Sabah gözlerimi açtığımda kendimi rahat hissediyordum. Yani düne göre.
Serum çoktan kolumdan çıkmıştı ve saat beşe geliyordu. Ne uyumuşum ama. Yataktan kalktım ve yavaş adımlarla aşağıya indim.
Fazlasıyla aç hissediyordum. Kartal nerede acaba? Merak etmiyor da değilim yani.
Mutfağa girdiğimde Emir ve Deniz abim buradaydı. Emir abime uyguladığım soğukluk devam ederken ona bakmamaya çalıştım. Deniz abim beni fark edince yanıma geldi.
"Nasılsın güzelim?"
"Daha iyiyim abi, Kartal nerede?"
"Salonda," Emir abimin cevabı üzerine ona döndüm ve gözlerimi devirdim. Sana sorduk zaten.
"Gel beraber gidelim," diyerek koluma girmeye çalışınca ondan uzaklaştım.
"Gerek yok," oradan uzaklaşıp adımlarımı salona yönlendirdim.
Kapıdan bakmaya başladım. Salonda tek başına uzanıyordu. Gözleri kayıyor, uyumak üzere gibiydi. Çocuğu da uyutmadım.
Yanındaki pikeyi alıp açtım ve üzerine örttüm. Bende karşı kanepeye uzandım ve televizyonu açtım. Sesini kıstım ve kafa dağıtmaya çalıştım.
İçeriye annem girmişti ve beni görünce gülümseyerek yanıma geldi.
"Gel kızım bir şeyler atıştır. Akşam yemeğine az kaldı gerçi. Abilerin gibi uykucu çıktın sende," hastayım bu kadına. Birlikte mutfaktaki masaya oturduk. Önümdeki karışık tostu yemeğe başladım.
Savaş abimde yanımıza geldi ve kendine de tost yaptı.
"Bünyen ne kadar da zayıf Rüya, çok çabuk hasta oluyorsun," Savaş abim tost makinesini kapatırken aynı zamanla da benimle konuşuyordu.
"Normalde böyle değilim. Bünyem sağlamdır, çok soğuk sularda yüzdük. Bunun gibisi değil ama."
"Sen gene de dikkatli olmalısın." Onu onaylayarak yemeğimi bitirdim. Sonra da Arın abimin odasına gittim. Kapısını tıklatıp içeri girdiğimde ders çalışıyordu.
"Tamam, profesör olacaksın. Az çalış,"
"O bakıyorum ki eski halinize dönmüşsünüz. İyileşmişsin sen belli,"
"Sayende," kafasını kollarımın arasına alarak sıktım ve sarıldım.
"Nefes alamıyorum,"
"Canıma abim benim bayılma sakın azıcık seveceğim seni,"
"Abisi kurban hadi sakinleş,"
Kahkaha atarak bıraktım kafasını. Telefonu çalınca masadan aldım.
İsim yoktu sadece kalp emojisi vardı. Sanırım Arın'ın da sevgilisi vardı ve benim gene haberim yoktu.
"Sevgilin mi?"
"Öyle de denebilir ilk haftamız sayılır. Derslerden çok konuşamıyoruz ama seviyorum kendisini okulun başından beri. Kimseye söyleme sakın haberleri yok biraz zaman geçsin ben söylerim," ilk bana söylemesi, saklamaması hoşuma gitmişti.
Emir abim gibi yapmamıştı e n azından."
"Alo,"
"Şu son konulara bakıyorum, sen ne yapıyorsun,"
Bunların konuşması uzun sürecek belli ki ben ufaktan kaçıyorum. Odasından çıkarak salona indim. Aşağıya indiğimde Emir abim ve Kartal konuşuyordu. Malum konuyu sanırım.
"Rüya bir dakika konuşabilir miyiz?" Emir abimi onayladım ve gidip karşı koltuğa oturdum.
"Benimle neden konuşmadığını öğrendim,"
"İyi,"
"Yani haklısın da biz ayrılmıştık zaten sevgili değiliz, kimseye söylemedim ama gerek duymadım," şaşkınlıkla kendisine baktım.
"Neden ayrıldınız ki?"
"Annesi izin vermedi,"
"Oysaki o kadar da altın gününe gitmiştin," dedim gülerek. Yüzünü ekşitti.
"Yaptığı çoğu yemek tuzdan geçilmiyordu. Kısırı da çok acıydı. Valla zor katlanmıştım," gülerek ona eşlik ettim.
"Belki gizlice buluşursunuz,"
"Farklı okula aldı kaydını maalesef,"
"Olsun bence sen uzak ilişki de yönetebilirsin."
"Kızın evi alt sokakta zaten ama annesinden korkuyor, 17 yaşından gençleriz düştüğümüz hale bak," dedi, üzgünce.
"Sen bana numarasını versene ben konuşurum kendisiyle, bir şekilde hallederiz."
"Gerçekten mi?"
"E herhalde."
Bana kızın numarasını verdi akşam hallederim artık. Kartal ile baş başa kalınca dağınık saçlarını ellerinden geçirdi.
"İyi gördüm seni,"
"Sayende. Teşekkür ederim,"
"Ne demek,"
"Teşekkür ederim demek,"
"Cidden mi?"
Gülerek yastığımı ona fırlattım. Fırtına dinmiş sayılırdı. Hafif rüzgar vardı artık.
"Kahve?"
"Sen yapacaksan olur, tuzlu severim ben," kendisine yandan bir bakış attım.
"Kesin öyledir," biz oluyor muyduk bana mı öyle geliyordu.
Mutfağa girip kahve yaptıktan sonra terasa çıktık. Cam teras her şeydir.
