"Beni içeri alabilir misiniz? Yemin ederim, binaya girmeyeceğim, sadece bahçede dursam bile olur." Luke yurdun bekçisine 17. önerisini sunarken ağzının soğuktan titremesine engel olamıyordu.
"Sen salak mısın? Bahçeye alsam bile yine aynı havaya ve soğukluğa maruz kalacaksın ve bu bir şey ifade etmeyecek ama ben içeri yabancı birini almaktan atılabilirim. Bu yüzden yeni yetme birinin timsah gözyaşlarına kanmıyorum, teşekkürler." Bekçi -David- kulübenin içinden Luke'u geri çevirmeye devam ederken yorulmuştu fakat karşısındaki bu genç oğlan pes etmiyordu. "Şimdi izninle camımı kapatacağım, senin yüzünden üşüdüm." Ve David kulübenin küçük camını Luke'un üzerine örttü, bir şey demesini de beklemedi çünkü eğer bekleseydi genç adamın uzatacağından emindi.
"Sen..." diyerek camın arkasındaki adama işaret parmağını sallamaya başladı Luke. "...teni ölmeden çürümeye yüz tutmuş yaşlı bunağın tekisin. Umarım neslin kısa sürede tükenir de popülasyonunu arttırmak için birilerine ihtiyaç duyarsın ve o esnada karşına ben çıkıp 'içeri giremezsin' derim. Ne anlamda içeri dediğimi bilirsin, üreme falan. Kendi sperminde boğulman dileğimle!" Camın ötesindeki adam onu umursamadan telefonuna döndü ve Candy Crush'daki kaldığı bölümüne devam etti, genç oğlanı duymadı bile. Ettiği uzun ve iğrençlik dolu küfürlerine yüzünü buruşturdu, Luke.
"Aman tanrım, bu hayatımda duyduğum en iğrenç ve en nefret dolu şeydi." Luke sesin geldiği yöne, demir kapının ardına bakarken gözleri yeşil gözlerle kesişmişti hemen. Birbirlerini tanıyan iki farklı göz rengi vardı, şefkatleri onları tanımayan birinden bile belli olacak derecedeydi ve ikisi de parlıyordu.
"Ah, şey, sadece ufak bir tartışma, önemli değil." Elini ensesine attı Luke, orayı ovuştururken uyuşukluğunun geçmesini umuyordu. Bir yandan da Michael'ın, rahatlıkla demir kapıyı açıp yanına ilerlemesini izliyordu.
"Pekala, bunu görmezden geleceğim. Sana oldukça kalın bir şeyler getirdim, ıslak ve donmuş köpek yavrusuna benziyorsun." Michael cümlesini bitirip kıkırdadı ve Luke'un kişisel alanına ilerledi. Elindeki oldukça kalın montu onun için açtı ve giyinmesi için önünde tuttu. Luke hiç bir şekilde sesini çıkarmadı çünkü buna hakkı yok gibiydi. Buz gibi havada dışarı incecik bir deri ceketle çıkan kendisiydi. Şikayet etmesi haksızlıktı ki bunu da yapamazdı zaten.
Luke kollarını geçirdi ve montu omuzları üzerine aldı. Michael koluna astığı atkıyı alıp onun boynundan geçirirken bir süre duraksadı, gözleri Luke'un tüm yüzünde dolaştı ve onu en iyi şekilde aklına kazıdı. Onu bir daha böylesine kendine muhtaç göreceğinden emin değildi bir bakıma. Elleri hâlâ Luke'un boynuna astığı atkıyı tutuyordu ve bu da aralarındaki mesafeyi çok aza indiriyordu. Luke ise teninin yavaş yavaş ısınmasıyla ve tüm kaslarının gevşemesini hissetmesiyle ilgilenmiyordu, doğruca Michael'a bakıyor ve göz kontağını bozmamaya çalışıyordu. Alt dudağı hafif sarkmıştı ve dudakları aralıktı, Michael ise kapalı dudakları ardından hoş bir gülümseme serdi Luke'a karşı.
"Sen bana ne dedin?" Luke biraz olsun kendine geldiğinde, 10 dakika önceki konuşmalarını anımsadı. Zihni hâlâ Michael'ın yazdığı son kelimedeydi.
"Ne demişim?" Michael kaşlarını çattı ve Luke'un dediğini anlamaya odaklandı.
