Işıl hem şok olmuş hem de anlamsız bir şekilde babasına bakakaldı. Böyle bir şey duymayı beklemiyordu hatta hiçbir şey duymayı beklemiyordu. 'Sen ne dediğini bilmiyorsun bence' dedi. Hakan bey Işılın kolundan tuttu ve onu biraz daha geriye çekerek ışıla yaklaştı. Kız babasının yaptığına anlam veremiyordu. 'Ne yapıyorsun?' diye bağırdı elini de kurtardı. Adam da hafiften sinirlenmiş görünüyordu. Kıza daha fazla konuşmasına fırsat bırakmadan kendisi konuşmaya başladı. 'Mert denen adam seni tehdit etti zaten biliyorsun bunu. Fakat şimdi durum daha da ciddileşti. Seninle ve annenle beni tehdit ediyor. Şu eve gelen çocuk geldi birkaç gün önce. Mertten kurtulmanın bir yolunu aradım ama bulamadım. ama o çocuk..' dedi ve sustu. Işıl babasına baktı ne anlattığını anlamaya çalışıyordu. Kollarını bağladı ışıl. Adam devam etti. 'O çocuk Mertin hakkından gelebilir.' Diyip el çırptı sanki çok önemli bir şeyi keşfetmiş gibi. Işıl hafif kafasını soru sorarcasına salladı 'yani?' dedi. Adamın gülümsemesi soldu. Kızına memnuniyetsiz bir bakış attı. 'Eğer onunla bir olursan mert bize dokunmaz. Ama o adamla bir olman içinde aranızda ufak bir evlilik gerçekleşecek.' Işıl elini kaldırdı. 'Kalsın. Gerek yok. Mert denen adam da gelsin bakalım. Öyle kolay değil.' Tam arkasını dönüp gidiyordu ki babası 'Annene merti ve poyrazı anlatırsın o zaman' dedi. 'hatta bizimle problemli adamları eve getirip yemeğimizden ikram etmeni falan o gün eve kendi eşyalarınla bile gelmeyişini falan hepsini anlatırsın. Ya da ben anlatayım mı çok güvendiği kızının kendi arkasından neler karıştırdığını?' dedi. Işıl hızla tekrar babasına döndü. 'Sen beni tehdit mi ediyorsun?' diye sordu. Adam bilmem dercesine kollarını kaldır. 'Annen eskisi kadar güçlü değil maazallah böyle kötü şeyleri öğrendikten sonra kalpten gider falan.' Dedi adam. 'Yarın akşama kadar vaktin var. Keyfin bilir.' Dedi. Işılın bir şey demesine fırsat bırakmadan kızı önünden itekleyip geçti. Işıl donakalmıştı öylece. Annesini düşündü. Tüm olayları anlatırsa kendisini kurtaracaktı fakat diğer yandan annesinin güveni kırılıcaktı ve yetmeyecek beladan kurtulmak yerine annesini de içine çekmiş olacaktı. Ama diğer yandan evlenmekten bahsediyordu. Evlenmesi demek o adamla aynı evde yaşayıp aynı havayı solumaktı ve annesinin yanından ayrılmasıyla annesini o cehennemde tek başına bırakması anlamına gelirdi. Bir an başı döndü pencerenin kenarına tutundu. Önlüğünün cebinden telefonunu çıkarttı ve hızlıca Akını aradı. İkinci çalışta telefon açıldı. 'Akın.' Dedi fakat sesi endişeli çıkmıştı. Telefonun diğer ucunda akın bir anda doğruldu ve hastanede bir şey olmasından korkarak 'Ne oldu?' diye sordu. Artık akında endişeliydi. 'Hastaneye gel lütfen.' Dedi. Akın ışıla ne olduğunu sorsada ışıl cevaplamamıştı. Akın bir hızla evden fırladı evle hastane arası 20 dakika olmasına rağmen 10 dakikada gelmişti. Işılı arayıp yerini sordu. Işılı bulduğunda kız boş bir şekilde yere odaklanmış bakıyordu sadece. Ayak seslerini duymasıyla ışıl sesin geldiği yöne çevirdi başını. Akını görünce oturduğu yerden kalktı ve akına döndü. 'Ben ne yapacağımı bilmiyorum.' Dedi. Akın iyice yaklaştı ışıla. 'Ne oldu da ne yapacağını bilmiyorsun.' Diye sordu. Işıl babasının gelmesinden başlayarak anlattı hepsini. Akın o kadar sinirlenmişti ki bir sağa bir sola doğru yürüyordu. Işıl anlatmasını bitirdiğinde Işıldan telefonunu istedi ve telefonu aldığı gibi arama kayıtlarında duran yabancı numarayı aradı. Fakat telefon açılmadı. Akın daha da çok sinirlenmişti artık. Işıla telefonu geri verdiğinde Işıl akını endişeli bir halde izliyordu. 'Ara o pezevengi buraya çağır' dedi. Işıl emin olamadı. Kaşlarını çatmış öylece arkadaşına bakıyordu. Telefonu çalmaya başlayınca Işıl Akına, Akın ise telefona bakıyordu. 'gelsin' dedi telefonu işaret ederek. Işıl telefonu açtı. Düz bir sesle efendim demişti poyraz. Işıl poyrazın sesini duyunca tekrar sinirleri gerildi. 'Özel yaşam hastanesinin önünde seni bekliyorum.' Dedi ve cevap vermesine fırsat bırakmadan kapattı. Işıl önlüğüne zara gelmesin diye çıkartıp resepsiyona bıraktı. Birlikte dışarıya çıkarken ışıl bir yandan da akını sakinleştirmeye çalışıyordu. Aslında sakinleşmesini istemiyordu bir taraftanda çünkü o adam bunu hakkediyordu. Aşağıya indiklerinden bir 20 dakika sonra karşıdan poyraz ve yanında server denen adam çıkageldiler. Akın onları görür görmez ayağa kalkıp onlara doğru yürüdü. Poyraz önce akına baktı daha sonra Işılın gözünün içine baktı fakat kızın yüzünde endişe vardı. Akın 'Senin derdin ne lan it?' diye bağırıp Poyrazın yüzüne sıkı bir yumruk attı. Poyraz yumruğun etkisiyle sağa doğru sendeledi. Işıl tiz bir çığlık atarken bir yanda da eliyle ağzını kapattı. Server ise arkadaşına doğru atılıp kolundan tuttu. Poyraz elini çenesine doğru götürdü. Işıl poyrazın yumruğunu sıktığını görünce Akını geriye doğru çekip kendisi öne geçti. Poyrazın eli havada kaldı. Akın Işılı tekrar geriye doğru çekti. 'sevgilisi misin sen?' diye sordu poyraz Akına hitaben. Akın 'Sanane olum kimsem kimim. Senin pezevenkliğin ne olacak?' dedi ters bir şekilde. Poyraz güler bir ses çıkarttıktan sonra Akını yakasından kavrayıp kendisine çekti. 'Sevgilisi değilsen siktir git karışma işimize' dedi. Işıl poyrazın kolundan tutup akının üzerinden elini çekmeye çalıştı. 'Bırak ya bırak. Allahın belası bırak.'

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ANLAŞILMAK
Teen FictionHerkesin anlaşılmak istediği bir an vardır. fakat o anları kimseye söyleyemezsiniz.