Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Tomioka-san burası çok güzel. Masmavi bir şelale var. Kırlar, bayırlar. Şelalenin yanındaki küçük kayanın üstünde oturuyorum.
Dibimdeki ağaçda sürünem bir tırtıl görüyorum. O aynı beni gibi büyüyüp kelebek olacak. Tokamı açıyorum ve saçlarımı serbest bırakıyorum. Sen olsaydın saçlarımla oynardın. O günkü gibi.
O günü hatırlıyor musun tomioka-san. Ben çınar ağacında uyuyodum. Sen beni görüp yanıma geldin. Elini hafifçe yüzümde gezdirdin. Sonra yanıma oturdun. Ben kafamı senin göğüsüne yasladım. Sen ise saçlarımla oynuyordun. O gün akşama kadar oradaydık. Sonra mitsuri geldi ve acil bir iş olduğunu söylemişti.
Umarım unutmamışsındır o günü tomioka-san. En güzel günlerimden bir tanesiydi. Galiba seninle geçirdiğim her gün en güzel günlerime giriyor.
Biraz daha etrafı inceledim. Cennet gibiydi burası. Yoksa cennet miydi? Cennete mi geldim ben tomioka-san? Peki sen neredesin? Beni bırakıp gittin mi? Yoksa ben mi seni bıraktım?
Endişeleniyorum. Hızla ayağa kalkıyorum. Gözlerim seni arıyor. Ama bulamıyorum. Koşmaya başlıyorum. ' 'Tomioka-san neredesin?'
Ben öldüm mü tomioka-san? Kim öldürdü beni? Yoksa sen mi? Hani derler ya her insan sevdiğini öldürür diye.
Nefesim daralıyor. Çevrem bulanıklaşıyor. Kuşların sesi git gide azalıyor. Bu dünya sessizleşiyor.