"Az önce, mesajlaşırken, senin yazdığın son kelime, neydi o?" Luke, boynundaki atkıyı tutan Michael'ın elleri üzerine kendi ellerini yerleştirdi. Michael'ın çatılan kaşları büyük rahatlamayla gerilirken tekrar gülümsedi, neyi ima ettiğini anlamıştı çünkü. "Sevgilim, dedim."
"Sevgilim?" Luke yumuşak sesiyle söylendi.
"Evet." Michael kıkırdadı.
"Biliyor musun, sevgilim, bana kalın mont ve ısınabileceğim şeyler getirmeyip sadece bir kaç dakikalığına sarılsaydın, eminim sıcaktan kavrulurdum. Güzelliğin karşısında nefessiz kalıyorum." Luke bir kaç şey mırıldanıp Michael'ı kolları arasına aldı. Bu çocuğa nasıl tutulduğu hakkında aklında en ufak bir fikir bile yoktu fakat bir şeyler olmuştu işte. Teni, kalbi ve zihni onu istiyordu, Luke ise sadece itaat ediyordu. Şuan ki halinden ölesiye mutluluk duyabilirdi.
"Sana melek misin diye sorduğumda yanılmıyormuşum ama cesaretini taktir ettim doğrusu. Muhtemelen çıkma teklifi etmek için çok utanacaktım ki bu da sana seni sevdiğimi söylememle çelişiyor fakat umrumda değil. Beni öptüğün o lanet konserin lanet öpücük oyunundan beri sana karşı hislerim hep yoğun olmuştu." Michael ondan çekilmeden mırıldanıyordu. Luke'un kolları belinde dinleniyordu ve sürekli burnunu çekmesi onu rahatsız etmiyordu. Bilirsiniz, tutulduğunuz kişinin en berbat ve iğrenç olan yönleri bile gözünüzde o kadar büyülü ve muhteşem olur ki, hayal ettiğinizi karşınızda olmadığı halde öyle görürsünüz. İstediğiniz şekilde görürsünüz bazen. Bazen de gördükleriniz istediklerinize denk gelir çünkü siz ne olursa olsun, onu seviyorsunuzdur.
"Halimize bak," Luke güldü. "beni ısıttın fakat şimdi de sen donuyorsun." Üzerindeki kalın montun önünü açıp Michael'ın etrafına sararak tekrar sarıldı.
"Seni içeri almam fazlasıyla zor." Michael hırkasının kollarını parmaklarına kadar getirip burnunu çekti. "Bu saatten sonra çıkmam da yasak zaten. Şimdi doğruca evine gidiyorsun ve sıcacık yorganın altına girip uyuyorsun, anlaştık mı?" Luke çenesini onun kafasına yaslayıp gözlerini yumduğu için sadece onaylayan mırıltılar çıkarabilmişti.
"Hadi." Michael seslendi fakat Luke onu bırakmadı. "Luke!"
"Tamam, tamam. Gidiyorum." Michael'ı serbest bıraktı ve montu çıkarıp vermek için omuzlarından sıyırdı.
"Ne yapıyorsun?" Michael ona karşı kaşlarını çattı.
"Montunu veriyorum."
"Saçmalama, eve gidene kadar donacaksın, giy şunu."
"Ama seni-" Michael onun sözünü kesti.
"Benim diye alıp donmana göz mü yumayım? Şaka yapıyor olmalısın, güzelim." Luke güldü ve tekrar montu omuzlarına çıkardı.
"Pekala alıyorum fakat bunun bir sebebi var." Michael sessiz kalıp ne diyeceğini beklerken Luke ona göz kırptı. "Hadi ama bebeğim, mont tıpkı senin gibi kokuyor, anlamanı umuyorum."
Michael anlamadı fakat biraz daha düşünüp içine erkeklik ve cinsellik katınca, Luke'un anlatmaya çalıştığını anladı. "Pislik!" İkisi de kıkırdadı ve Michael onun koluna hafifçe vurdu.
"Uhm, sonra görüşürüz o zaman?" Michael mırıldandı parmaklarıyla oynarken, Luke ise Michael'ın kafasından tutarak yanağını öptü.
"Görüşürüz."
"Seni seviyorum." Michael dudaklarını oynattı ama Luke yüksek sesle karşılık verdi.
"Seni seviyorum."
__________________________________
Bu kitabı uzun tutmak istiyorum yani her gün farklı bir olay falan hani artık sevgililer ya birde, bunun seksi var, kavgası barışması, yıldönümü özel günü, içkisi votkası, o'su bu'su falan her boku var yani ondan ayıks olun
