BÖLÜM 1

131 2 4
                                    


Gün kavgayla başlamıştı. Ne zaman böyle başlamadı ki zaten. Her seferinde eve gelen mektuplardan mutlaka bir iki tanesi haciz mektubu olurdu. Bu da evde ki gerginliğin artıp kavga çıkmasına yol açardı. Bugün de öyle bir gündü işte. Aslında gelen mektubu annesinden önce babası görüp saklamaya çalışmış annesi bulunca da sabahın fecrinde kıyametler kopmuştu. Babasının sevmediği birçok özelliği vardı. En basiti kendisine ve annesine birazcık bile değer vermemesiydi. İçki içmesi umurunda olmazdı ama daha sonra yaptıkları genellikle ya onları rezil eder ya da zarar görmelerine sebep olurdu bu yüzden içmesini de sevmezdi. Arkadaşlarından nefret ederdi. Ne zaman pis işleri olursa gelip babasını alır giderler pis işlerini ona yaptırırlar dahası cebindeki parayı da onlara harcar borç yapar öyle gelirdi. Kendisinin aldığı maaşla eve yetmeye çalışır bir taraftan borçları kapatmaya çalışır o da yetmez gibi babasının elinde kalan parayı da almasını engelleyemezdi.

Artık yazdan sonbahara geçiyorlardı. Kötü bir evde oturmuyorlardı ama çokta iyi bir evde oturdukları söylenemezdi. Sabah sabah hazırlanırken annesi eve gelen haciz mektubunu bulmuş ağlayarak ışılın odasına girmişti. Biraz sitem etmiş iyice sinirleri gerilince yatak odasına gidip babasıyla tartışmaya başlamıştı. Işıl her zamanki gibi seyirci kalmayı tercih etmiş sadece annesine zarar gelmesin diye odada bulunuyordu. Fakat babası sanki ne kadının ona söylediklerini duyuyor ne de kızıyla karısının odada olduğunu görüyordu. Tabi bu bir noktadan sonra patlak verdi. Adam bir sinirle kalkıp kadının üstüne yürüdü. Örtünün yarısı yere yarısı yatağa serildi. 'yeter be kadın sabah sabah. Yaptıysam ben borç yaptım hallederiz bir şekilde' dedi. Kadın hayretle adamın yüzüne baktı.

'nasıl halledeceksin? sen önce borç yapmamayı öğren biz senin yediğin haltları temizlemek zorunda mıyız?' diye bağırdı Sevilay hanım. Kadın bir taraftan da ağlıyordu. Adam sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sakinlikle kadına döndü. 'kızını boşuna mı doktor yaptın. Ödesin işte ne olacak sanki' dedi. Işıl hayretle bakakaldı. 'Kendin yediğin haltları kendin temizle. O arkadaşların yardım etsin sana' dedi. Adamın siniri bir anda ışıla yöneldi. Kolundan tuttuğu gibi odadan dışarı atarcasına itti kızı. 'Bana sen cevap mı veriyorsun utanmadan.' Karısına döndü. 'senin yetiştirdiğin kız da ancak bu kadar olur zaten. Ne keyif bıraktınız ne de heves. Çekilin gözümün önünden' dedi. Sevilay hanım inatla birkaç saniye adama bakmaya devam etti. Ama adamın pek umurunda değildi. Üstünü değiştirmeye başlamıştı. Kadın 'seninle evleneceğim gün ölseydim de evlenmeseydim. Kaçsaydım sürünseydim de evlenmeseydim. Hayata bir kez daha geleceğimi bilsem seninle evlendiğim gün kendimi asardım bileklerimi keserdim ama yine de seninle evlenmezdim.' Ağlayarak odadan çıktı. Işılda annesinin peşinden salona doğru yürüdü. Kadın bir sinirle mutfağa geçti sandalyeye oturdu. Işıl annesine birazcık destek amaçlı olsun sarıldı. Ama kadın nafileydi. Birkaç dakika öyle kaldıktan sonra Sevilay hanım kızına dönüp 'geç kalıyorsun' dedi. Işıl çaresizce odasına doğru yönelirken babası da odadan çıkıp dış kapıya doğru yöneldi. Adam evden çıkana kadar ışıl odasının önünde bekleyip hiçbir şey olmadığına emin oldu.

Yarım saat sonra üzerinde su yeşili gömleği altında krem rengi dar sayılacak bir pantolonla ve krem rengi ayakkabısıyla çıkmaya hazırdı. Hastanede ameliyatı olmadığı gün genellikle şık giyinmeye çalışırdı. Kendine biraz olsun bakmak bazen hoşuna gidiyordu. Bugün ise son zamanlarda giymek için can attığı ama fırsat bulamadığı yeni krem sitilettosunu giydi. Son kez saçlarını düzeltip üzerine parfüm sıktı. Gerçi hoş hastaneden sonra üzerinde parfüm kalmıyordu. Annesine son kez göründü ben çıkıyorum demek için.

