"Sanırım Tatlıyı Dışarıdan Almalıyız" ~13

31 6 28
                                    

Hastaneden çıkıp Mert'in arabasına bindik. Mert annemi, beni ve Ali'yi bize bırakıp gitti.

"Anne ben odamda gidiyorum. Ali de benimle geliyor. Yürü Aliş."

"Tamam kızım. Hem hazırlan tamam mı?"

"Tamam annem"

Dedim ve Ali ile odama gittik. Ali yatağıma oturup çekmecemdeki çikolatalardan birini alıp yemeye başladı.

"Melisa, neden Mert'i söylemedin?"

Dedi soğuk sesiyle. Bana çok mu kırılmıştı?

"Çünkü hastalığı var."

Umarım söylememem gereken bir şey değildir.

"Ne hastalığı?"

Dedi şaşırmış bir şekilde. Çekmeceden bir çikolata alıp yanına oturdum.

"Sinir hastalığı gibi bir şey. Bipolar bozuklukta olabilir bilmiyorum. Kontrol edemiyor kendini. Ali ben Mert'in sevgisine inanıyorum. Ama... Ya ne bileyim? Ben onun sevgisine yanıt veremem. Ona ümit vermek istemiyorum. Sonra bana daha çok bağlanır ve üzülür diye korkuyorum."

Dedim. Gözlerim dolmaya başlayınca Ali bana sarıldı.

"Benim canım, bir tanem, bak seni anlamaya çalışıyorum. Biliyorsun beni ben her zaman senin yanında oldum. Hep senin iyiliğini düşündüm. Okyanus ve sen benim en değerlimsiniz. Benim en kötü zamanımda sen yanındaydın. Ben okyanusla daha az görüşüyorum düşün. Seni çok seviyorum ve değer veriyorum bunu hiç bir şey değiştiremez. Ama... Güzelim bilmiyorum. Bende Mert'in sevgisine inanıyorum sonra diyorum ki seven insan böyle yapmaz. Ama eğer dediğin gibi gerçekten bir hastalığı varsa o zaman ona anlayış gösteririm. Onun dışında kimse Mehmet amca bile engel olamaz bana. Bu evliliğe müsade etmem. Bak önünde upuzun bi' zaman var. Karar ver. Eğer mertle evlenmek istemezsen o zaman evlenmezsin tamam mı? Ben senin her daim yanındayım. Ne karar verirsen ver bende aynı fikirdeyim seninle tamam mı? Kendini asla ama asla yalnız hissetme. Şimdi kalk da hazırlayalım seni tipe bak. Çocuğun karşısına böyle çıksan evlenmekten vaz geçer."

Dedi ve gözyaşları ile güldü. Bende aynı durumdaydım. Ne güzel kardeş edinmiştim öyle.

Elbisemi giyip Ali'yi çağırdım. Elinde börekle odaya dalınca haliyle garip bir bakış attım.

"Böreği nerden buldun la?"

"Azra annem yapmış. Yiyecek misin diye sormuyorum çünkü ancak bana yeter. Zaten sen yemeğini orada yersin. O yüzden sana ayırmıyoruz. Ben bu akşam buradayım yemek yiyeceğim."

"Okyanus?"

"Babasıyla o"

"Aliş babanı affe-"

"Hayır! Baban deme demedim mi ben sana?! O adam benim babam değil!"

"Tamam sen öyle diyorsan öyle"

Dedim ve yanağına sulu bir öpücük bıraktım. Sonra da yatağıma oturup Mert'in gönderdiği ayakkabıyı giydim.

Ali'nin babası yüzünden annesi ölmüştü. Bana anlattığı kadarıyla anlatayım. Ali'nin babası annesini aslında çok seviyormuş. Bende şahidim. Çok tatlı bir çiftti. Ali'nin babası bile bana babamdan daha çok babalık yapmıştır. Bana hep hayvan şeklinde çikolatalar alırdı. Ben çok severdim ama babam anneme o zamanlar para vermediği için annem alamazdı. Bende hiç istiyorum diye ağlamadım. Babası çok başarılı bir doktordu. Hatta bizde onun bazı eşyalarını alır oyun oynardık. Bir gün bir mafyanın karısı mı ne gelmiş hastaneye Kerim amca yani Ali'nin babası da kurtaramamış kadını. Kadın ölümcül bir hastalık sebebiyle ölmüş. Yani öleceği varmış zaten ama Kerim amca müdahale etmek isterken olmuş. Daha sonra bu mafya çok sinirlenmiş ve Duygu teyzeyi ailesinin gözünün önünde öldürmüş. Aliş de hep babasını suçladı. Aslında adamın da bir suçu yok. O nereden bilebilirdi ki? Ama yine de Ali öyle düşünüyor bu yüzden de görüşmüyor. Konusunu bile açtırmıyor.

MELEĞİM (Kısa bir ara verildi) Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin