ruhuma veda

10 1 0
                                        

3.11.2020 / 03.04

Geceler çaldı benim seninleyken hiç kaybetmediğim huzurumu. Seni benden de geceler çaldı. Çok severdim geceyi, sen gitmeden önce. Gözlerim kurur artık, seni düşlerimde göremediğim vakitlerde.

Ruhumda mikrop kapmış bir yara var ama senin elinde merhem bile yok. Hoş, olsa bile zahmet edip sürmezsin yaralarıma. Ondan zaten benim bu kan revanlığım. Sana geri dönülmez bir şekilde tutukluluğum.

Gökyüzü şimdi bir çöplük, senin de gözlerin bir yıldız gibi parlak. Gözlerimi kaldırıp sana baktığımda artık bir yıldız değil, çöplük görüyordum. Kalbinin kiri artık kokuyor, yanına yaklaşılmaz yapıyordu. Senin burnuna gelmiyor mu kendi kokun? Aslında önceden seni koklarken kendimi yalancı cennette zannederdim. Gözlerimi yumar, bir ömür sığdırdığım mutlu hayaller kurardım. Şimdi seni kokladığımda yüzümü buruşturuyorum. Aşkın bile kirlisi denk geldiyse bana, benim daha gücüm kalmaz savaşmaya. Senin bile o güzel kokun silindiyse burnumdan, senin de bir yerden sonra buralardan gitmen lazım. Kalbimden gitmen lazım, ruhumdan, aklımdan.

Ben seni düşünmekten yoruldum, bir kuşa uçmayı öğretmekten yoruldum. Seni sevmekten yoruldum. Allah bana dert diye seni vermiş sanki, her düşündüğümde bir parçam soluksuz kalıyor. Taş mıyım ki ben sabrım dayansın sana. Bende Hz. Eyyûb sabrı yok ki, zaten sende onun dertleri kadar etmezsin.

Seni dert olarak bile büyütmüşüm ben içimde. Seni büyütmek bana iyi gelmiş ki, hiç küçültemiyorum. Pes etmek istiyorum, sana pes etmek. Gelme istiyorum, kalbimin kapısı çalmasın istiyorum. Artık ruhumu geri almak istiyorum.

Gece bir çamur gibi ikilinin üzerine çökmüş, dış kapı da ruhlarını kaybedeceklerini biliyormuş gibi açıktı. Adam her gelişinde kapıyı açık bırakırdı. Her gelişinde aslında gideceğinin mesajını verir, kadını buna alıştırmaya çalışırdı. Ama kadının gözlerini öyle bir kör etmişti ki, kendinden başkasını görmüyordu. Pişmandı, ama onu sevemediği için değil, onu kendine aşık ettiği için. Başına bela aldığını düşünüyordu. Ama bu sefer sondu, yalancı bir ruhu taşımak kendine zor gelmiş olmalı ki, kafasında kurduğu binlerce ayrılık konuşmasını artık dilinden çıkaracaktı. Kadın şimdi karşısında yaralı bir ceylanın gözleri gibi bakıyor, omuzlarında dünyanın yükünü taşıyormuş gibi yorgun gözüküyordu. Acıması yoktu, hiçbir zaman olmamıştı. Zehirli dilini dudaklarından çıkardı.

"Bitsin artık, yapamıyorum ben." Dedi yırtıcı bakışlarla. Kadın, adamın dudaklarından çıkan her kelimeyi, boğazına birer kıymık batıyormuş gibi karşıladı. Neler düşündüğünü bir o, bir de Allah biliyordu.

"Sen ne diyorsun?" diyebildi bir tek. Zaten bütün cümleler bir enkaza dönmüşken, dilinden çıkanlarında bir anlama ihtiyacı olmuyordu. Beyni, sanki kalbinin acısını hissedermiş gibi işlevini durdurdu. Düşünemiyor, acıyı kavramaya çalışıyordu.

"Ayrılmak istediğimi söylüyorum." Dedi adam en gaddar sesiyle. O konuştukça hafiflese de, kadın sanki her harfte yerin dibine batıyordu. Ne vardı onun bu ateş çıkan dilinde? Yakmasa artık olmaz mıydı? Gitmeden de yakıyordu, şimdi niyeti kül etmekti.

"Neden ki?" dedi kadın gözleri yavaşça sulanırken. Zaten ağlamamak şu an için mümkün değil gibiydi. Elini şimdi kalbine sokmak istiyor, sonra göğüs kafesini parçalayarak o kalbi çıkarmak istiyordu. Sormak istiyordu: "Nasıl bu kadar çok sevebilirsin?"

"Sıkıldım." Dedi sadece adam. Üç yılı bir kelimeye sığdırdı, kadının kalbini bir ateşe yatırdı, zehrini boynuna akıttı ve sadece tek bir kelime sarf etti. Kendini yormadan ama kadını paramparça ederek bu işi bitirmek, bir an önce gitmek istiyordu. Onun kötü kalbine de bu yakışırdı zaten.

yalanlar ve yananlar.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin