~ 10.Bölüm ~

137 26 2
                                    

Ona yaşattıklarıma rağmen hala beni düşünebiliyordu. Hala benim için uğraşıyordu.

"Özür dilerim, İris."

"Ne için özür diliyorsun?"

"Sana istemeden yaşattıklarım için. Hepsi benim hatamdı. Çok özür dilerim." Kollarımın arasındaki vücudu titremeye başladı. Omuzlarından tutarak geri ittirdim.

"Ağlama İris, lütfen. Özür dilerim seni ağlatmak istememiştim."

"Hiçbir şey için özür dileme artık Bulut. Senin hiçbir suçun yoktu. Böyle söyleme. Lütfen, söyleme." Şuan zamanı değildi. O günlere dönmenin zamanı değildi.

"Peki, hadi kes ağlamayı. Bugün doğum günümüz, değil mi?" Gözyaşlarını sildim nazikçe. Tenine dokunmayı özlemiştim. "Önce pastamızı yiyelim. Sonra da maketimizi bitirelim. Hım?" Gülümsedim belki o da gülümser diye.

"Tamam, hadi pasta yiyelim!" dedi heyecanlı bir şekilde ve kendini toparlamışçasına gülümsedi.

Birkaç saat sonra maketi ve çizimi bitirmiştik. Ama son saatinde İris koltukta uyumayı tercih etmişti.

"Ee, git yatağında uyu dedim. Uyuyakalmam dedin. Ne oldu şimdi?"

Gülerek yanına yaklaştım. Hala çok güzeldi. Saçına dokundum dikkatlice. Hep hafif uyurdu. Uyandırmak istemiyordum. Ama kendime de engel olamıyordum. "Artık gitmem gerek."

Hızlıca doğruldum. Küçük bir kağıda 'Yarın senden alacağım maketi, takım arkadaşım :)' yazdım. Ve kapıya doğru ilerledim.

"Soğuk..." İris'i uyandırdığımı sandım ve kısa süreli vicdan azabından hemen sonra arkamı döndüm. Uyuyordu hala. "Üşüyor, sanırım. Odasına götürsem iyi olacak."

İki oda vardı. Odalardan birisinin kapısını açtım. "Daha çok misafir odası gibi."

Diğer odaya baktım. Aynasının köşesinde İris'in ve benim bir resmimiz vardı. Ona küçük beyaz bir çiçekten yaptığım yüzük vardı parmağında da. Resmimizi hala saklıyordu demek ki. Gülümseyerek; "İşte senin odan." Dedim.

"Evet, buldun. Ama odama izinsiz girdin." Uykulu sesle ve bakışlarla kapıda belirdi İris.

"Haklısın, özür dilerim. Ben seni getirecektim ama hangi oda olduğunu bilemedim. O yüzden bakıyordum. Seni uyandırmak istememiştim."

"Şaka yapıyordum. Hem nasıl getirecektin beni her türlü uyanmam lazımdı."

"Uyandırmamak için... Seni taşıyacaktım buraya kadar."

"Yapma ya, ben geri dönüyorum koltuğuma. Hiç uyanmadım varsay." Elleriyle sanki sihir yapıyormuş gibi hareketler yaparak çıktı kapıdan.

"Sen, ciddi misin?"

"Ah, çok yorgunum bu yüzden hiç uyanamayacağım sanırım. Ve çok üşüyorum. Keşke biri beni odama götürse."

"İris inanmıyorum sana." Ardından birkaç horlama sesi ve mırıldanma gelince daha fazla dayanamadım ve "Geliyorum, başımın belası." Dedim kahkahalarımın arasından.

Bıraktığım gibi uzanmıştı koltuğa. Yanına yaklaştım ve az önceki gibi, gülümseyerek saçını okşadım.

"Off, ya çok ağırsan. Nasıl taşıyacağım seni?" Gözlerini açtı birden.

"Öyle görünmediğimi biliyorum. Beni kandırmaya çalışma. Hadi ama, üşüyorum burada."

"Peki, tamam. Amma da kendini beğenmişsin."

"Hııı" dedi gülerek, gözleri hala kapalıydı.

"Bakalım gerçekten üşüyor musun?" Hızla kucağıma aldım ve birkaç tur döndüm kendi etrafımda.

"Daha çok üşüyorum ama Bulut. Yapma!"

"Ama bu kahkahan pek de öyle demiyor."

"Tamam, gülmüyorum bak. Hadi yatağıma götür beni." Gözlerine baktım bir süre. Yanaklarına, dudaklarına, yüzünün her çizgisini tekrar kazımak istiyordum aklıma. "Bulut, n-ne oldu?"

"Çok güzelsin. Eskisinden daha çok." İris'in gözlerindeki o parıltı biraz daha artmıştı. "Ne yapıyorum ben?" "Neyse, götüreyim seni yatağına." Sadece başını omzuma koydu.

Odasına vardığımda adımlarımı biraz daha yavaşlattım. Bırakmak istemiyordum. Ama yine de birkaç adım sonra yatağına varmıştım. Yavaşça bıraktım yatağına.

"İyi uykular, İris." Daha ilerlemeden elimi tuttu.

"Bulut?"

"Efendim?"

"Benimle uyuyabilir misin?"

Eski Bir "Arkadaş"Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin