Israrlı bir şekilde çalan zil sesiyle beraber gözlerimi ovuşturarak yataktan kalktım. Zonklayan başım ve bir anda gözümü kamaştıran ışıkla sendeleyerek kapıya doğru ilerledim. Makbule ve kızlarla götü dağıtma amacıyla benim evimde toplanıp içmiştik. Bu başta iyi bir fikir gibi gözükse de şuan böyle bir organizasyon ayarladığım için kendime kızıyordum. Saatlerce dertleşmiş olsak bile bunu ayık kafayla neden yapmadığımızı sorguluyordum.
Kapıyı araladığımda site görevlisi Ahmet abiyle karşılaştım. 32 diş bir şekilde sırıtarak elindeki poşeti bana doğru sallıyordu.
"Bu ne Ahmet abi?" Poşetin içinde ne olduğunu çözmeye çalışırken elime hızla tutuşturdu.
"Heybetli, kumral, mavi gözlü bir abimiz getirdi sana. İlaçlar iyi gelirmiş, sana vermemi istedi." Verdiği ipuçlarından getiren kişinin Ogeday olduğunu anlamak zor değildi. Dün kızlarla içtiğimizi biliyordu. Bu kadar düşünceli davranması hoşuma gidiyordu.
Sahte bir gülümsemeyle tekrar Ahmet abiye döndüm. Kapıyı tam kapatacağım sırada ayağını uzatması ve beni durdurması bir oldu.
"Yeni eniştenin de maşallahı var. Tırnaklarına dikkat ettim diğerininki gibi pis değil."
"Ahmet abi ne eniştesi ne Barış'ı? Sabah sabah mod düşürmede üstüne yok gerçekten. Hadi görüşürüüz!" Sinirle kapıyı Ahmet abinin suratına kapattım. Aklıma Barış'ın pis tırnaklarını getirdiği için kesinlikle sövülmeyi hak etmişti. Baş ağrısının yanına mide bulantımın da eklenmesi kaçınılmaz olmuştu.
Dün gece nereye koyduğumu kestiremediğim telefonumu uzun uğraşlar sonucu elde ettiğimde hızla Ogeday'a bir mesaj gönderdim.
-İlaç için teşekkür ederim, keşke yukarı çıksaydın beraber kahvaltı yapardık.
-Seni uyandırmak istemedim zaten dersim vardı. Başka bir sefere sözün olsun :)
Gelen mesajla gülümseyerek telefonun ekranını kapattım ve kanepenin üstüne bıraktım. Sık sık konuşmaya başlamıştık. Konuşmaya fırsatımız olmadığı zamanlarda bile bana mesaj atıp nasıl olduğumu soruyordu. Ogeday'la aramın iyi olmasına seviniyordum. Barış'la ilişki yaşarken bir çok insanla arama mesafe girmişti ve tabiri caizse birçoğu beni göt gibi ortada bırakmıştı. Makbule, Ufuk ve Ramazan hariç.
Üzüldüğüm zaman kolay kolay hislerimi açıklayabilen, ya da kendimi anlatabilen bir insan olmamama rağmen kendimi Ogeday'ın kolları arasında bulmuştum. Ağlamıştım ve içimi dökmüştüm. Uzun süredir ben iyiyim maskesiyle gezmek o kadar yorucuydu ki kendimi daha fazla gizleyememiştim. İçimi ona döktüğüm için pişman değildim hatta bu bana mükemmel hissettirmişti.
Poşetin içindeki ilaçları hızlı bir şekilde içtikten sonra kendimi tekrar yatağa attım. Uyumaktan daha iyi ne olabilirdi ki?
—-
"Beni İhsan'la görüşmek için peşine taktığına inanamıyorum." Bagajı açıp spor çantamı elime alırken sesli bir şekilde homurdandım.
Makbule ve İhsan muhabbeti baya ilerletmişlerdi. Flört olduklarına yemin edebilirdim fakat kanıtlayamam durumunun tam içerisindeydim. Makbule işleri yavaştan almak istiyor oluşuyla bugün zorla beni de getirmişti. Sahibiyle gezen fino köpeklerinden farkım yoktu. Yapacağımız aktivitenin ise spor olması benim için daha kötüydü. Dünden kalan baş ağrımla nasıl yapacağımı hiç kestiremiyordum.
"Niso bu ulvi görevde yanımda tabii ki olacaktın, hem Ogeday da vardır sende onunla muhabbet edersin yalnız kalmazsın." dedi imalı bir ses tonuyla. Kaşlarımı kaldırarak olabildiğince sert bakışlarımla ona baktığımda yüzüne masumane bir tavır takınarak koluma girdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
japon // ognis
Romancethis is our place, we make the rules and there's a dazzling haze and mysterious way about you dear have I known you twenty seconds or twenty years?
