tadına bakmak bile kendine hakaret gibi geliyordu. Ama öte yandan içindeki ateş gittikçe artarken Jungkook'a dair olan her şeye karşı iki katı hassas hissediyordu.

Kaldığı ikilemden çıkamazken, tam o anda kapının zili çaldı ve omega irkildi. Gelenin Mingyu olduğunu düşündü, çünkü Mingyu bugün ona biraz meyve getireceğine söz vermişti. Yeni tanıştığı bu adam, Jungkook'un ortaya çıkması ile, beklenenden hızlı bir şekilde hayatına dahil olmuştu. Aslında onunla basit komşular olacağını düşünürken, Mingyu Jungkook'un Taehyung'u geri kazanmak için uğraşmasının önüne bir engel olmuştu.

Omega, diğerlerinden farklı olan hamileliği dolayısıyla oldukça zorlanıyordu. Karnı dört aylığını doldurmasına birkaç gün kalmış bir hamileye göre küçücüktü, ancak hissettiği yük çok daha fazlaydı. Bu yüzden ağır adımlarla kapıya doğru ilerledi, ancak zilin çalınmasından hemen sonra kapının ikinci kez çalınma tarzındaki sabırsız, buyurgan ve her notasında " Ben geldim! " diyen o ritim onun Mingyu olmadığını düşünmesini sağlıyordu.

Kapıyı açtığında karşısında tahmin ettiği gibi Mingyu'yu değil Jungkook'u buldu. Alfa üzerinde beyaz, keten bir gömlekle duruyordu. Gömleğinin üstten üç düğmesi açıktı, kollarını dirseklerine kadar katlamıştı ve bu sefer bir tencere tutuyordu. Anlaşılan, yemek yapmaya doyamadığı bir gündü.

"Yine neden geldin Jungkook?" dedi Taehyung onu süzdükten sonra umursamaz bir tavır takınmayı deneyerek. " Son yirmi dört saatte şef olma kararı falan mı aldın da ne yaparsan elinde tencere ile kapımda bitiyorsun? "

İnatçı ve huysuz davranıyordu ancak sözlerindeki umursamazlığın aksine alfanın kokusu burnuna dolduğu an dizlerinin bağının çözülecek gibi olduğunu düşünerek istemsizce geri adımladı.

MARRIAGE GAME  Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin