(...Fren sesi kulaklarımda yankılandı. Tam o anda, hemen yanı başımızda durmuştu cip. Araç durur durmaz içinden takım elbiseli, gözlüklü üç kişi indi. Sanıyorum şoförde bunlardan biriydi. "Neler oluyor?" dedim. Karşımdaki bu kızıl saçlı kadın bana sadece gülümsüyordu. Şaka yapar gibi bir surat ifadesini nasıl takınabiliyor ki diye düşündüm bir an. Olay oldukça ciddi bir boyuttayken, bu kadın bana içerisine düştüğüm bir örümcek ağının ilk sinyallerini verirken, hatta bu tehdit ayağımın dibine kadar gelmişken nasıl oluyor da bu şekilde rahat davranabiliyor ve gülümseyebiliyordu? [Sanırım çatıdaki keskin nişancının etkisi büyüktü. Üzerime, bu mesafeden hiç şansımın olmadığı bir tüfek doğrultulmuştu nihayetinde]. Araçtan inen üç kişide etrafımı sardı. İkisi arkamda duruyordu, biri bu kızıl saçlı kadının yanına geldi. Yanında dikildi. Etrafıma bakındım. Tabi bunu yavaş hareketlerle, etrafı avcısı tarafından sarılmış bir av gibi, ürkek bir şekilde yaptım. Caddeden o sırada bir, en fazla iki araba geçmişti. Onlarda durmadan yollarına devam ettiler. Peki insanlar? Onlar keskin nişancıdan habersizdi. İleride ki masaya oturan, gözüne gözlüğü takmış gazete okuyan adamı kim önemserdi peki? Bağırsam sesim duyulur muydu? Düşünmedim değil. Ama gururuma yenik düştüm. Bir kız gibi çığlık atacak değildim. Tepemdeki keskin nişancı olmasa belki direnebilirdim. Ama bu mesafeden beni indirmesi içten bile değildi. Belli ki bu adamlar profesyoneldi. Peki hangi gizli servis için çalışıyorlardı? Burada ne işleri vardı? Neler oluyordu? Kafamda sorular çılgınca birbirlerini kovalarken, kadın konuştu; "Arabaya bin!", "O arabaya binmeyeceğim! Bana bir açıklama borçlusunuz. Bu yaptığınız resmen zorbalık! Neler oluyor burada? Siz kim oluyorsunuz?" cümleler birden ve seri bir şekilde ağzımdan dökülüvermişti. Karakteristik yapım olarak, haksızlıklara gelemeyen biriydim. Zorbalık, insanlara zorla bir şeyin diretilmesi gibi durumlarda sükûnetimi koruyamazdım. Normal insan boyutlarındaydım. Bir yetmiş ikiydi boyum. Güçlü sayılırdım. Gücümün yettiğince diretirdim. Ama şimdi burada, bu ülkenin bu küçük şehrinde, bu topraklarda, zorbalığın daniskası boy göstermekteydi. Hem de tam karşımda. Ve bana... "Sana hiçbir şey borçlu değilim Pars Tunçdöven! Bu arabaya bineceksin. Yada burada öleceksin. Seçimini yapman için sadece otuz saniyen var." Dedi kızıl saçlı. Olayın şoku bir yana, kadının soyadımı telaffuz etmiş olmasının şoku da çok sonradan kafama dank edecekti. Belinden bir silah çıkardı. Yavaş hareket ediyordu. Sanki, otuz saniyeyi doldurmak isteyen biriymiş gibi. Silahı sağ elinde tuttu. Sol elini, avucu açık bir şekilde yanındaki adama (bence ajandı) uzattı. Adam iç cebinden uzunca bir şey çıkararak kadına uzattı. Kadın saatine baktı. Uzunca şeyi kadının avucuna bıraktıktan sonra ve kadın bu şeyi silahın ucuna takarken anladım, bu bir susturucuydu. Kadın tekrar saatine baktı. "on saniye" dedi. Silahın mekanizmasını çekti. Ellerini aşağıya indirdi. Silah sağ elinde duruyordu. Gözlerimin içine bakıyordu, alaycı bir ifadeyle. "lanet olsun!" dedim. Arabanın arka kapısına yöneldim, içeri girmek için. O sırada arkamda bekleyen adamlardan biri beni kolumdan tuttu, zorla içeriye ittirdi. Acele davranıyorlardı. Bu resmen adam kaçırmaydı! Allah'ım. Diğeri de koşar adım cipin diğer tarafından bindi. Kadın cipin ön koltuğuna oturdu. Araba henüz çalışmadı. O sırada kadın dikiz aynasından arkaya baktı. Adamlardan sol tarafımda oturana "Yapın!" dedi. Solumdaki adam beni sıkıca tuttu. "Ne yapıyorsunuz!" dedim. Ardından sağ baldırımın üzerine bir şey saplandı! "aaaarrrggghhh!". Bir şırıngaydı. Ve keskin bir acı. "Lannnnn!" demekle yetindim. Canım gerçekten yanmıştı. Bacaklarım kasıldı. Şoför arabayı çalıştırdı. Çok geçmeden başım dönmeye başladı. Her yer dönüyordu şimdi. Etrafımı buğulu gözlerle görmeye başladım. Direniyordum ama nafile. Bedenim vücuduma verdikleri şeyin etkisine her saniye hızlı bir biçimde yenik düşüyordu. Son olarak gördüğüm, kızıl saçlı bu kadının sağ bileğini ağzına doğru götürüşüydü. Ve son bir şey daha duydum "Paketi aldık. Teslimata hazırız!"...)

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KAOS
FantasyYaşadığı o sıradan gün, sonradan kaderini belirleyeceği bir "KAOS"a dönüşecekti. O'da onlardan biri miydi? Yoksa hala insan niteliklerini taşıyor muydu? Bu ülkeye kadar sıçrayan bir "KAOS"un ortasında kalmak kendi seçimi miydi? Hiç sanmıyordu...