only in this way can you create a forest there.

223 30 5
                                        

"Ben... Ben başarılı insanlara ilgi duyarım. Hem de çok fazla ilgi duyarım. Üniversitede, bu ilgiyi tamamen akıtabileceğim birini bulmuştum. Onunla ilk karşılaşmam bundan çok farklıydı oysaki. Mühendislik fakültesinden kaldığım yurda gitmek ve gelmek için tıp fakültesinden geçiyordum, daha yakın oluyordu. Normalde asla geç kalmazdım, ama o sabah hayatımda ilk defa geç kaldım. O an geç kalmama lanetler yağdırsam da sonradan bu geç kalma anısını hep kafamda çevirdim. Minnetle. Kahvemi içmeye vaktim olmamıştı, sabah kahve içmeden de yapamazdım. Elime kahvemi aldım, birde tıp fakültesinde hep beslediğim kedinin mamasını. Aceleyle kedinin yanına koştuğumda birini gördüm, arkası dönüktü. Güzel, mavi saçları vardı. Lacivert. Hayranlık duyduğum bir renkti, bana hep asil gelmişti. Tahminimce benden kısa biriydi, kediyi nazikçe seviyordu. Nefes alış verişi bile oldukça nazikti. Ben, nazik olmayı hiç denememiş biri olarak birinin çabalamadan nasıl bu kadar nazik olabildiğine şaşırmıştım. Ya hissetmişti ya da çıkardığım sesleri duymuştu, arkasını döndü. Gözleri... Saçlarına yakın bir tondu ve nezaketle parlıyorlardı. Onu betimlerken nezaketten asla uzaklaşamıyorum, görüyorsun. Bana kediyi besleyenin ben olup olmadığımı sordu. Gözleri benliğimi o anlığına ele geçirmişti, sadece kafa sallayabildim. Teşekkür etti. Kediye göz kulak olduğum için. Ben nadiren teşekkür edebilen biriyim, ancak o kendisiyle alakalı olmayan bir canlıya yapılmış önemsiz bir eylem için teşekkür ediyordu. Ayaklandı, yürümeye başladı. Bekle demek istedim. Adını sormak, gözlerine biraz daha bakmak. Kelimeler boğazımda kaldı. "Kal" diyemedim. "Dur" diyemedim. Ama o durdu. Arkasını döndü. "Pekala, iyi dersler nazik yabancı." dedi. Bana Tanrının kendi yüzü yansımış gibi parlayan bir gülümseme bahşetti. Nezaket ondan sonra zihinlere kazınmış gibi durmasına rağmen bana nazik yabancı dedi. O günden sonra hep evden aynı saatte çıktım. Onu bir daha görebilmek umuduyla. Olmadı, göremedim. Sonra araştırma yapmaya karar verdim. Bu sefer sonuç iyiydi, fazla çabalamama gerek kalmadan bulmuştum. Tıp fakültesi birincisi, İsagi Yoichi. Japonya'nın umudu. Deha. Onun hakkında her şey çok mükemmeldi, gerçek olamayacak kadar. Uğraşıp ders programını buldum. Her geçen gün beni daha fazla hapsediyordu. İsagi Yoichi, en büyük takıntım haline gelmişti, bir takıntıdan sonra tabi. Arkadaşları, kaldığı yerler, tatilleri her şeyini öğrenmeye başlamıştım. Sonra... Sonra buraya düştüm işte. İlk korktuğum şey neydi biliyor musun İsagi? Seni bir daha göremeyeceğimden korktum. Sen, bende yaşama amacı haline gelmiştin. Anlamıyorsun, değil mi... Anlamayacaksın muhtemelen. Çünkü sen benden çok farklısın. Ben... Hep nazik bir çocuk olmadığımı düşünürdüm ama o tesadüf sonrası emin oldum. Çünkü sen nezaketin vücut bulmuş haliydin ve benim seninle uzaktan yakından alakam yoktu. Sen şuan tamamen farklı biri gibi davransan da hala eskisi kadar iyi ver nazik birisin İsagi."

"Nereden... Nereden biliyorsun ki? Buraya geldiğimden beri kimseye nazik davranmadım."

"Biliyorum işte. Hissediyorum."

Yapma Rin... Kimse beni anlamaya çalışmadı, sen de yapma. Alışığım ben buna. Ama sen belli ki değilsin, soğuk görünmeye çalışsan da küçücük bir çocuksun değil mi? Zavallı çocuk, ben yaralarımı kendim açtım. Etrafımda bıçak bile yoktu, ellerimle yaptım. Ama seni bıçaklarla dolu bir yola ittiler, değil mi Rin? Sen kendi kendine bunu seçmiş olamazsın. Hayır, sert ve kırılmaz görün. Kırılgansın. Sadece bir insansın, sonuçta.

"Sen iyi bir çocuksun Rin."

"Ne?"

