Çalan kapının sesi ilk defa bu kadar iyi geliyordu. İçine adeta gömüldüğü pofidik koltuktan fırladı. Kapıya doğru koştu.
"Begüm... Sen misin?" diye sordu.
Kapının gerisinde durdu. Dürbünden dışarıya baktı. Ama kapının önü karanlıktı. Dışarıdaki kişinin kim olduğunu seçemiyordu. Karanlıkta çarpık çurpuk lekeler... Girintili, çıkıntılı, kırık, bükük gölgeler... Fraktal geometrik şekillere benziyordu daha çok.
Korkudan incelen bir sesle, "Begüüüm?.." diye seslendi.
"Seliin!.. Aç tatlım... Biz geldik."
Kapının üstündeki sürgüyü çekti. Kapı gıcırdayarak aralandı. Karşısında Begüm ve Hakan'ı görünce aniden gözlerinden yaşlar boşalmıştı. Gelen üniversiteden arkadaşlarıydı. Begüm ve Hakan evlenince Selin de onların oturduğu siteden ev tutmuştu. Ailesini yalnız yaşamaya bu sayede ikna edebilmişti. Atölye olarak kullanıyordu evi daha çok. Ailesiyle birlikteyken işlerine zaman ayırması çok zor oluyordu. Eve giden gelenler, uyku saatleri, yemek yemeye ayrılan geniş vakitler tüm günü dolduruyordu. Üniversiteden ilk mezun olduğu yıl eli kolu bağlı hissetmişti. Aldığı işlerden para kazanınca ailesi atölye tutmasına ses çıkarmamıştı. Arada boş zamanlarında ailesinin yanına gidiyor, onlarla ilgileniyor, geri kalan zamanlarını da atölyede çalışarak geçiriyordu. Tam hayatını yoluna koyduğu bir dönemde o tuhaf telefonlar gelmeye başlamıştı.
Selin'in kalbi deli gibi çarpıyordu, terden alnına yapışan saçı geriye itti. "Ben... Korkudan ne yapacağımı bilemedim, o yüzden, seni aradım," dedi. Duygularını dile getirmekte zorlanıyordu. Kelimeler ağzının içinde yuvarlanıyor, bir türlü dışarıya çıkmıyordu.
Begüm, turuncu pantolon ve sarı kazağıyla her zamanki gibi rengarenk gülümsedi. "Sakin ol... Geçti!" diyerek Selin'e sarıldı. "Artık düşünmeyi bırak!"
"O... O..." diye sayıkladı Selin.
"Merak etme, biz yanındayken kimse sana zarar veremez."
Selin, üst dudağını usulca ısırdı. Hâlâ endişeli ve korku doluydu.
"Kaygılanacak bir şey yok, sadece elektrik kesintisi, gevşeyin kızlar..." dedi Hakan. Cep telefonunun fenerini salona doğru tuttu. "Birazdan elektrikler gelir."
Begüm, şimdi yerdeki kırılan vazo parçalarına baktı. Sonra zemindeki kan lekelerini gördü. Endişeyle Selin'e döndü. "Sen... Yaralısın!"
Selin de o ana kadar fark etmemişti. Elleri kesik içindeydi. Ama onu endişelendiren şey ne elektriklerin kesilmesi ne de ellerindeki kesiklerdi. Camdaki el izi onu daha çok kaygılandırıyordu. Pencereyi işaret etti. "O... Buraya gelmiş!"
"Kaygılanacak bir şey yok tatlım, önce yaranı temizleyelim. Tentürdiyot, gazlı bez falan var mı?"
"Hayır... Gerek yok, canım yanmıyor. Hiçbir şey hissetmiyorum."
"Ama yaranla ilgilenmeliyiz," dedi Begüm. Anaç bir tavırla elindeki kesiklere doğru uzanınca bilekteki damardan fışkıran kanı gördü. Yüzünü acıyla buruşturdu. "Çok fena! Derinden kesilmiş. Dikiş atılması gerekebilir."
"Hastaneye gidelim," dedi Hakan.
"Hayır, hayır," dedi Selin. "Hastaneye gitmeye gerek yok."
Begüm, o sırada Selin'in ayakkabılarını bulmakla meşguldü. "Allahtan arabayla gelmişiz, yürü bakalım tavşancık."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞUA
Mystery / ThrillerSelin, yirmi beş yaşında bir genç kızdı. Hayatla ilgili sorunları vardı. Bir gece telefonu çaldı. Arayan altı yaşlarındaki bir erkek çocuğuydu. Ona "anne" diyordu. Oysa Selin hayatında hiç anne olmamıştı. Dahası Selin'in hiç kimseyle ilişk...
