2.8

5.7K 565 218
                                        

Bu bölümün sonunda devamı nerde diye kafayı yiyeceksiniz
Ağlayın
Bunu asla bilemeyeceksiniz

Bu bölümün sonunda devamı nerde diye kafayı yiyeceksiniz Ağlayın Bunu asla bilemeyeceksiniz

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

***

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.


***

Arabanın içine oturarak kemerimi taktım hızlıca. "Jisung bey yine çok güzelsiniz." Yan taraftan gelen Minho'nun sesiyle kıkırdayıp yerime iyice yerleştim. Ona dönüp onu süzdükten sonra konuştum. "Siz  de çok şıksınız beyefendi." O da bana gülümsedikten sonra arabayı çalıştırıp sürmeye başladı.

"Evinizin ışığını kapattın. Evde biri yok mu?" Kafamı iki yana sallayarak "Hayır yok. Seungmin ve Hyunjin birlikte Seungmin'in evine gittiler. Bir şeyler daha toplayıp yarın sabah dönecekler. Aslında bende gidecektim ama seninle randevum olunca gitmedim." diye konuştum.

Gözlerini yoldan ayırmazken onaylaecasına mırıltılar çıkardı. "Anladım. O zaman bugünün değmesi için mükemmel geçmesi gerekiyor haksız mıyım?" Dudaklarımı birbirine bastırıp onun yan profilini incelemeye devam ettim.

"Kesinlikle öyle Minho bey." Gülümseyerek devam etti yola. Elimi radyoya atıp biraz karıştırdım. Bir süre sonra duyduğum şarkıyla durup dinlemeye başladım. "Lee hi sever misin?" diye bir ses geldiğinde hızla kafamı salladım.

Bir ara fanlık bile yapmıştım.

"En sevdiğim şarkılarından biridir bu da. Rose" heyecanla kafamı sallayarak konuştum. Açıkcası Lee hi nedense sesine aşık olduğum biriydi. Nakarat kısmının yaklaştığını anlayınca hemen sesimi düzeltip söylemeye koyuldum.

"Nae sarangeun saeppalgan rose.
Benim aşkım kıpkırmızı bir gül.

Jigeumeun areumdalgetjiman,
Şimdi güzel olabilir ama,

Nalkaroun gasiro neol apeuge halgeol.
Keskin dikenleriyle sana acı çektirecek.

Nae sarangeun saeppalgan rose
Benim aşkım kıpkırmızı bir gül

Geurae nan hyangeopgetjiman,
Evet ben güzel köklü olabilirim ama,

Gakkai çevirdim. Ağzı hafifçe aralanmışken durup -kendine gel dedi herhalde- gülümsedi. "Jisung sesin çok güzel." Hafif öne doğru gelen perçemlerimi kulağımın arkasına atarak konuştum. "Teşekkür ederim." Utandığımı belli etmemek adına normal gibi davranmaya çalışsam da sol ellemi nereye koyacağımı bilemeyerek duraksadım.

Elimin üstünde hissettiğim temasla yanıma dönüp gülümsedim. "Elinin yerini burası bebeğim." Gülümseyip kafamı aşağı eğdim.

Bugünün bitmesini şimdiden istemiyordum.

--

Arabadan indiğim gibi Minho'nun gözümü kapatmasıyla kaşlarımı çattım. "Minho?" diyerek elimi gözlerimin üstündeki ellerine götürdüm. "Süpriz güzelim. Ellerini indir ben seni götüreceğim." İçime dolan heyecanla kafamı salladım. Gözüme bir parça bez bağladıktan sonra koluma dolanıp beni yönlendirdi.

Bir süre yürüdükten sonra durup gözlerimde ki bezi çözdü. Gözlerimi açtığımda gördüğüm yer dudaklarımı uçuklatacak kadar güzeldi. Yerde duran masa beyaz ve ortasından kırmızı bir şerit geçiyordu. Etrafı gül yapraklarıyla serpilmişti. Yemek tabakları üstündeydi. Mumlar da ortalığa hoş bir ambiyans katıyordu.

Yerde oturmak için beyaz kırmızı minderler vardı. Biraz yanında da küçük bir sehpa vardı. Kafamı sağa doğru çevirdiğimde kalbim bir daha sevinçten ölecek gibi olmuştu.

Bu adam bunları hesaplayıp kalbime zarar veriyordu.

Yerde minderlerle birkaç yastık var, üstünde de küçük bir yorgan vardı. Tam karşıda enjektöre bağlanmış bir bilgisayar vardı. Burası da yemek yedikten sonra film izlemek içindi anladığım kadarıyla.