Gözlerin. Açma o yeşilleri öyle. 19 sene boyunca kimsenin sana iyi bir çocuk olduğunu söylemediğini düşündürtme bana. Sana ne oldu Rin? Sen neden buradasın Rin? Nasıl... Nasıl benim bulutlarımı gerçek dışı bir hızda dağıttın? Bu açıklanabilir mi? Taş, bu kadar çabuk ufalanabilir mi?

"Sen, nazik olmadığını söylüyorsun Rin. Hayatımda daha kötü bir yalan duymamıştım."

Belki de taş, başından beri sadece makettendi. Rin hariç kimse yakından bakmamıştı. Kimse bana bakmaya gelmemişti. Bütün hayatım boyunca insanlar başarılarımı överdi ama kimse nasıl olduğumu sormamıştı. Komik, yeni fark ediyordum.

Kimse beni önemsememişti.

Hayır, kimse bizi önemsememişti.

Karşımda oturan çocuğu kimse sevmemişti. Kimse gerçekten önemsememişti. İçten bir teşekküre aylarca bağlı kalmıştı. İçten bir teşekkür ona Tanrının merhameti gibi gelmişti. Zavallının kalbindeki damarlar sevgisizlikten kurumuştu ama o ufacık bir teşekkürle bile canlandırmaya çalışmıştı. Çok çabaladın değil mi? 

Yaralının halinden en iyi yaralı anlar. Sevgisizlik bizim kaderimiz mi, Rin?

"Rin, sana kimse iyi bir çocuk olduğunu söylemedi mi?"

Ayağa kalktım, yanına gittim. Oturduğu sandalyenin solunda durdum, bir elimi saçına diğerini yanağına yerleştirdim. Gözleri açıldı, yeşilleri sulanmaya başladı.

Ağla Rin, sula yeşilleri. Ancak bu şekilde orada bir orman oluşmasını sağlayabilirsin.

"Yapma. Ben senin karşında aptal küçük bir çocuk olarak görünmek istemiyorum."

"Ben o aptal küçük çocuğu görmek istiyorum ama. Herkesin gösterdiğin maskeyi bana karşı da kullanmak zorunda değilsin. Ben kendimi yalnızlıktan kurtaracak birine hiç sahip olmadım. Kötü bir günün ardından kimse bana nasıl olduğumu sormadı. Çünkü hep maske taktım. Ve kimse maskeyi indirmemi istemedi, böylesi onlar için daha kolaydı çünkü. Senden bunu istemiyorum Rin. Ağla istiyorum, beni hep en zoruna götür. En çekilmez tarafını göster, aptal küçük çocuğu sonuna kadar serbest bırak. Senin de yalnız kalmana izin veremem. Ağla Rin. İçeride fırtınalar kopmuş, sağanaklar yağmış. Sen sel olmasın diye durmadan set örmüşsün. Senin kadar iyi ve nazik bir çocuğu niye böylesine üzdüler ki Rin? Bırak Rin. Sel olsun. Şehirlerimi yıkan senin selin olsun, zaten temelleri yalnızlıkla dolu. Yalnızlıklarımız birbirini yok etsin ki baştan başlayabilelim. Üzüldüğünü, yorulduğunu, nasıl onları mutlu etmek için çabaladığını, ne kadar iyi bir çocuk olduğunu fark etmediler. Hatalarını, onlar yüzünden paramparçayken onlara batan küçük parçalarını, başarısızlıklarını ise asla görmezden gelmediler değil mi Rin? Yapayalnızız, değil mi? Hiç kimseleriz ve hayatımız boyunca birileri olmak için çabaladık. Ve şimdi, onlar için yine hiç kimseleriz. Bırak Rin, başkaları için çabalama. Beni rahatlatmaya çalışma. Yanındayım Rin. Sen artık yalnız değilsin."

Artık hüngür hüngür ağlıyordu, durdurmaya çalışıyordu ama başaramıyordu. Ona sarıldım. Tıpkı beni hatırladığı gibi, nazikçe.

"Durdurmaya çalışma. Bırak taşsın, taşsın ki daha çok götürsün yalnızlıklarını. Üzerinde uzun zamandır taşıdığın bu yük kalksın artık."

Gerilmiş vücudu gevşedi, belime sarılıp yüzünü karnıma gömdü. Durmaya çalışmıyordu, yıllardır biriktirdiği her şeyin akıp gitmesine izin veriyordu. Bana güveniyordu, güvenmesi için hiçbir sebep yoktu ama yine de güveniyordu.

Boşa çıkarmayacağım Rin.



size muhtemelen saçma ve ergence gelecek bu bölümü yazmak benim için oldukça zordu. 3 yıl geride kaldığını sandığım olaylar ilk günkü canlılığıyla benimleymiş. hep yanımda taşıyormuşum meğer. Rin ve isagi mutlu olabilecekler mi sizce? bu iki kanadı kırık bahtsızı kimler sevecek (╥﹏╥)

it wasn't real too, right?Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin