Hastaneye kaldırmışlardı. Durmadan bir şeyler sayıklıyordu. Bir sayıyı tekrar edip duruyordu. Haberi alan en yakın arkadaşı koşup gelmişti yanına. Arkadaşı yaklaştı ve ne dediğini anlamaya çalıştı. "Kırrihi" diyordu. Çok manasızdı. Bunun ne demek olduğunu uyanınca soracaktı. Beklemeye başladı. Aşırı Laik sadece nefes alıp veriyordu. Başka hiç bir belirti yoktu. Arkadaşı çaresizce bekliyordu. biraz daha yaklaştı ne dediğini anlamak için. "Kırk iki" dediğini duydu. Bu esnafın ayakkabı numarası olmalıydı.
Aşırı artık kendi dünyasında bir savaş veriyordu. Bu bir ölüm kalım savaşıydı. Pes etmekle etmemek arasında gidip geliyordu. Çok ağır darbeler almıştı. Bunun farkındaydı. Verdiği savaşın önemini de biliyordu. Bir anda kendini bembeyaz bir tren garında buldu. Az ileride 2 kişi konuşuyordu. Yanlarına doğru ilerledi. Nerede olduğunu sormak için hamle yaptı ki bu kişilerin Harry Potter ve Dumbledore olduğunu gördü. Nutku tutulmuştu. Harry: "Ne var arkadaşım? Sen kimsin ve benim rüyamda ne işin var?" Dedi. Aşırı cevap veremiyordu. Dumbledore yerinden kalktı ve Aşırı'ya doğru bir hamle yaptı. Dumbledore'un hamlesiyle Aşırı, Dumbledore'u tuttu ve cebinden çıkardığı tarağı Dumbledore'un boğazına dayadı. 3 saniye Harry ile anlamsızca bakıştılar. Sonra ne kadar mantıksız bir hareket yaptığının farkına vardı ve Dumbledore'u iterek arkasına bakmadan koşmaya başladı. Harry de peşinden koşuyordu. Ve durmaya niyeti de yoktu. Fakat Aşırı yorulmuştu. Nefes nefese kaldı. Dizlerine ellerini koyarak eğildi ve nefes almaya çalıştı bir yandan da Harry'ye eliyle 1 dk diyordu. Fakat Harry'nin şakası yoktu. Aşırı'yı gelen trenin önüne attı. Trenin çarpmasıyla Aşırı uyandı. Ve sıçrayarak "Heriiiiii" diye bağırdı. Arkadaşı uyuyordu. Bu çığlıkla yerinden sıçradı ve Aşırıya bir tokat yapıştırdı. "Ne Harry'si lağn" dedi. Aşırı yediği tokatla kendine geldi. Baya sağlam tokat yemişti. Kafasını yavaşça çevirdi ve arkadaşına baktı. 10-15 saniye sadece baktı sonra da "ne vuruyorsun lağn. Kâbus gördük herhalde. Hastayız oğlum görmüyor musun? Biz yaşama dönelim adam tokatlasın. Ne biçim hayat bu." Diyerek sitem etti. Arkadaşı mahçup olmuştu. Ama öyle bağırınca da aniden sıçramıştı. Napsındı. Aşırıdan özür diledi.
Aşırı kendini toparlamaya çalışıyordu. Yerinden doğrulmak için hamle yaptı fakat o da neydi. Kürek kemiğinde bir ağrı vardı. Hamlesi yarım kaldı aynen yatağa bıraktı kendini. Arkadaşına döndü. "Yardım et de kalkayım" dedi. Arkadaşı kalkmaması konusunda uyardı fakat Aşırı laf dinlemiyordu. Arkadaşı mecburen yardım etti ve kaldırdı. Doktoru çağırdılar. Doktor geldiğinde Aşırı çıkması gerektiğini direniştekilerin onsuz bir şey yapamayacağını anlatmaya başladı. O kadar çok konuşuyordu ki artık doktor mecburen Aşırıyı saldı. Tabii bir de kendi isteğiyle çıktığını ve hiç bir şeyden doktorun sorumlu olmadığını belirten kağıt imzalattı doktor. Sonuçta bu tipin sağı solu belli olmazdı.
