Gerisi yalandır ömrün
Kulaklarında sagır edici bir çınlama
Kaç acı sığar bu küçük odaya
Kaç yalnızlık
Ve kaç kez geçer ömür aynı yoldanGerisi bahanedir ömrün
Gözlerine yazılmış kaç şiirde hatırlarım seni
Ve bendeki hayat telaşı
Uçarı kaçarı birazda cılgın
Kaç köşede beklerim seniGerisi talandır ömrün
Bilirim
Yıkılmış virane sersefil içler acısı
Bütün yazıların boynu büyük
Aynı bir çocuk gibiGerisi sendir ömrün
Varlıgını bilip yoklugunla yok olmak
Aynı şehirde ayrı yaşlanmakGerisi beklemektir ömrün
Belki bir yerde okul bahcesi
çocuk neşesinde
bazen küçük bir pencerede
Kızıl saçlarını savurup hüznüme
Gelirsin gün ışığım.Sabah bu şiirle uyandım. Pencere kenarına durmuş okuyamadıgı şiirini okudu gün doğumuna. geceden kalma hüznü yüzündeydi hala.
Günaydın suskun dedim.
Günaydı dostum ama ben göremedim onu dedi.
Göreceksin dedim üzülme! hemde ben sana bu küçük pencereden değil daha büyük bir yerden izleteceğim dedim.
Gülümsedi..
Gülünce gözlerinin içi gülüyordu ama asla kahkaha attığını görmedim. Sadece tebessüm ediyordu.
Oysa gülmeliydi bu adam bütün gözyaşlarına inat bir kerede olsa gülmeliydi.
Çocukça gülmeliydi.Bak bu sabah sana çayı ben yaptım hadi gel içelim dostum dedi.
Kalktım oturdum yanına içelim dedim.
Sonra içimi çekerek ah suskun dedim.
Kafasını kaldırıp yüzüme baktı .
Çok oldu dedim şu beyaz peynir bile hasret dedim.
GülümsediKime dedi?
Rakıya dedim.
Gülümsedi.
Hepmi ağlayacağız şu imansiz dünyada biraz gülelim dedim.
Beraber kahvaltı yaptık ilk defa iki kelimede olsa gündüz konuşmuştu benle buda farklı bir mutluluktu benim için .Rakıyı boğazda içeceksin dedi sarhoş kemancı vardı acaba yaşiyormudur? diye mırıldandı.
Bende şaşkın bir şekilde yüzüne baktım. İstanbul'u biliyordu belli burda yaşamış bir süre yada hep burdaymiş, ah dedim keşke onu daha önce tanısaydım.
Yine içeriz dedim hemde boğazda senin ictigin yerde sarhoş kemancıyı da buluruz.
İçini çekti sonra dönüp bana !!
Ben burda öleceğim ama sen benim yerime iç, kemancı yada selam söyle şarkımı çalsın.
Ne ölmesi dedim.
Cevapsız kalktı gitti masadan
Bende hemen peşinden masadan kalkıp yanına oturdum.
Sapa saglam adamsın yakışıklısın daha dur dedim dostum bizim yaşayacaklarımız var.
Gülümsedi
İnsanı hep hastalık öldürmez bedenim sağlam ama ruhum kan kusuyor benim dedi.
Sustum
Bir an hiç birşey demedim sonra dönüp
Ruhunu iyi etmek senin elinde dostum dök içini bana kanayan ne varsa anlat.
Ona iyi geliyordu konuşmak ilk tanıdığım da hiç konuşmazdı öyle cam kenarında şiir okurdu sonra yatar uyurdu.
İlk hafta kendime şöyle demiştim tamam ben orjinal deliyim de bu adamlada olmazki oda delinin honilisinden, nasıl devirecegiz onca seneyi burada.
Ama benim şu dilim yokmu hani başımın üzerinden hiç bela eksik etmez, benim bu dilim bu adamda işe yaradı
İçimden bunları geçirirken suskuna bakıp gülümsedim.
