-ERİMEYE HAZIR KAR TANESİ-

48 11 2
                                        


Deniz gökyüzüne aşıktı, gökyüzü de içindeki yıldızlara. Deniz gökyüzünün hasreti ile kurudu, koca bir çöl oldu. Gökyüzü ise ona doğru döktü tüm yıldızlarını, ta ki tek bir ışığı dahi kalmayana kadar...

...

Kaybolmuştum...

Aradan saatler geçmişti ve ben donarak ölmek üzereydim. Üstelik elime de hiçbir şey geçmemişti, üşüdüğüm ve açlıktan deliren midemle baş başa kalmıştım.

Evet bir yol bulmuştum, bulmuştum da hiçbir araba geçmiyordu ki. Uzun zamandır sadece bir kaç hayvan sesi ve karnımın sesini duyuyordum. Araba sesi hariç her ses vardı etrafta.

Kollarımı bedenime sarıp yolun kenarına oturdum. Yol karanlıktı ve eğer bir araba yaklaşırsa etrafı aydınlatırdı. Kafamı da dizlerime dayayıp asfalta bakmaya başladım.

Ağaçların sesi ile mayışmaya başlamıştım.
Çok fazla üşüyordum ve acıkmıştım.
O pisliğin beni bırakmasının ardından bayağı zaman geçmişti. Ayak parmaklarım ve el parmaklarımı hissedemiyordum.

Oturup kalmak sadece geçip giden rüzgarın bana çarpmasına izin vermek demekti. Bu yüzden oturduğum yerden kalkıp etrafa bakındım.

Tek bir araba bile geçmez miydi?
Geçmiyordu işte. O adamların nereye gittiğini de bilmiyordum, nerede olduğumu da. Kısacası şu bir- iki gün içinde olan biten hiçbir şeyi bilmiyordum ben.

Yoldan çok fazla uzaklaşmadan bir ağacın gövdesine oturdum bu sefer de. Bacaklarımı kendime doğru çekip, montumun içine aldım. Montum oldukça büyüktü bu yüzden bunu yaparken zorlanmamıştım. Kafamda ki şapkayı çıkarıp saçlarımı açtım. Şu an da saçlarım bile ısıtırdı beni. Saçlarım olduğu gibi omzuma dökülünce şapkayı tekrar kafama taktım.

Allahım, bu şekilde ölmek istemiyorum.
Yani, ağacın dibine oturmuş bir şekilde ölmek...

Kafamı dizime yaslayıp gözlerimi kapattım. Birazcık uyumak istiyordum.
Uykum hafif olduğu için en ufak bir harekette uyanabilirdim. Kendime bu konuda oldukça güveniyordum.

Gözlerimi kapattığım gibi esnemeye başlamıştım. Uykusuzdum ve benim en dayanamadığım şeylerin başındaydı uyku.

...

"Onun sen olduğunu nereden bilebilirdim ki?"

...

Sıcacıktı. Şu an sarıldığım şey ne ise sıcacıktı. Pamuk gibi ve oldukça sıcak.

Dudağımın kenarı hafif kıvrılmıştı.
Sıcacık şeye biraz daha yanaşıp uykuma devam etmeye çalıştım.

Sıcacık?

Pamuk gibi hem de?

Ayı mı acaba? Yemeden önce beni kesin kokluyor. Şimdi ona yanaşan bedenimi parçalara ayırıp yiyecek!

Gözlerimi korkuyla açtım.
Ee? Ayı nerede?
Elimle sıcacık olan şeyi yokladım. Ardından kalkıp onun ne olduğuna baktım. Evdeydim. Yani benim evim değildi ama yine de evdi! Evdeydim!

Hem de sıcacık. Kocaman bir battaniye ve dev gibi bir yatağın tam ortasında uyuyordum. Ama tek değildim. Yanımda da bir adet köpek vardı. Yumuşacık, bembeyaz tüyleri ve yumuş yumuş mavi boncuk gözleri ile bana bakıyordu. Ama biraz sert bakıyordu.

Elimi sırtından çekip yatakta biraz geri gittim. O da benim korktuğumu anlamış olacak ki üzerime gelmeye başladı.
Yatağın üzerine çıkıp oturdu.
Ardından sanki ben çok kötü bir şey yapmışım gibi dişlerini göstererek hırlamaya başladı.

-AZLEM- Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin