8

95 13 2
                                    

(Jughead)

O yere düşerken hiçbir şey yapamamak canımı çok acıtmıştı. Annesinin arkasından bağırması ve hastaneye gitmelerinden sonra yarım saat geçmişti. Böyle zamanlarda çok acıktığım için Betty'nin gitmeden önce bıraktığı yemekleri yemiştim. Hala bir haber bekliyordum. Ona söylediklerim için berbat hissediyordum. Doğruları öğrenmeye hakkı vardı ama yapamazdım.

Orada çaresizce oturup beklerken Şerif Keller geldi.

"Sonunda gidiyorsun." Dedi ve kapıyı açtı.

Zamanı gelmişti. 10 yılımı çürütecektim. Duvarları yumruklamaya ihtiyacım vardı. Ya da gerçekten şu Şerif'i de yumruklasam kendime gelirdim. Bu isteğimi bastırdım ve beni arabaya götürmesine izin verdim.

Yaklaşık on beş dakika arabayla Güney yakasındaki hapishaneye doğru ilerledik. Arabada sadece ben ve bir polis vardı. Sadece ikimizin olması tuhaftı. Bir süre daha ilerledik. Dışarıyı izliyor ve Betty'yi düşünüyordum. Sonra birden arabanın yön değiştirmesiyle ormana doğru yuvarlanmaya başladık. Ne olduğunu anlamadan kendimi korumaya çalışmıştım. Sonrası çok bulanıktı. Araba yan durmuştu. Bacağımda çok keskin bir acı vardı. Başımı çarpmış olmalıydım ki hem kanıyordu hem de ağrıyordu. Yavaşça doğrulurken acı içinde inledim. Böyle mi ölecektim? Her yerime cam parçaları batmıştı. Polise baktığımda hareketsiz yattığını gördüm.

Kaçabilirdim. Bu düşünceyle acımı umursamadan kalkmaya çalıştım. Canım yanıyordu ama yine de doğruldum ve arabanın kapısını açtım. Çıkmak çok zor olmuştu ama kaçabilirdim. Bu düşünceye tutunarak ormanda yürümeye başladım. Arabanın yuvarlandığı otoyola çıktığımda yol bomboştu. Biraz yürüdüm ama daha fazla dayanamıyordum. Bacağım acı içindeydi ve her yerim kanla kaplıydı. Bacağımdaki kanamayı durdurmak için yere oturdum. Önce cam parçasını çıkardım. Kanama daha çok artmıştı ve çok acıyordu. Tişörtümü çıkarırken dişlerimi sıkıyordum. Tişörtü bacağıma sardım ve kanamayı yavaşlattım. Ayağa kalkacak gücü bulamadım. Oracıkta ölemezdim.

Yoldan gelen araba sesiyle kafamı oraya çevirdim. Araba yaklaşıp yanımda durdu.

"Jughead?!" Bu babamdı.

...

"Bu sığınağın yerini kimse bilmez. Eskiden birkaç arkadaşımla gelirdim ama onların bile unuttuğu bir yer. Burada kalabilirsin." Dedi. Beni bir sığınağa getirmişti. Burada bulduğu birkaç parça kıyafeti bana vermişti, yaralarımı sarmıştı. O kadar şanslıydım ki tam zamanında beni bulduğu için.

"Nehir çok yakında, haberlere çıkmadan önce ve kaçak olduğun duyulmadan önce dışarı çık ve yıkan. Her tarafın kan içinde. Sonrasında buradan çıkmayacaksın. Anlaşıldı mı?" dedi.

"Baba benim bir katil olmadığıma inanmıyor musun?" dedim.

"Tabi ki inanmıyorum sadece biraz endişeliyim. Ne olursa olsun sen benim oğlumsun." Dedi. Bu beni mutlu etmişti.

"Sonsuza kadar burada saklanacak mıyım?" dedim.

"Eninde sonunda Ethel'ın gerçek katili ortaya çıkacaktır. Ama çıkana kadar -eğer hapse gitmek istemiyorsan- burada saklanacaksın."

Siyahla Beyazın Dansı ||Bughead||Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin