Merhaba! Tyler Hoechlin'in duruşunu ve hareketlerini hikayemin ana karakterlerinden Fırat Atacan'a benzetiyorum. Bu konuda siz de görüşlerinizi yazın. :D
Müzik: Victoria F. Beaumont- She is the Lucky One
-1-
Sabah
Eylem elinde bir poşetle binaya girdi. Asansörü çağırmak için düğmeye bastı, beklemeye başladı. Dokuzuncu kattan henüz hareket etmeye başlamış asansörü beklemek sıkıcı olacaktı. Merdivenlere yönelerek kendi dairesinin bulunduğu kata vardı.
Cebinden evin anahtarını kolayca çıkarabilmek için içinde bir ekmek ve bir kutu beyaz peynir bulunan poşeti kapı kulpuna astı. Anahtarı çevirip daireye girdi.
Vücudundaki morlukların çoğu geçmiş, yaraları kapanmaya yüz tutmuştu. Açıkçası ilk zamanlarda feci şekilde ürkütücü görünen yara ve morluklarının yaklaşık iki hafta gibi bir sürede iyileşebileceğini söyleseler inanmazdı. Bunda Lamia'nın getirdiği çeşitli kremler ve protein açısından faydalı olacağını düşündüğünden devamlı içirdiği kemik çorbaları etkili olmuştu. Gayrimeşru kızı Leyla'nın, Eylem tarafından öğrenildiğini anladıktan sonra epey bir yardımı olmuştu Lamia'nın. Haşim'le henüz görüştürmemişti Eylem'i ve görüştürmeyi de düşünmüyordu anlaşılan. Çünkü Eylem'e Fırat'ın evinden kaçmasına yardım ettiğinden beri bu konuyu konuşmamışlardı.
Poşeti hazır olan kahvaltı sofrasının üzerine bıraktı. Hemen ardından ellerini yıkamak için banyoya yöneldi. Çocukluğundan beri edindiği en iyi alışkanlığı olarak görüyordu para elledikten sonra ellerini yıkamayı ve bırakmayacaktı bu temiz alışkanlığını. Ellerini kuruladıktan sonra aynaya baktı. Sağ yanağında neredeyse geçmek üzere olan bir darp izi daha vardı. Kesinlikle aldığı tekme sonrası yere düştüğünde olduğunu biliyordu, hatırlıyordu. Banyodan çıkmadan önce yaranın üzerine krem sürmeyi ihmal etmedi.
Mutfağa ilerleyip demlediği çayı bardağa koyacakken yatak odasının kapısından ani bir kapanma sesi geldi. Sesi duyduğu anda yerinden sıçraması sıcak çayın bir kısmının masaya dökülmesine neden oldu ama aldırmadı. Hemen demliği masanın üzerine bırakıp yatak odasına ilerledi. Yatak odasında bulunan balkon kapısını açık bırakmış olmalıyım, diye düşüncü. Hala soğuk esen rüzgarlar nedeniyle kapı çarpmış olmalıydı.
Odaya girdi. Gerçekten balkon kapısı açıktı. Savrularak uçuşan perdeyi sağ eliyle toplamaya çalışırken kapıyı kapatmak için davrandığı sırada bu defa odanın kapısı çarpılmıştı. "Ne biçim rüzgar bu!" dedi sinirle ve balkon kapısını kapatıp kilitledi. Arkasına dönüp odadan çıkacaktı ki gördüğü manzara karşısında nutku tutuldu, konuşamadı.
"Selam Eylem."
Karşısında kendisine bakıp sırıtan Haşim'i bir anda görmek Eylem'in korkmasına neden olmuştu. Yaklaşık iki haftadır görmemişti onu ve açıkçası görmek de istemiyordu. Tuttuğu nefesini tehlikeli bir şey olmadığını anladığı sırada bıraktı. Önce Haşim'in neden sırıttığını ve nereden çıktığını anlamalıydı.
"Nerden geldin sen?" dedi Haşim'e bakarak. Haşim üzerini silkelerken cevap verdi.
"Balkondan. Korktun mu?" dedi küçük bir kahkaha atarak. Ardından yüzüne hemen ciddi bir ifade yerleştirdi. Bir anda sertleşen ifade karşısında ne cevap vereceğini bilemeyen Eylem hala Haşim'i izliyordu. Haşim ise ifadesiz görünen bir ciddiyetle tekrar konuştu. " Doğru. İçeriye girerken haber vermeliydim. Ama sen kendi başına işler yaparken kimseye haber vermiyorsun Eylem. Senin bu habersiz yaptıklarının da bende yarattığı etkiye benzedi şimdi, az önce yaşadığın o anlık korku."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALTIN VURUŞ
Teen FictionÖlümden hiçbir şekilde korkmayıp, hayatı, dünyayı, insanları umursamamayı en acı olaylarla deneyimleyerek öğrenmiş bir kız. Griye aşık. Eylem Renksiz... "Her şeyi denedim. Beni görebilmeleri için, elimden geleni yaptım. Başardım mı? Hayır! Ulaşılmaz...