Yağmur yağıyordu.
Yağmurun sesi tüm ormanı olduğu gibi sarmıştı. Yağmur sesine karışan bir ses daha vardı. Hızla koşmakta olan ayak sesleri.
Korkulu, heyecanlı, telaşlı..
Toprağa değen bir çift ayak. Çamura bulanmış, örselenmiş ayakkabılar yağmur damlacıklarının oluşturduğu küçük su birikintilerinin içinden geçiyordu. Ürkek, çekingen adımlarla ilerliyordu. O, ne yağmakta olan yağmurdan kaçıyordu ne de gecenin karanlığından.
Nefes sesleri ormanın derinliklerinde yankılanıyordu.
"Hııh.. Hııı. Hıııh... Hııh!"
Durdu.
Başını hafifçe geriye çevirdi. Gökyüzüne doğru uzanan ağaçlar.. Bir sonbahar mevsimini yaşayan soluk, kıpırtısız renkler.. Gittikçe koyulaşan, derinleşen karanlık.. Rüzgarın oradan oraya savurduğu sararmış, ölgün yapraklar.. Ağaçların çıplak kalmış dalları.. Gecenin içinde her şey bir korku abidesi gibiydi. Gölgeler belirsiz, silik.
O sırada esen sert rüzgâr sonbaharın tüm solgun renklerini ayağa kaldırmıştı. Sarı, turuncu yapraklar genç kadının etrafında uçuştu. Neden sonra yere düştü.
Uzun hırkasının yeniyle burnunun ucunda biriken yağmur damlalarını sildi. Şimdi karanlığın içinde iri kahverengi gözleri dehşetle parıldıyordu. Yutkundu. Ormanda yalnız değildi. Peşinde biri vardı. Onu takip eden biri. Adım adım, gölge gibi onu izliyordu.
Genç kadın bilmediği bir ormanın derinliklerinde kaybolmuştu. Evine giden ana caddeyi arıyordu. Buralarda bir yerde çıkış olmalıydı.
Ama nerede?..
Ensesine değen ılık nefes.. Ürperti.. Her an kendisine daha fazla yaklaşmakta olan tehlikeyi hisseder hissetmez ürkek bir ceylan gibi hızla kaçmaya başladı. Çıplak, alil ağaçların arasından geçiyor, sendeliyor, düşüyor, kalkıyor yeniden koşmaya devam ediyordu.
Rüzgar onu izliyordu. Hiç kuşkusuz onu takip eden tek şey rüzgar değildi. Biri vardı. Rüzgar gibi, gece gibi, ağaçlar gibi onun hemen gerisindeydi.
Sessizliğin içinde en ufak sesler bile hiç olmadığı kadar çok büyüyordu. Sağanak halinde yağmakta olan yağmurun toprağı döver gibi çıkarttığı ses.. Çıtırtılar.. Hışırtılar.. Sürekli yükselen uğultular!.. Sessizliğin etkisiyle her şey olduğundan daha büyük, daha korkutucuydu. Bir an evvel bu ürkütücü ormandan çıkıp evine gitmek istiyordu.
İleride.. Bir parıltı gözüne çarptı. Sonra diğer parıltılar.. Ona uzaktan göz kırpan ışık silsilesi.. Ağaçların bittiği yerde sıra sıra dizilmiş ışıkların yansıması, bakışlarında parçalara ayrılmıştı. Ana caddenin ışıklarıydı bu!.. Caddeye doğru heyecanla koştu. Ürkütücü ormanın karanlığından kurtulmuştu.
Caddeyi hızla ortadan bölerek geçti. Dar sokaklarda koştu. Ama yalnız değildi. Hep bir adım gerisinden gelen biri vardı. Takip ediliyordu. Kendisini takip eden kişinin nefes alıp verişini ensesinde hissediyordu. Oradaydı!
Rüzgara karışan, kendi nefes sesine karışan diğer kişiye ait olan nefes sesleri.. Selin'in çok yakınındaydı. Aldığı nefes kadar yakındı ona..
Başını geriye doğru aniden çevirdiğinde sislerle kaplanmış dar sokağı, yan yana dizilmiş evleri gördü. Etraf ıssız ve sessizdi.
Hiç kimse yoktu!..
Mor sis bulutunun içinden hızla kaydı Selin.. 'O' da hemen peşi sıra kaydı mor sis bulutunun arasından. Usulca.. Hissettirmeden..
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ŞUA
Mistério / SuspenseSelin, yirmi beş yaşında bir genç kızdı. Hayatla ilgili sorunları vardı. Bir gece telefonu çaldı. Arayan altı yaşlarındaki bir erkek çocuğuydu. Ona "anne" diyordu. Oysa Selin hayatında hiç anne olmamıştı. Dahası Selin'in hiç kimseyle ilişk...
