Bazen her şey iyi giderken kendinizi huzursuz hissedersiniz. Bazen dışarıdan bakıldığında her şey tam gözükür, sanki tüm parçalar pürüzsüzce yerine oturmuş gibidir. Ama siz o pürüzleri hissedersiniz, göremezsiniz ama dokunduğunuzda oradadırlar. Elini onların üzerinde gezdirip o rahatsızlığı tüm benliğinizde hissedersiniz ama gözlerinizi açıp baktığınızda orada olduklarınızı göremezsiniz. Sizi asıl uçurumun sonuna götüren de budur.
İstediğim her şeye sahiptim, herkes bana hayrandı. Tek sorun, ben o pürüzleri hissediyordum. Asla kendim gibi hissedememiştim ama kendim olmak ne bilmiyordum. Kendim olarak hissedemediğim neydi, onu da bilmiyordum. Pürüzler elimi kesecek kadar sivriydi ama göremiyordum. Başkalarını hep suçladım, bana özen göstermediklerinden hep emin oldum ama özenden kastım neydi bilmiyordum. Anlamlandıramadığım şeyler beni korkutmuştu. Bilmediğim bir şeyden kaçamamıştım da ve hissetmemek istemiştim. Sorunun ne olduğunu bilmemekten öyle nefret etmiştim ki bütün o sesleri, hisleri durdurmak için hayatımı vermeye hazırdım. Yaptım da, sadece başladığım işi bitirecek kadar cesaretim yoktu.
Bu düşüncelerle sabahı etmiştim yine. Bir haftadır böyleydim. Rin ile çok mutluydum, bana ilk defa kendim olduğum için katlanabilen... Hayır, beni o halimle seven biri vardı. Rin tertemizdi, onun sorunlu bir çevresi vardı fakat kendisi tanıdığım en büyük kalbe sahipti. O güzel çocuk bir kurbandı, ben değildim. O böyle olmaya zorlanmıştı, mücadele ederken kendini kaybetmişti. Ben... Sorunluydum. Kendimi kaybetmiş olduğuma inanıyordum ama belki de ben böyle doğmuştum. Belki de ben hiçbir zaman bir benliğe sahip olmamıştım. Boş doğmuştum, sadece bir beden ele geçirebilmiştim ama ruhum eksikti. Kısa süreliğine hissettiğim canlılığı kaybetmek istemiyordum ama elimden kayıp gittiğinin farkındaydım.
Rin'in kıpırdanmasıyla başımı salladım. İçeride neler hissediyor olursam olayım, o çocuk tekrar kurban olmayacaktı. Ben de ona sırt çeviremezdim. Gülümsedim.
"Hey."
Rin gözlerini hafifçe araladı. Koyu renk saçları dağılmış, yanağına yastık izi çıkmıştı. Uyku hala yeşillerinden akıyordu.
"İsagi? Saat kaç? Neden erkencisin?"
Kıkırdadım. Sesim kendime çok uzaktan geliyordu.
"Ah, sanırım 5? Sen neden uyandın?"
Yatağında doğrulup gözlerini ovuşturdu. Çok güzeldi, kalemle çizilmiş gibi.
"Huzursuz hissettim. Sen hiç uyudun mu? İyi misin?"
Gülümsedim.
"Erkenciyim, beni bilirsin."
Kaşlarını çattı. Biz insanlar kaşlarımızı çatınca kırışır ve çirkin oluruz Rin. Herhalde senin gibi melekler için geçerli değil bu.
"Neden yalan söylüyormuşsunuz gibi geliyor?"
"Ah, İtoshi Rin bugün cüretkar hissediyor."
"Evet, haddimi bildirmeye ne dersin?"
İkimiz birden güldük, kahkahalarımı erken kestim ki onun o melodik gülüşünü duyayım. Huzur verici diye tanımlardım ama huzurun ne olduğunu bildiğime emin değilim.
"Ciddiyim İsagi. Bir sorun varsa bana söylemelisin. Sana yardımcı olamam sanıyorsun ama olabilirim."
Ayaklarımı kendime çekip bakışlarımı dizlerimde sabitledim.
"Bir sorun yok, cidden. Ayrıca varlığın bana şimdiye kadar aldığım en büyük destekken senin bana yardımcı olamayacağını düşünemem, şirin şey."
Rin iç çekti. Yapma, hüzün seni daha çekici yapıyor İtoshi.
