Selam!!
Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar!!
******************************
"Kanka!" diyerek omuzlarıma eliyle baskı yapıp zıplayan Hyunjin'le birlikte hafifçe irkildim ve "Noluyor lan?" diye sormaktan kendimi alamadım. Şu an öğle arasındaydık ve herkes bahçedeydi, bizim sınıf dışında. Sebepsizce çoğu kişi sınıfa gidiyordu fakat Yeonjun'u görememiştim. Hyunjin gülümseyerek bana baktığında "Kanka, vakti geldi!" dedi elimden çekiştirerek. Kendimi sıkmadım ve beni çekiştirmesine izin verdim. Diğer taraftan da "Neyin vakti lan? Ne bu kabul töreni gibi doluştunuz sınıfa?" diye sordum.
Sonunda sınıfa ulaştığımızda Hyunjin kapalı olan sınıf kapısını açtı ve içeri adımladığımız gibi kapattı. Herkes burdaydı, eşit ağırlıktakiler bile. Gözlerim şaşkınlıkla Minho'ya değindiğinde gülümseyerek omzunu silktiğini gördüm. Yanında duran Seungmin ise kollarını göğsünde bağlamış bir şekilde sınıfı inceliyordu. Şokla yere baktığımda bakışlarım Soobin'e döndü.
Yere papatya çaylarından "Yeonjun beni affe" yazmıştı. Son harfin eksikliğiyle kaşlarımı çattım ve "Oğlum T nerde lan?" diye sordum. Soobin omuzlarını silkti ve "Paket yetmedi!" dedi kınarcasına.
Kıkırdadığımda incelemeyi bıraktım ve "Dua et ki Yeonjun seni affetsin, yoksa Seungmin'den yemediğin yumruğu benden yersin." dedim. Soobin başını salladığında güldüm ve Minho'nun yanına doğru ilerledim.
Minho gülerek sıradan doğruldu ve "Minik kelebeğim!" dedi. Ona gülerek başımı salladığımda gözüm kolunun altında tuttuğu çüklü basketbol topuna kaydı. Gülerek sarkan kağıda vurdum ve "Oğluşu!" dedim sevinçle. Minho bu hareketime güldüğü zaman topunu daha sıkı kavradı ve "Çıkışta boş musun?" diye sordu. Kaşlarımı kaldırarak ona baktığımda başımı olumlu anlamda salladım. Gülümsemesi yüzünü kapladığında "Eğer müsait olursan saat onda hazır ol, rahat bir şeyler giy ve atacağım konuma gel. Üzgünüm ehliyetim olmadığı için ben alamıyorum." dedi. Gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladığımda gözünü kırptı ve önüne döndü.
Kalbim götümde atıyor şu an.
Heyecanla yerimde zıpladım ve susan sınıfla birlikte dudaklarımı büzdüm. Yeonjun'un gelmesini bekliyorduk. Bu yüzden herkes sessizce yerini almıştı. Soobin aklına bir şey gelmiş gibi ağır bir şekilde bize döndü ve "Yeonjun'u bekliyoruz, değil mi?" diye sordu onay bekler gibi. Herkes onay verir gibi mırıltılar çıkarttığında "Bu çocuk bu sınıfa zil çaldığında gelir, zilin çalmasına yarım saatten fazla var. Çağırsanıza lan çocuğu!" diye söylendi. Biz aydınlanmış gibi kıpırdandığımızda Hyunjin oturduğu sıradan zıplayarak indi ve "Ben çağırırım." dedi onay beklemeden, ardından sınıftan çıktı.
Hepimiz yerimizde heyecanla beklerken düşündüğüm tek şey Yeonjun'du. Çaylar geri gelir miydi lan acaba? Gelir umarım!
Seungmin ve Soobin aralarında bir şey konuşurken Felix yaslandığı duvardan Jeongin'le konuşan Changbin'e bakıyordu. Arada gözleri Jeongin'e kayıyordu fakat sonradan tekrar Changbin'e bakıyordu. Chan ve Minho sohbet ederken Taehyun ve Beomgyu koyu bir sohbete dalmış gibilerdi.
Oflayarak masanın üzerine çıkıp oturduğum sırada hepimizin telefonuna bir bildirim geldi. Merakla telefonumuza baktığımızda Hyunjin'in mesaj attığını gördük.
gezi grubu
(hoca var kufur etmeyin sikerim)
hyun:
geliyoruZZ
ŞİMDİ OKUDUĞUN
lan top gitti / minsung
Fanfictionhiç kimseyi basketbol topuyla oynatmayan Lee Minho, bir ilk yapıp tanımadığı Han Jisung'un oynamasına izin vermişti. not: argo, küfür vb. olacaktır. rahatsız olanlar okumasın. [hyunin, chanmin, changlix, yeonbin, taegyu]