Şaşırdı ne gülüyorsun? dedi delim'i dürttü seni? dedi
oda güldü.
Vallahi suskun kendime gülüyorum dedim.
Niye dedi.
Dedim ben buraya girerken sana süprizimiz var diye soktular beni .
Eee?
Yahu işte ben deliyim ya onlara göre ,
Ya suskun sen benden daha deliymişsin.
İkimizde güldük.
Sonra bı anda buz kesti orası ,
Suskun duygulandı birden.
ne oldu dedim?
Dün gece o çocuğu rüyamda gördüm dedi.
Bana isyan etti gece boyu onu kurtarmak yerine kaçtım diye.
Sen çocuktun suskun dedim kurtaramazdın.
Ağladı
Ben dedi oradan nasıl çıktım, onu nasıl kurtarmadım, bu pişmanlıkla öleceğim .
Ne söyledimse onun bir çocuk olduğuna ikna edemedim. sanki o kazan dairesinde büyük bir yetişkin olarak izlemişti olanları kendi küçük ruhu büyük çocuktu o, pişmanlıklarıyla of çekmeleri o gün boyunca hep sürdü.
Oradan nasıl çıktığını Merak ediyordum ama, acı çekmesini de istemiyor, soramıyordum.
Gün batımından sonra yine gidip yanına oturdum.
Bu sefer hiç soru sormama fırsat vermeden kendisi anlatmaya başladı.
O kazan dairesinde bende o çocuk gibi çocukluğumu bıraktım. O bekçi ikimizden de çok şey aldı. Her seferinde yaptığı gibi çocuğu o gece alıp tuvalette yıkayıp yatakhaneye bıraktı. onlar çıkınca arkalarından bende çıktım ama, bir farkla
Bu kez onun gizlediği herşeyi biliyordum. çocukları o kazan dairesine neden götürdüğünü, orada onları neyle tehdit ettiğini, boyunlarına dayadığı bıçağı nereye sakladığı, hepsini gördüm. hepsini öğrendim. Çocuk olarak girdiğim o kazan dairesinden ,kocaman bir adam olarak çıktım.
Ertesi sabah acısını içinde yaşamak zorunda kalmış yeni bir çocuk acılarla sızlanırken duvar dibinde, bekçinin keyifle yaktığı bafranın dumanında içimi nefretle ,kinle, intikamla doldurdum.
Bu bitmeliydi inleyen bir çocuk sesi yerine, bahçeyi gülümseyen çocuklar almaliydi bu kötülük karşılıksız kalmamalıydı.
Günlerce bekledim pusuya yattım,
Pilanlar kurdum, Hayince pilanlar Artık 15 yaşımdaydim abiydim ben, abiler kardeşlerini korurlardı, korumalıydım.
Haftalar geçti böyle bi düşüncelerle kendimi hazırlamıştım
Artık bende ipler tamamen kopmuştu.
Son bahardı artık bütün çiçekler solmuş bahcedeki bütün yapraklar dökülmüştü. bu mevsimi seviyorum çünkü Yaz" a benziyor onunda saçları bu dökülen yapraklar gibiydi aynı renkti.
Bir son bahar günü delicesine yağan yagmur Yaz"ı getirdi bana o ğünden sonra ilk defa.
O gün sınıfın penceresinden dışarıyı izliyordum kafamda bir sürü intikam senaryoları vardı.
Omzunda elini hissettim nasıl güzel bir duygu bilemezsin dostum. Adına ne dersen de ben buna huzur diyorum.
Onun bana her dokunuşu huzur veriyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KAPI
Non-FictionBir de susanlar konuşsun geceye Yaşamak ve katlanmak zorunda olduğumuz bir dünya var dışarda ve deli sarhoş gariban diye yanından geçip gittikleri misin hayatlarina uzanalim Suskun konuştukça bizde nelere sustuklarımızı anlayalım belki diretmek...