Ben geldim. Uzatmadan bölüme geçelim.
Bölümümüz 1860 kelimedir efendim.
iyi okumalar.
~~Sanay
"Sanay, Sanay hadi aç gözlerini hadi." Aysal'ın sesi. "Nine niye uyanmıyor." sesi endişeli çıkıyordu. Yavaşça gözlerimi araladım ve bana seslenen kıza baktım. "Sanay! Nine gel uyandı. Nasıl hissediyorsun?" peş peşe ve aşırı enerjik bir şekilde kurduğu cümlelere gülümseyerek cevap verdim. "İyiyim Aysal merak etme." bu sırada etrafa bir göz gezdirdim. Gece olmuştu. Bir dakika gece mi olmuştu ama nasıl? Buraya akşam üzerine yakın geldiğimiz doğru ama yaptığımız şey en fazla beş bilemedin on dakika sürmüştü.
"Aysal ben ne zamandır baygınım?" diye sordum merakla. İç çekti ve beni cevapladı. "Ayin kırk dakika kadar sürdü. Sen de iki saattir baygınsın. Ama endişelenme böyle şeyler olur. Muhtemelen vücudun için fazla yorucuydu." diyerek açıkladı. O kadar uzun mu? Oysa ben taş çatlasın yarım saat falan der diye beklemiştim. Bu sırada Bilgen nine elinde bardakla bana doğru geldi. "Biraz su iç kızım. Al." bardağı elinden alıp dudaklarıma götürdüm. Üç koca yudumda bitirip geri uzattım. "Kızım kendini iyi hissediyorsan gece ilerlemeden geri dönelim." diyerek bana baktı Bilgen nine. Kafa salladım "İyiyim. Gidelim." dedim ve ayağa kalktım. onlar da toparlandılar ve peşime takıldılar. Yol boyunca kimse konuşmadı. Açıkçası bu işime gelmişti. Baygınken gördüğüm kadının kim olduğunu merak ediyordum. Beni tanıdığını söylemişti. Acaba bilmediğim bir akrabam falan mıydı. Ne saçmalıyorum ya öyle olsa bile benim bilinç altı dünyamda -sanırım öyle oluyor- ne işi var. Ben böyle düşünürken kasabaya varmıştık bile. Bilgen nineye iyi geceler dileyip vedalaştıktan sonra Aysal'ın evine girdik. "Ee hangi halktanmışım?" sorumla beraber bana gülümseyerek baktı ve kolumdan sürükleyerek yatak odasındaki aynanın önüne getirdi. "Kendin gör." bakışların üzerimde gezindi. Tam nasıl anlayacağımı soracağım sırada saçlarımı görmemle birlikte duraksadım. Saçlarım lacivertti. Aynı Aysel'inkiler gibi. Hayır hayır tam aynı değil. Dipleri aynı renkti ama uçlara doğru biraz daha açık renkti. Bunun anlamı...
"Su kabilesindenim!" diye gülerek Aysal'a döndüm o da "Evet!" diye bağırarak bana eşlik etti. Birden bire nerden geldiğini bilmediğim bir sarılma isteğiyle Aysel'e sıkıca sarıldım. İlk başta afallasa da hemen toparladı ve o da bana sıkıca sarıldı. "Aramıza hoş geldin, kardeşim." diye fısıldadı kulağıma. Bu söz gözlerimi doldurmuş içimi yumuşacık yapmıştı. Gözümden bir damla yaş düşerken ben de fısıldadım. "Hoş buldum." derin bir nefes aldım. "Kardeşim." Bir süre böyle kaldıktan sonra guruldayan karnımızla beraber gülerek geri çekildik. Hızlıca akan göz yaşımı sildiğimde onun da aynısını yaptığını görmüştüm. "Hadi gidip şu aç karınlarımızı doyuralım." diyerek önüme geçti ben de peşine takıldım.
