"Ne diyosun sen be ?! Bu sefer cidden öldürücem seni.. "
O lafı dedikten sonra ayağa kalkıp devam edemeden sinirimden tüm gücümle çenesine yumruğumu geçirdim. Direk yere yığıldı.
"İşte şimdi tam kalıbına uydun! Sana yalan söylememeyi öğreticem!.."
Kalkmaya çalışıyordu ki karnına tekme attım. Tam bir tane daha vurucaktım ki biri beni tuttu.
"Bence bu kadar yeter. Öyle bişey olmadığını anlamış olduk." Bu beni yerden kaldıran çocuktu.
"Sen kim oluyorsun?! Fikrini sormadık!" Brian'ın olduğu tarafa döndüğümde yanında bir çocuk vardı. Brian tükürdü ağzını sildi. Yanındaki onu tutuyordu. Sanırım o da bana saldırıcaktı. Ama ne o ne de ben vuramadan içeri hoca girdi.
"Noluyor burda? Brian iyi misin?" Öksürdükten sonra kendini toplamaya çalıştı.
"Ben iyiyim hocam ama birileri birazdan hiç iyi olmayacak!"
Dediğinde direk kafasını bana çevirdi. Ona iğrenerek bakıyordum. O ise sinirli bir şekilde bakıyordu. Hoca herkes yerlerine dediğinde yanına yaklaşıp fısıldadım;
"Daha devamı var."
Onun cevap vermesini beklemeden sıraya oturdum. O salağın olduğu tarafa bakmıyordum. Kafamı sıraya gömerek bişeyler karalamaya başladım. Zile ne kadar var diye duvardaki saate bakmak için kafamı kaldırdığımda adını Austion diye tahmin ettiğim çocukla göz göze geldim. Sanki ben ona bakmamışım gibi rahatsız olmadan bakmaya devam ediyordu. Kafamı yine sıraya gömdüm ve zili bekledim. Böyle beklerken zil çaldı. Hoca sınıftan çıktığı gibi Brian hızla sırasından kalkıp buraya geldi. Kendini zor tutuyormuş gibi bir hali vardı. Birden az önce söyledikleri aklıma geldi.. Sinirle ayağa kalkıp karşısına geçtim.
"Az önce söylediklerin için özür dilersen ölmemeni sağlayabilirim!" Ellerimi sinirden yumruk haline getirmiştim. Zor duruyordum. Babamın gittiği kursa gidip öğrendiklerimin bir gün işe yarıyacağını hiç düşünmemiştim.
"Hemen özür dile!"
"Şükret ki kızsın, yoksa elimde kalırdın!" Bunu derken bana doğru parmağını sallamıştı. Elini indirmeden bileğinden tutup elini sırtında sert bir şekilde sabitleyip, dizine vurdum ve diz çöktü. Hemen arkadaşları etrafa toplandı.
"Uzak durun kolunu kırarım!" Hiç biri yaklaşmadı. Brian kıpırdayıp duruyordu.
"Kız olmasam ne değişecek ha?! Özür dile dedim!" Ses gelmeyince kolunu biraz daha çektim.
"Tamam, tamam. Özür dilerim." İstediğimi aldığım gibi onu ileri doğru itledim. Sırama gidip hızla çantamı alıp kimseye bakmadan sınıftan çıktım. Okuldan çıktığımda kendimi hem çok iy hem de tuhaf hissediyordum. Bugün yaşadıklarımı unutmak istiyordum. Ablamın evde olmadığını hatırlayınca onun verdiği mutlulukla kaykay sürmeye gittim. Aslında öyle havalı hareketler yapan biri değildim ama düz sürmek bile zevk veriyordu. Neredeyse bir saat oyalanıp karnımın acıktığını fark ettikten sonra eve doğru gittim. Bu akşam yarış olduğu aklıma geldi. Evin önüne gelip kapıyı açmaya çalışırken yanımda birinin olduğunu fark ettim.
"Senin burda ne işin var? Beni takip mi ettin?"
"Parkta seni görünce.. bugün ki olay için tebrik etmeye geldim..." Bişeyler geveleyip duruyordu. Gülmemek için zor duruyordum. Kaşlarımı çattım.
"Bırak saçmalamayı, hemen git burdan! Tebriğe ihtiyacım yok! Ah, sen nasıl olduda o Brian'ın dibinden ayrıldın?"
"Boşver Brian'ı. O haketti."
"Ben yanlış duymuyorum dimi? Sen az önce haketti dedin. Sen onun adamı değil misin ya?" Sanki son söylediğimi duymamış gibi konuşmaya devam etti.
"Niye yanlış duyucakmışsın? Haketti."
"Hep dibinde olduğundan.. Yoksa o mu taktı seni peşime? Söyle o şerefsize peşime seni takcağına kendi gelip işini halletsin!"
"Brian felan göndermedi beni!"
"Ne diye geldin o zaman?" Resmen evin önünde durmuş bağırışıyorduk.
"Şey için gelmiştim ben ya.." Elini ensesine götürüp kaşıdı. Yok artık.. Resmen utanıyordu!
"Ne söyliyceksen uzatma, söyle!"
"Benimle dışarı çıkmaya ne dersin?" Bunu o kadar hızlı bir şekilde söylemiştiki anlamam bi kaç saniyemi aldı. Tabi tepki vermemde öyle.
"Ha?"
"Tekrar söylersem dayak yiyicekmişim gibi geliyor.." Harbi ciddiydi. Sankin olmalıydım.
"Bu konuşmayı olmadı sayıyorum." Cevap vermesine izin vermeden eve girip kapıyı kapattım. Direk mutfağa girip dolapta yenicek ne varsa doldurup içeri televizyonun karşısına geçtim. Normalda ablam burda yememe izin vermezdi. İlk haber kanallarına baktım. Birden karşıma bürük harflerle "Tokyo - Amerika gece uçağı rötar yaparak düştü, son dakika.." . Ablamın o uçakta olmasına ihmal vermedim tabi. Odama gidip telefonu aldım, ablamı aradım. Altıncı çalışta açıldı.
"Alo abla?!"
"Alo. Buyrun Elena Lerman'ın telefonu?" Tanımadığım bir erkek sesiydi.
"Sende kimsin? Hemen telefona ablamı ver!"
"Heralde siz kız kardeşi olmalısınız." Buda kim oluyordu böyle?
"Ablam nerde?"
"Bunu söylemek gerçekten zor. Iıı... Çok üzgünüm, ablanızı uçak kazasında kaybettik."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sür ya da Öl
Ficção AdolescenteHayatımdaki zorluklar sayesinde bu kadar güçlü oldum. Onlar beni güçlendirdi. Artık tek düşüncem araba yarışlarıydı. Hayatıma anlam katan yarışlar...
