"Aslında bu senin ne kadarını bildiğinle alakalı" diye yanıt verdi Aslı. "Hiçbir şey!" dedi kolunu açıp kaşlarını kaldıran Önder, "yani... Tabi dünyanın yaratılışından başlamana gerek yok. İlk çağ, orta çağ, yeniçağ ve hatta uzay çağını da geçebilirsin. Elimizde 2010'lara kadar neler olup bittiğini anlatan tarih kitapları vardı, fakat yukarıdaki insanlar bilimkurgu romanlarındaki insanlardan bile tuhaflardı." "Hak veriyorum" dedi Aslı her zamanki sakinliğiyle. "Açıkçası dünya bile sonunda bu noktaya gelineceğini tahmin edemedi sanırım. 2010'lara kadar olup bitenleri bildiğinizi söylemiştin." "Evet" dedi Önder başını sallayarak. "Öyleyse tüm o cep telefonları, bilgisayarlar, sanal ağlar ve savaşlar hakkında az da olsa bilgin vardır" diye sözlerini sürdürdü Aslı sözünün burasında onay almak istercesine Önder'in gözlerine bakarak. Önder'in yanıtı bir kez daha kısa olmuş ve sadece "var" demekle yetinmişti. "Peki, sana tüm dünya düzeninin gözle görülemeyen, minicik bir mikropla alt üst olduğunu söylesem?" diye sordu Aslı, sözlerinin etkisini arttıracağını düşündüğü birtakım jestler eşliğinde. "Şey..." diye geveledi Önder ve devam etti "açıkçası Hakan dede dünyayı birtakım canavarların istila ettiği masallarıyla bizi kandırmaya çalışıyordu, ama bu da bir o kadar kulağa inanılmaz geliyor." "Canavarlar!" diye üstüne basa basa söyledi Aslı, "aslına bakarsan çok da yalan sayılmazmış!"
"2020'nin ilk aylarında ortaya çıkan yeni tip bir grip virüsü salgını dünyayı yavaşça etkisi altına almaya başladı. İlk aylarda basit bir grip virüsü olduğu düşünüldüğü için insanlar tarafından fazlaca kayda değer bulunmamış, bu yüzden de gerekli önlemlerin alınmasında yaşanan gecikmeler salgının bir pandemiye dönüşmesine neden olmuştu."
"Pandemi mi? Yani küresel bir salgın mı?"
"Evet, emin ol, bundan sonrası daha etkileyici."
"Dinliyorum."
"Salgın sadece iki ay içerisinde öyle hızlı yayılmıştı ki, ülkeler arası gidiş gelişler sınırlandırılmak zorunda kalmış, hatta Vatikan, Mescid-i Aksa ve Kâbe gibi dünyanın en önemli dini merkezlerinde ibadetler durdurulmuştu. Fakat tüm önlemler hastalığın günbegün daha fazla kişiye bulaşmasına engel olamıyordu. En sonunda ülkeler kendi içlerinde insanların tokalaşmaması, sarılmaması, dışarı çıkarken maske takması, hatta ikişer metreden fazla birbirine yaklaşmaması gibi kurallar getirmek zorunda kaldılar. Yine de tüm önlemler boşa çıkıyor, dünya üzerinde her gün binlerce kişi ölmeye devam ediyordu. İşin garibi de neydi biliyor musun? Bu grip gibi görünen hastalık yalnızca kronik hastalığı olanları ve altmış yaşın üzerindeki insanları öldürüyordu. On yaş altı çocuklarda doğuştan gelen herhangi bir problemleri yoksa hastalık bile oluşturmuyordu. Parklar, bahçeler şeritlerle ve barikatlarla kapatıldı ki insanlar bir araya gelip hastalığı birbirlerine yaymasınlar. Dükkânlar devlet zoruyla kepenk indirdi. Tüm bunların bir fayda sağlamadığı görüldüğündeyse aralıklarla süren sokağa çıkma yasakları başladı. Yine de bir sonuç alınamıyordu."
"İyi ama bu şu anki düzeni açıklamıyor!"
"Sabret biraz! Bu sadece başlangıç!"
"Pekâlâ, hiç hazırlıklı olabileceğimi sanmıyorum ama dinleyelim bakalım."
"Hükümetler bile artık telekonferans yöntemiyle toplantılar yapıyor, kimse birbiriyle aynı ortamda kalmaya tahammül edemiyordu. Ekonomik gerileme öyle bir noktaya geldi ki dünya devi şirketler bile birbiri ardına devrilmeye başladı. İnsanlar evlerinde inzivaya çekilmiş, temel ihtiyaçlarını temin etmek dışında bir şey düşünemez olmuşlardı. Dolayısıyla ne paranın ne de petrolün bir kıymeti kalmamıştı. İnsanlar virüs kaparım endişesiyle paraya el değdirmiyor, çok gerekli zamanlarda da sanal paralara, kredi kartlarına, temassız alışveriş yöntemlerine yöneliyorlardı. Bu durum en çok da dünyanın büyük devletlerini yaralıyordu. O zamanlar dünyanın hâkim gücü olarak görünen Amerika en büyük zarara uğrayan ekonomilerden biri halini aldı. Milyonlarca insan öldü, milyarlarcası işsiz kaldı. Medeniyetin ve özgürlüklerin beşiği olarak nitelendirilen nice ülkede sağlık sistemleri çökmeye başladı. Hastanelerde yatacak yer bulunamaz oldu. Hatta Almanya, Hindistan gibi birçok ülkede yaşlı ve ölmesine kesin gözüyle bakılan hastalar ölüme terk ediliyor, yoğun bakımlar yalnızca genç ve güçlü hastalara hizmet veriyordu. Öyle bir kaos ortamı hakimdi ki insanlar neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilemez hale gelmişlerdi. Tabii, kaçınılmaz olarak isyanlar ve yağmalar başladı. Artık savaşlar ülkeler arasında değildi. Daha çok iç savaşlar ve halkın kendi devletlerine karşı verdikleri savaşlar görülmeye başladı. Küçük çocukların 'süper taşıyıcı' diye adlandırılması da bardağı taşıran son damla oldu."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kuyu
Cerita PendekKendini bildi bileli arkadaşlarıyla bir kuyunun dibinde yaşayan Önder'in gerçeği bulma arayışı.