Mutfağa girdiğimizde o hemen dolaba yöneldi. Bir an duraksadı ve arkasını döndü. "Ne yemek istersin?" güzel soru. Aklıma gelen yemekle "Patates var mı?" diye sordum. Olması gerektiğini söyleyerek arka tarafa kenardaki kapıya yöneldi. Sanırım kilerdi. O patatese bakarken ben de mutfağı inceledim. Geniş bir mutfaktı. Kapıdan girince hemen karşınızda tezgah ve dolaplar vardı. Tezgah beyaz mermerdendi dolaplar ise kızıl bir ahşaptandı. Tezgah duvarın tamamını kaplamıyordu. Sağ tarafında Mermerden yapılma şömine vardı. Tezgahın sol tarafındaki duvarda kile kapısı vardı. Kilerin karşısındaki duvarda ise camın önünde duran bir yemek masası. Masa da dolaplar gibi kızıl ahşaptandı. Yerler de tezgah gibi beyaz mermerdi. Ben incelemeyi bitirdiğim sırada Aysel elinde iki orta boy patates ile içeri girdi. Patatesleri bana göstererek "Başka kalmamış bunlar olur mu? ." diye sordu. "Olur. Zaten iki kişiyiz yeter bize diyerek yanına gittim. "Ama bize başka malzemeler de gerek." dediğimde "Sen söyle ben getireyim." dedi. "Tamam. Öncelikle su ısıtmamız lazım. Ondan sonra bir adet soğan ve salçaya ihtiyacımız var. Bir de bunları pişirmek için derin bir kap. Baharatlar zaten burada." dediğimde "Kaplar şöminenin yakınındaki dolapta. Ben diğerlerini alıp geliyorum." diyerek cevapladı beni. O kilere girerken ben de dolaba yöneldim. İki tane aynı boyda kap aldıktan sonra onları tezgaha bıraktım. Kapların ikisinde de ince demir vardı. Şöminenin üstüne asmak için olmalıydı. Etrafa bakındım. Ben su ararken Aysal elinde diğer malzemeleri tezgaha bıraktı "Aysal su nerede?" diye sordum o da "Hemen ayaklarının dibindeki dolapta. Ben şömineyi yakayım. Tastaki su az gelirse söyle kovadan biraz daha getiririm." dedi ve şömineye yöneldi. Ben de dediği dolaptan tası aldım. Büyük olduğu için biraz ağırdı ama kaldıramayacağım kadar da değildi. İçindeki suyu kaba boşalttım. Su yetmiş hatta biraz artmıştı bile. Kabı tezgahın üstüne bıraktım. O sırada Aysal geldi ve kabı alıp tekrar geri döndü. Ben de tezgahın üstündeki kaşıklıktan bıçak aldım ve kenarda duran kesme tahtasında soğanı soyup kesmeye başladım. Ben soğanları keserken Aysal yanıma geldi "Şimdi ne yapıyım?" diye sordu. "Patatesleri yıkayıp soyar mısın." dediğimde beni kafasıyla onayladı ve tastaki suya bakıp patatesleri içine koydu ardından da ovalayarak tıkamaya başladı. Bu arada ben soğanı kesmiştim. Gidip suya baktım. Kaynıyordu. Kenara bırakılmış bezi kullanarak asılı olduğu demirden çekip yere koydum ve diğer kabı yerine astım. Ardından tezgaha geri dönüp kestiğim soğanları ve tahta bir kaşık aldım. Soğanları kaba koydum ve kavurmaya başladım. "Sanay soydum sırada ne var." diye seslendi Aysel. Ben de "Küp küp doğra ama çok küçük olmasın." diye cevap verdim. Soğanlar pembeleşince biraz salça ekledim ve biraz daha kavurdum. Aysal patatesleri doğrayınca tuzla beraber patatesleri de kaba koydum. Ardından diğer kaptan suyu boşalttım ve pişmeye bıraktım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Işınbike - Yeni Dünya
FantasyToprakla bağım kesildi ve düşmeye başladım. Düşerken elbisemin etekleri ve saçlarım uçuşuyordu. Demek, dedim yanarak değil de boğularak öleceğim. Olsun suyu severim. Beni izledi ta ki deniz beni kucaklayana kadar. Az önce köpüren deli deniz şimdi d...