Hastaneden çıktılar. Direk Gezi Parkına gitmeye karar verdiler. Otobüse bindiler. Aşırı sakat olduğu için hemen biri ona yer vermişti. Bir anda Aşırının kafasında Ampuller parladı. Bir dakika Ampul olamazdı. Zira o Foşik Dövletin Foşik Hükümetinin simgesiydi. Kafasındaki Ampulleri kırdı ve sonra 30 cm geriye doğru kasılarak ne kadar da devrimci olduğunu düşündü. Kafasında şimşekler çakmasının daha uygun olacağına karar verdi. Kaldığı yerden devam etti. Kafasında şimşekler çakmıştı. "Lan ben demek ki hep sakat olsam otobüste hep yer verecekler" dedi kendi kendine. Bu çok mantıklı bir fikirdi. Her hafta kendini dövdürse miydi? Evet evet bunu yapmalıydı. Bunun planlarını yaparken inecekleri durağa gelmişlerdi. Kalkmak için hamle yaptı fakat yine kalkamadı. Unutmuştu sakatlığını. Kendini koltuğa saldı. Arkadaşı koluna girdi ve kalkarak yavaşça otobüsten indiler. Karşılaştıkları manzara karşısında şoka girdiler. Aman tanrımdı o da neydi. Her yeri gaz kaplamıştı. Arkadaşı çantasından hemen iki tane plastik ufak maskelerden çıkardı ve hem Aşırıya hem kendine taktı. Gazın içinde ilerliyorlardı. Yaşlı bir teyzenin gazdan etkilenmiş olduğunu gördüler. "Foşik Dövlet teyzeye gaz sıkmış görüyor musun?" dedi arkadaşına. O da başıyla onayladı. Tam o sırada bir polis teyzeye yardıma geldi. Onun gözlerini sildi ve ambulansa götürmek için koluna girerek destek oldu. Zira gazdan herkes etkilenebiliyordu. Aşırı, polisle giden teyzeye sinir olmuştu." Al işte yandaş gerici teyze polisle iş birliği yapıyor." dedi arkadaşına. Arkadaşı anlamsızca Aşırıya bakıyordu. Şimdi görevleri kızı bulmaktı. Buralarda bir yerlerde olmalıydı. Gaz bulutunun etrafında ilerlerken birden önlerinden koşarak biri geçti. Bu o kızdı. Kızı gören Aşırı bir anda sol yumruğu kaldırdı ve "Foşik Dövlet.. Baskılar bizi yıldıramaz" diye bağırdı. Arkasını döndüğünde bayağı zırhlı mırhlı bir polis olduğunu gördü. " ihihi şiki yiptim" demeye çalıştı fakat sesi çıkmıyordu. Ses telleri birbirine karışmıştı. Arkalarını dönüp gaz bulutunun içinden çıktılar. Otobüse atlayıp eve döndüler. Arkadaşı Aşırıyı bıraktı ve evine döndü. Aşırı yine başladığı yere geri dönmüştü. Evdeydi. Madem alana gidemiyordu o da evinden direnişe destek vermeliydi. Ama bugün çok aksiyon yaşamıştı. Daha fazlasını o narin devrimci yüreği kaldırmayabilirdi. Yatağına uzandı. Che'nin fotosu hala oradaydı ve hala "nah" çekiyordu. Ama o fotoğrafı indirmek istemiyordu oradan. Çünkü ne umutlarla asmıştı onu. İndirmesi demek umutlarından vazgeçmesi demekti. "yemişim umudunu. adam bana nah çekiyor" dedi ve ayağa kalkıp çıkardı fotoğrafı. Yarın başka bir fotoğraf çıkaracaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Klavye Erkeği
General Fiction"Ve kalktı yerinden. "Lan ne yazdım bee" diye içinden geçirdi. Balkona doğru onurlu yürüyüşünü yaptı ve bir sigara yaktı. Kimse onunla boy ölçüşemiyordu. Zira o Aşırı Laik'ti." Her cumartesi yeni bölüm gelecektir. Yorum atmayı ve beğenmeyi unutmayın...