"Pekala, öyle olsun. Kandırıldım sanma, sadece izin verdim."
Yatağına uzandı, tişörtü hafifçe sıyrılmıştı ve karın kaslarını belli ediyordu. Karın kası, haftalarca rehabilitasyon merkezinde kaldığı halde? Herhalde bir kitabın erkek başrolü falandı bu çocuk. Uzun kirpikleri gözünün üzerinde dans ediyordu demeliyim çünkü bizim yaptığımız kırpıştırmaksa bu çocuğun yaptığı kesinlikle zarif bir valsti. Gözleri... Henüz güneş doğmamıştı ama gözleri güneşin cömertçe ışıklarını yansıttığı, yeşilin bin bir tonuna bürünmüş, balta girmemiş bir orman gibiydi. İçinizde hissettiğiniz engin boşluğu bazen başka şekillerde doldurmak istiyordunuz sanırım, şu an aklımdan geçenlere başka bir açıklama bulamıyordum.
"Rin... Yanıma gelmek ister misin?" Ne yaptığımı ve niye yaptığımı bilmiyordum. İçgüdüsel hareket ediyordum, dürtülerle. Tıpkı ruhsuz bir kukla gibi.
Dudakları yukarı kıvrıldı. Yumuşacık olduğunu bildiğim dolgun kiraz dudakları. Gözlerindeki güneş daha fazla ışık saçtı, parıldadı. Bakmayı bilmiyorsanız sizi kör edebilirdi.
"İster miyim?" Yatağından kalktı, benim yatağımda tam karşıma oturdu. Ayak parmaklarını usulca, ama asla usluca olmayan bir şekilde, benimkilere değdirdi.
"Ne dersin? İster miyim?" Sırıttım. Beni mi test ediyorsun?
"Bunun için bir çok şeyi verirdin." Bana doğru eğilirken fısıldadı, nefesini boynumda hissediyordum.
"Hmhm, ama bugün almayı tercih edeceğim."
Dudaklarını boynuma bastırırken gözlerimi kapattım. Tüm dürtülerim inanılmaz hassaslaşmıştı, sanki Rin'i her şekilde ve her yerde hissediyordum. Her şey çok yoğundu ama...
Yoğunluğun ardındaki boşluğu da hissetmeye devam ediyordum. Pürüzler... Hala göremiyordum, olmaları için bir sebep yoktu ama hissediyordum.
Acıtıyordu. Yine de Rin bilmemeliydi. Bu benim savaşımdı. Kendi savaşlarında kan kaybetmekten bitkin düşmüş bir çocuktan benimkinde yardım bekleyemezdim. Beklemezdim. Hala açık yaraları vardı, onları saracağımı söylemiştim.
Saracaktım da, bu yolda pürüzler beni paramparça edecekse bile etsindi.
Saçlarına elimi daldırdım. Yumuşacıktı.
"Durayım mı-"
"Hayır, devam et. Sakın durma Rin."
Boynumdan yukarıya doğru yavaş ama içindeki arzuyu hissettiren öpücüklerle ilerledi. Çenemde biraz oyalanırken istemsizce dudaklarımı araladım.
"Sabret İsagi, oraya da geleceğim."
Sırıtıp dudağımın kenarına bir öpücük kondurdu. Güldüm. Hala her şey uzak geliyordu, yaşıyormuşum gibi değil de bir tülün arkasından izliyormuşum gibi.
"Sabır... Pek benlik değil?"
Sonunda dudaklarımızı birleştirdi, oyalanmadan diliyle benimkini keşfetmeye koyuldu. Yaşadığı ve tattığı acı şeylere rağmen Rin tatlıydı. Çok tatlıydı.
Dürtülerim memnundu, beslenmişlerdi. İçim hala bomboştu. Tüm bu doluluk hiç bu kadar boş hissettiremezdi.
GELMEYECEĞİM SANDINIZ DEĞİL Mİİİ, AMA GELDİM. bir anda sizi özledim. unutmuşum kurguyu, okumam gerekti AHAHAGBSHSHS. ÖZÜR DİLERİM, SİZİ SEVİYORUM NOLUR BANA KIZMAYINN
ŞİMDİ OKUDUĞUN
it wasn't real too, right?
Fiksi PenggemarBu da gerçek değildi, değil mi? Bunu da ben uydurmuştum. Hayır, ilk defa bir şeyin gerçek olmamasını istedim ama bu gerçekti. Tamamen gerçekti.
