1

4.4K 261 65
                                        

Jim:
Jungkook?

Kook:
Efendim.

Jim:
Neredesin gerizekalı?

Kook:
Geliyorum, marketteyim.

Jim:
Hadi, seni bekliyorum.

Kook:
Birkaç bir şey aldım beraber yeriz diye.
Çatlama, taksiye binip geliyorum.

Jim:
Tamam. 😠
(Görüldü)

Telefonu elimden bırakıp kasadaki abur cuburları poşete doldurdum; parayı ödeyip dışarı çıktım. Şansıma tam önümde duran bir taksi vardı, beklememe gerek kalmayacaktı. Eğer biraz daha gecikirsem Jimin kafamı kırabilirdi.

Hemen taksiye bindim. Telefonda Jimin'e bindiğime dair mesaj atarken, ılımlı bir tonda "Incheon Sitesi'ne gideceğim," dedim. Şoför ses vermemiş, üstelik arabayı da çalıştırmamıştı. Telefonu bırakıp kafamı kaldırdım. Dikiz aynasından şoförle göz göze geldim.

Yüzü bana çok tanıdık geliyordu; onu daha önce gördüğüme emindim. Birden aklıma gelen gerçekle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bu, dün gece haberlerde gördüğüm, hapishaneden kaçan Kim Taehyung'du!

Gözleri hâlâ üzerimdeydi. Onu tanımıyormuş gibi yapıp arabadan inmem gerekiyordu. "Ah, şey... Gitmem gereken başka bir yer daha vardı, kusura bakmayın. Hemen iniyorum ben," dedim. Lakin cümlem biter bitmez kapıların kilitlenme sesini duydum. Nabzım hızla atmaya başladı.

Bir umut kilitlememiştir diye kapıyı zorladım ama ne kadar uğraşsam da açılmadı. "Açın lütfen kapıyı, başka yere gitmem gerek!" dedim korku dolu bir sesle.

Bana soğuk bir tonda, "Beni polise ihbar etmeyeceğini nereden bileceğim?" diye sordu.
Kafamı hızla iki yana salladım. "G-gerçekten söylemem," dedim kekeleyerek. Korkudan elim ayağım titriyordu. Birden bana doğru dönüp silahını doğrulttu. Korkum şimdi iki katına çıkmıştı; kapana kısılmıştım. "Lütfen aç kapıyı, ineyim," diye fısıldadım.

Yüzünde hiçbir mimik oynamıyordu. Çok soğuk, çok ciddi bakıyordu. Gerçi bir seri katilden ne bekleyebilirdim ki?

"Kapıyı açmayacağım ve sen sessizce olduğun yerde oturacaksın," dedi, otoriter bir sesle.
Bana emir verir gibi konuşması beni anlık bir öfkeyle doldurmuştu. Kendime engel olamadan, "Aç şu kapıyı!" diye bağırdım.

Bana doğru yaklaşıp silahın namlusunu göğsüme bastırdı. "Bu arabaya bindiysen giriş var, çıkış yok. Şimdi çeneni kes," dedi sesini yükselterek.
Tir tir titriyordum. Silahı göğsümden çekip torpidoya koydu ve önüne döndü. Dikiz aynasından bana bakıp "Telefonunu bana ver, hemen," dedi. Telefonu veremezdim; bir şekilde birilerine ulaşıp bu adamdan kurtulmam gerekiyordu.

Titreyen sesimle "T-telefonum yok," dedim.
Alayla güldü. "Tch, tch... Beni salak yerine mi koymaya çalışıyorsun? Arabaya elinde telefonla girdin seni küçük velet. Şimdi o telefonu hemen bana ver," dedi tehditkar bir sesle.

Ah, tabii ya! Unutmuştum... Gerçi korkudan ismimi hatırlıyor olmam bile bir mucizeydi. Telefonu çıkartıp ona uzattım; aldı ve silahın yanına koydu. "Beni öldürecek misin?" diye sordum.

Güldü.

Oysaki komik bir şey sormamıştım. Ağzını aralayıp konuşmaya başladı:
"Herhangi bir yanlış yapmadığın sürece, biraz daha yaşamana izin verebiliririm," dedi sırıtarak.

Killer // taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin