But you're a mess in your own ways
Let's mess it up together babe
I'm what you need
Who could I, oh, who could I be just to get to you
——
Bahar tüm güzelliğini yansıtıyorken Güney Kore sarayı tatlı bir telaş içerisindeydi. Öyle ya, akşama üç gün sürecek yaz şenlikleri başlıyordu. Yemeklerin ve süslemelerin hazırlanması devam ediyor, akşama kadar bitirilmeye çalışılıyordu. Tüm bu karmaşadan en karlı çıkan şüphesiz muhafızlardı, tüm gün ağaçların altında, şehir merkezinde veya nehir kenarında pinekliyorlar ve boş zamanlarının keyfini çıkarıyorlardı. Büyük nehir sarayın yüz metre ötesinden başlıyor, ülkenin sınırına kadar kıvrılıyordu. Ağaçların arasından geçen sular çoğu kişinin yazı geçirdiği yerdi. Saraya yakın tarafında sadece askerler bulunsa da diğer tarafları halktan insanlar, çiftçiler ve dilek dileyip nehre atan aşıklarla dolu olurdu.
Jongin sadece gömleği, pantolonuyla ve çıplak ayaklarıyla ağaçların arasından sırtına vuran güneşle küçük taşların arasında adımlıyor, serin suyun ayak parmakları arasında dolanmasıyla rahatladığını hissediyordu. Chanyeol ise yeşil çimenlerin arasında gövdesine yaslandığı büyük ağacın altında sevgilisini suratında güzel bir gülümsemeyle izliyordu. Bir tablo izler gibi, dünyanın en güzel müziğinin onun kahkahasında buluşmasına şahit olmak gibi.
Daha sonra onu uzaktan izlemenin yetmediğine karar verip ayaklandı ve çıplak ayaklarıyla Jongin'in yanına geldi. Onun da üzerinde önü açık gömleği ve pantolonu vardı. Karın kasları güneşle parlıyor, göğsünden karnına doğru bakmamak imkansız hale geliyordu Jongin için.
Gözleri buluştuğunda Jongin yutkundu, onun önünde bu kadar başı dönmesine engel olamamak hala kötüydü. "Hava soğuyacak gibi Yeol, önünü kapatsan mı?"
Chanyeol sırıttı, rüzgar ondan yanaymış gibi esip gömleğinin önünü iyice açarken Jongin karamel teninde dahi kızarmıştı. Chanyeol yaramaz bir tavırla daha çok Jongin'e yaklaşıp elini genç olanın beline sardı ve onun çıplak göğsüne yaslanmasına sebep oldu. "Bence hava çok sıcak bebeğim, istersen sen de çıkar gömleğini."
Jongin dudakları kıvrılırken gözlerini devirdi. "Neden sonrasında birbirimizin üzerine atlayacakmışız gibi hissetmeme neden oluyorsun?" Chanyeol kahkaha atınca o da ona eşlik etti, seslerinin uyumu, nehrin serin akan su seslerine karışıyor ve günü olduğundan daha özel hale getiriyordu. "Seni öpmek istiyorum, her güldüğünde." dedi birden Chanyeol.
Büyük avuç içi Jongin'in yanağını sardı. Baş parmağı dolgun dudaklarının üzerinde, cezbedici bir yavaşlıkta okşadı. Jongin heyecandan Chanyeol'un omuzlarına tutundu, sıcak teni de ona yapışmışken şimdi alev almış gibi hissediyordu. "O zaman daha çok gülmeliyim." dedi Jongin yaramaz bir çocuk gibi içten.
Chanyeol gülümsedi, Jongin'i öpmesi ise hemen sonra oldu. Dudakları onun dolgun dudaklarını arasına aldığında dünya dönmeyi kesiyor, sadece ikisinin olduğu başka bir evrende yaşamaya başlıyor gibi hissediyordu. Jongin'in elleri yanaklarını okşadı, güzel bir bahar günüydü. Kalbini ağrıtacak kadar güzel bir adamın dudaklarında ölmeyi dilediği, güzel bir bahar günü. Aralıklı öpücükler dudaklarını defalarca buluşturdu, güneş onlar için parladı daha çok.
"Sonsuzluk kavramına inanıyor musun?" diye sordu Chanyeol, dakikalar sonra büyük ağacın altında uzanırken. Jongin'in kafası kendi göğsünde ve o güzelim kahve saçları göğsüne dağılmış bir haldeydi. Chanyeol bir eli Jongin'in parmakları arasındayken diğer elini onun saçlarına atmış, usulca okşamaya başlamıştı. Jongin mayışmış bir halde uyumak ve uyumamak arasında kalırken mırıldandı;
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lose Control
फैनफिक्शन"Çok fazla düşünme Sadece sarıl bana böylece Gece yarısı olduğunda bana aitsin, bebeğim" Rüzgar nazikçe suratını ve saçlarını okşarken öylece karşısındaki adamın gözlüklerle bile parıldaması kesilmeyen yaramaz gözlerine baktı. "Deli Prens'in tekisi...