Normalde onu akın alırdı sabahları ama bazen işi çıkar ve ışıl kendi giderdi. Babasından kendine sıra gelseydi araba almak istiyordu. Böylece kimseye minnet etmezdi de. Gerçi böyle söyleyince akın ona aşırı kırılıyordu. Hastaneye giderken gökyüzünde yükselen güneşe döndü baktı. Yakında havalar iyice soğuduğunda güneşin ısısını hissedemeyeceğini biliyordu. Hoş ameliyathane sürekli soğuk olduğu için genel olarak güneşi hissedemiyordu. Hastaneye geldiğinde hastanenin arka kapısından ilerlemeye devam etti. En azından burada kavga çıkmıyordu. Yeni gelen malzemeler taşınıyordu. Malzemeleri taşıyan hediye ablaya doğru yaklaşırken yüzünde bir gülümse belirdi. Kolinin diğer ucundan tutarken 'günaydın' dedi. Hediye hanım yüzünü kaldırıp genç kadına baktı. 'günaydın ışıl hanım' dedi gülümserken. 'ne olur bırakın ışıl hanım yanlış anlaşılmasın' dedi kadın tereddütle etrafına bakarken. 'ne yanlış anlaşılacak hediye abla. Yardımlaşıyoruz. Buna da bir şey demezler herhalde' dedi ışıl hastane yönetimi eleştirircesine. Hediye hanım koliyi diğerlerinin yanına bırakırken ışıla döndü. 'ne olur ne olmaz. Siz iyisi mi yukarı çıkın belki hasta falan gelmiştir' dedi. Işıl hafif başını eğip baktıktan sonra 'peki öyleyse. Görüşürüz ' dedi. Yukarıya çıkarken birkaç kişiyle selamlaştı. Kendi odasına doğru giderken Elif hemşireyi görünce durdu. 'günaydın elif. Bugün ne yapıyoruz?' dedi hafif gülerek. Elif hemşire ışıla bakıp 'hemen geliyorum' dedi. Eline dosyaları alıp ışılın yanına geldi birlikte yürümeye başladılar. 'evet ışıl hanım bugün poliklinikle başlıyoruz. Nasıl ama bence çok heyecanı' diyerek güldü. Işıla aynı şekilde güldü. ' öğleden sonra bir hastayı ameliyat edip etmeyeceğimize karar vereceğiz. Bugün öyle çok yorucu olmayacak' dedi. Işıl odanın kapısına gelince durdu ve elife dönüp 'sen ne zaman böyle desen diğer günlerden mutlaka daha çok yoruluyoruz.' Dedi. İki kadın güldüler sonra ışıl aklına yeni gelmiş gibi durdu ve 'erdem nerede sabah sabah hayret karşıma çıkmadı' dedi. Elif hemşire ise Işıl hanıma bakıp 'bence bugün zamanı ayarlayamadı' diye fısıldadı ve tekrar gülüştüler. ve ayrıldılar. Erdem, Işıl hastaneye geldiğinde aynı dalda oldukları için üstünlük taslamaya çalışmıştı fakat Işıl gerekse sözlerle gerekse beklenmedik ameliyatlarla erdemi alt etmiş ve başhekimin gözünde yükselmişti. Bu yüzden erdem ve ışıl ne zaman yan yana gelseler mutlaka arada bir atışma oluyordu. Işıl odaya girdi fakat beklenmedik bir sürprizle karşılaştı. İki tane adam bostan korkuluğu gibi dikilmiş kapının karşında kendisini bekliyordu. Işıl sorgular bakışlarla 'buyurun' dedi. Adamlar önce birbirlerine baktılar. sonra sağda ki bir adım ışıla yaklaşarak 'siz ışıl doktor musunuz' dedi. Işıl onaylar gibi başını sallarken masaya yaklaştı ve çantasını koydu. 'ben ışılım da siz kiminiz?' dedi. Solda ki adam elinde ki siyah dosyayı ışıla uzattı. 'Biz hastamız için geldik' dedi ciddi bir şekilde. Işılın kaşları çatıldı. Dosyayı tereddütle alırken 'hastanız nerde? Siz gelip hastayı niye getirmediniz? Dedi. Dosyanın kapağını açarken kendi kendine söylendi. 'aman direk hastayı getirmeyin maazallah kontrol edilir falan' dedi. Adam hiç cevap vermeden sadece ışıla baktı. Işıl dosyayı okumaya başladığında adamın yataktan hareket ettirmenin tehlikeli olduğunu anlayınca adama dönüp dosyayı sallayarak 'başından açıklayabilirdiniz.' Dedi. 'evde sağlık hizmetlerini yönlendirelim size' deyince adam 'onlar gelene kadar ya bir şey olursa doktor hanım. Siz gelip şimdi bir bakın acil olmazsa zaten istemeyiz.' Dedi hızlıca. Işıl ikilemde kaldı. Sonunda vicdanına yenik düştü ve hastaneden yiyeceği azarı düşünmeden 'tamam' dedi.

ANLAŞILMAKHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin