Söz verdiğim gibi özel bölümle karşınızdayım, keyifli okumalar :3
---
''Evet, teşekkürler.'' kendinden bile güçsüz çıkan sesiyle telefonu sonlandırdı genç adam. Neler yaşamıştı şu son bir haftada... Fazlasıyla yıpranmıştı.
Birkaç tel beyazlayan, karmaşık saçlarından geçirdi elini. Titrek bir nefes verirken, yavaş hareketlerle telefonunu cebine koydu. Konuşmaya bile takati olmadığı halde, adım atmaya başladı genç adam.
Dolu gözlerini geldiği eve çevirdi. Alnındaki siyah saçları rüzgarın etkisiyle hafifçe gıdıkladı alnını. Ağzını açtı, bir şey diyemeden kapattı. Hala hazır değildi.
''Özür dilerim, Natsu.'' kendinin bile zor duyduğu sesinin hemen ardından, hıçkırık kaçmıştı o titrek dudaklarından. Damarları belli olan ellerini ceketinin ceplerine soktu ve eve arkasını döndü.
Hala, o eve girecek cesareti yoktu.
Layla'ya verdiği söz için onların evine ilerlemeye başladı. Lucy'nin eşyalarını toplama işi ona kalmıştı. Kendi kardeşine dokunamazken, en azından diğerlerine yararım olsun diye düşünmüştü.
Aklına şimşek gibi çakışan görüntülerle ister istemez adımlarını hızlandırmıştı.
Natsu'yu depoda öyle görünce geçirdiği şok geldi tekrar aklına. Nasıl yıkıp döktüğü, sonrasında ise başında ağladığı gelmişti.
Geçirdiği sinir krizleri dinmiyordu. Hala kendini kontrol edemiyordu. Kitabı hakkında verdiği seminerde, önemli bir toplantıda, bir sırada ya da herhangi bir yerde. Birden bire dökülüyordu göz yaşları.
'Keşke ona daha iyi abilik yapsaydım.'
'Keşke ona bağırmasaydım.'
'Keşke ona son bir kez sarılsaydım.'
'Keşke onu o gün yalnız bırakmasaydım.'
Bu keşkelerin sonu gelmezken, göz yaşlarının da pek bir farkı yoktu. Geçirdiği krizler de. O zamandan beri Mavis'de kalıyordu. Geçirdiği krizler yüzünden her şeyi yıkıp dökmüştü. Onu Mavis bile zor sakinleştiriyordu.
Ah... Ne de çok isterdi bir kez daha 'Zewef-nii-chan' sözünü duymayı.
Ruhsuz bakan gözleri yürüdüğü sokağı taradı. Lucy'lerin evini görmesiyle adımları hızlandı. Bir an önce bu işi halletmek istiyordu.
Sonra ise, Natsu'yu görmeye gidecekti. Belki sonra, evlerine bile gidebilirdi. Artık 'güçlü adam'ı oynamanın vakti gelmişti.
Yürürken yanından koşup giden küçük bir çocuk gördü. Kollarını iki yana açmış, gülerek onu bekleyen kişiye koşuyordu. Çocuğun sakura saçları vardı.
''Zeref-nii-chan!'' sesini duymasıyla kanı çekilirken olduğu yerde kalakalmıştı.
''N-natsu?'' arkasına hızla döndü. Gördüğü sakura saçlı çocuk, onun oniki yaşındaki haline doğru koşuyordu.
Oniki yaşındaki hali eğilerek kollarını iki yana açtı. Çocuğun Natsu olduğunu fark edince daha da şok olan Zeref onları izlemeye devam etti. İkisi sarılırken, gözlerini sıkıca kapattı.
Açtığında orada hiç bir şey yoktu. ''Deliriyor muyum?'' alayla fısıldadı kendi kendine.
Attığı hızlı adımlar tozlu kaldırımda tok bir ses çıkarırken, aklındaki anıları daha çok ses çıkarıyordu ne yazık ki. Onları unutmak ister gibi kafasını iki yana salladı. Lucy'lerin evinin önüne geldiğinde çok bekletmeden cebindeki anahtarı çıkartarak içeri girdi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dilek Defterim
Fanfiction''Tıpkı bu defterin sayfaları gibi, insanlar da giderek kaybediyor renklerini. O yüzden bu defteri tutuyorum. Bir gün onların arasına karışacağım ben de. Belki herhangi bir sayfada kuruyup kalmış gül yaprağı, belki unutulup gitmiş kitap ayracı, aral...