Duygusallaştığımdan dolan gözlerimle arkamda duran Minho'ya döndüm. "Sen nasıl bir adamsın!" diye biraz söylendikten sonra ona sarıldım. Beni hemen kollarıyla sararken kafasını saçlarıma yasladı. Bir süre öyle durduktan sonra sonunda ayrılıp elimden tutarak mindere oturmama yardım etti.

Önümde hazır olan yemekle birlikte gülümseyip karşıma oturmasını izledim. Kafamı kaldırsam yıldızlara bakabiliyor, sağıma baksam denizi görebiliyor ve önüme bakarsam hayatımı görebiliyordum.

Bu gün tarihe yazılmalıydı.

Çünkü ben hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyordum.

Bir süre yemeklerimizi yiyip saçma sapan şeylerden konuşup güldük. Beni çok güzel hissettiriyordu. Her konuşmamda detayları yakalayıp yeni konuşma açıyordu.

Sonrasında yan tarafa geçip film seçip izlemeye başladık. Ben daha çok Minho'ya sarılarak yatmanın keyfini çıkarıyor arada filme bakıp arada yıldızlara bakınıyordum. Genel olarakta Minho'nun yan profiline.

"Beni izlemekten filmin yarısını izlediğine emin değilim." diye konuştuğunda hiç itiraz etmeden omuz silktim. Hiç umrumda değildi. "Seni izlemek daha eğlenceli." diye konuştuğumda elleriyle burnumu sıkıştırıp bıraktı. Ona iyice sokulup burun buruna gelmemizi sağladığımda bir süre birbirimizle bakıştık.

Sonrasında o dayanamayıp dudaklarını benimkilerle birleştirip öpmeye başladı. Bende bunu bekliyor gibi ona kolaylık sağlayıp üstüne üstlük üst dudağını emmeye çalıştım. Pek beceremediğimi Minho'nun dudağının hafif kalkmasından anlamıştım.

Bana öğretmek istiyor gibi alt dudağımı sertçe emmeye başladığında saçlarıyla oynamaya başladım. Bir süre sonra geri çekilmek zorunda kaldığımızda gülümseyip göğsüne yattım.

Bir süre nefeslendikten sonra kafamı kaldırıp ona baktım.  Elinde gördüğüm gülle beraber tam gülümseyecekken dikeninin eline battığını görüp kaşlarımı çattım. Bana dönüp konuşmaya başladı. "İstediğin kadar dikenlerin bana batsın, ben senden vazgeçmeyeceğim güzelim."

---

Günün bitmesini istemesemde sonunda bitmişti ve şuan arabayı benim evime doğru sürüyordu. Hiç memnun değildim çünkü hala benimle olmasını istiyordum. Arada homurdanıyordum ve suratım biraz asıktı. En sonunda eve geldiğimizde gözlerini bana çevip gülümsedi.

"Seni evin içine kadar bırakayım istersen?" diye konuştuğunda kafamı salladım hızla. Birlikte asansöre binip en sonunda kapıya geldiğimizde kapıyı açıp içeri girmeden onu öpmek için dudaklarımı uzattığımda hafif öpüp geri çekilmişti. Buna biraz sinirlendiğimden ellerimi hızla saçlarına atıp dudaklarını sertçe öpmüştüm.

Başta karşılık vermeyince kendimi ona bastırmamla inlemiş ve karşılık vermek zorunda kalmıştı. İstemsiz bir şekilde ikimizde içeri geçtiğimizde hala sertçe öpüşüyorduk ve bu benim altıma sinyaller vermeye başlamıştı.

Kapının kapanma sesini duyduğumda Minho'nun yaptığını anlayıp geri çekilmiştim. Nefesim yetmemişti. Gözlerimi açtığımda onun da açtığını görüp gülümsedim. Öpüşürken kendimi sürekli ona bastırmıştım ve şuan bunun yüzünden hiç iyi değildim.

Deliğim kaşınıyordu. Onun durumuna bakmak için hafif kafamı eğdimde fazla görünmesede belli olan şişkinliğine şahit oldum. Kafamı geri çevirip ona baktığımda derin derin nefesler aldığını gördüm. Gelen şehvetle beraber düşünmeden onu koltuğa doğru itekleyip oturmasını sağladım.

Biraz sorgular gibi bana baktığında üstüne oturup ona doğru bakışlarımı çevirdim. Anlamış gibi belimi kavrayıp yavaşça okşamaya başladı. "Jisung bunu eğer istiyorsan söylemelisin. Sonradan pişman olmanı iste-"

Kalçalarımı ileri geri oynatarak oraya sürtündüğümde bu ona yeterli bir şekilde gelmiş olacak ki kafasını arkaya atıp sesli bir şekilde inlemişti.

"İstiyorum."

Secretary or Lover | MinsungBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin