Yorgunluk...

26 2 0
                                    


     Yorgunum, fazla yorgunum belki de.

     Yaşanmışlıklarım...beni fazla yoruvermişti herhalde.

     Hüzünlü müydüm?

     Evet,hüzünlüydüm.

     Yaşanmışlıklarımla beraber, hem hüzünlü hem de yorgun.

     Motivasyonum her geçen gün kendinden fedakârlık  ediyor.

     Tekrardan yorgunum.

     Yoruluyorum.

     Gözlerimi bile açıp-kapatmaya, kırpmaya bile tenezzül edemiyorum.

     Yorgunluğum gözlerimi esir almışken bense yorgunluğuma mahkum

oluyordum.

     Yaşanmışlıklarım beni bu denli üzerken en azından yorgunluğum daha da 

mı cazip geliyordu en derinden?

     Tatlı bir uyku....yorgunluğum bana tatlı bir uyku gibi geliyor.

     Neyse, konu yaşanmışlıklarım değil.

     Yaşanmışlıklarımın, yorgunluğumu etkileyen faktörlerden biri olması,sert 

bir hakaret edilecek kadar ağır olmasını da es geçiyorum.

     Şimdilik es geçiyorum...

     Artık,düşüncelerimde de yorulmaya başlıyorum.

     Düşünmek bana zulüm gibi geliyor.

      Her bir düşüncem beynimde çığ oluverircesine düşerken, yorgunluğum ise

bir sel misali akıveriyordu.

     Yorgunluğum sözlerime kifayesiz kalacak kadar yorgunken,sözlerimi kifayeli

kılabilecek kadar diriydi en azından.

     Yorgunum.

     Kulaklarıma bir fısıltı konuveriyor.

     Ardından da bir uğultu.

     Kulaklarımdaki uğultu...yorgunluğumun habercisi olmalıydı.

     Ve ben yine yorgundum.

     Yorgunluğumu bıkmadan dillendirebileceğim kadar yorgunum,yorgundum.

     Her bir satırımda,yorgunluğumu kullanacak kadar yorgunum.

     Kulaklarımdaki uğultu, gözlerimi sararken ben yine yorgundum,yorgun ve

yorgun.

     Ben sanılanın aksine 2 saniye de yorulan bir insandım.

     Yorgunluğum, beni 2 saniye tutacak kadar diri,sonsuza dek sürecek kadar 

da burnumun genzini yakan bir kutu ağır parfüm şişesi gibiydi.

     Sözlerim,bir çok defa dillendirmekten usanmadığım yorgunluğum kadar ağırdı.

     Sözlerim, yorgunluğuma denk gelirken kalemim yazmaktan ödün vermiyordu.

     Yorgunluğum, elverişli olmasa da en azından:

     Sözlerim, olgun bir meyve kadar büyüktü.

     Büsbüyük.

     İşte ben yine tekrardan yoruluyordum.

     Yorgunluğumu saklamayı düşünen ben, yine yorgundum.

     Belki de şu Dünya'da en zoruma gidebilecek olan şey:

     Yorgunluğumun,ölümümü alt üst edecek kadar büyük olabilecek olmasıydı.

     Evet, yorgunum.

     Dünya'yı yorgunluğumun içine sığdırabilecek kadar yorgunum.

     Gözlerimin, yorgunluğumla körelip ardından da bilendiği bu Dünya'da

 yorulmuştum.

     Daha önceden de değindim gibi,Ben 2 saniye de yorulan bir insandım.

     Bu yüzden 2 saniye,benim için çok önemlidir.

     Düşünmenin bana kolay gelmesi, sadece 2 saniyedir benim için.

     Sadece 2 saniye, fazlası yok.

     Evet, dudaklarımdan tekrarlanıveren tek olumlu kelimem 2 saniyeydi benim.

     İşte bu yüzden 2 saniyemin değeri paha biçilemezdi.

     Şuurum yavaşça yerine geliyordu.

     Anladım ki 2 saniyem var.

    Düşüncelerimin özgürlüğüne, sadece 2 saniyem var.

    Süremin başlamasına az kala nefesimle savrulan sözlerim, boşluğumda 

diriliyor, diriliveriyor.

     

    "Ben; düşünmenin eşiğinde,yorgunluğun yüreğinde, yorgun, başıboş bir

savaşçıydım."

 byCAFUNET

          


  


    




Bozuk KalemimdenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin