(tw: müstehcenlik)
〆
Düşünmüştüm bu gece her şeyi, kaybettiklerimi. Annemi kaybetmiştim, çocukluğumu, amaçlarımı, hevesimi, kendimi... Sahip olduklarımsa azdı. Kardeşim, arkadaşlarım ve Kafes vardı. Tabii bir de o vardı, Minho.
Melankolik bir hale bürünmek bana göre değildi. Sarhoştum, ilk defa içmiştim. Tadını da beğenmemiştim, bir daha içmezdim. Şişe babamındı, fark etmemesi adına aldığım yere geri koymak için açmıştım alt taraftaki dolabı. Kapağı kapatır kapatmaz duyduğum takırtıyla arkama dönmüştüm. Babamdı gelen. Kız kardeşim Jia olmadığı için sevinmiştim. Babamla kavga etmeyi Jia'nın hayal kırıklığına uğramasına yeğlerdim.
"Şimdi de hırsızlığa mı merak saldın?" Parmakları arasındaki ucuz dalıyla sırtını duvara yaslamış gevşek bir şekilde sırıtıyordu. Artık ona tahammülüm kaldığına dair hiçbir inancım kalmamıştı. Boğazına sarılmak ve Jia'nın girdiği krizlerdeki gibi nefessiz kalana dek ellerimi ondan ayırmamak istiyordum. Lafları, bakışları, umursamazlığı, bencilliği... hepsi artık öyle bir raddeye erişmişti ki ona zarar vermemek için kendimi bir yerlere zincirlemem gerektiğini düşünmeye başlıyordum.
"Beni kendinle karıştırma." Aralık balkon kapısını evin sıcaklığını bozmaması adına kapatırken işittiğim yapmacık kahkahayla başımı eğdim. "Babana böyle iftiralar atacak kadar nankör oldun ha? Seni ben büyüttüm Jisung. Bugün yaşıyorsan bunu sadece bana borçlusun, haddini bil." Jia odasındaydı, sakinliğimi korumam gerekiyordu ama bu kendi kafasında kurgulayarak uyguladığı babalık sistemini bana marifetmiş gibi anlatmasıyla zorlaşıyordu. Daha saatler öncesinde rezillik çıkartıp beni sahip olduğumu bildiği tek ortama rezil etmişken şimdi karşımda iyi bir ebeveynmiş gibi konuşması ağlamak istememe sebepti.
Etanolün etkisinden olsa gerek duygularımı yansıtmada daha da hassas bir durumdaydım. Sinirden yanaklarımın kızardığını ve gözlerimin dolduğunu hissedebiliyordum. Burnumun ucu yanıyordu ve parmaklarım arasında tuttuğum kapı kolunu sıkmaktan elim terlemişti. Nasıl böyle aptal olabilirdi? Nasıl beni, kendi çocuğunu hiç acımadan bu hale getirebilirdi? Nasıl mahvolduğumu, kendi kendime bir şeylere yetmeye çalıştığımı fakat tüm bu çabalardan geriye kalanın yalnızca hüzün olduğunun farkına varmazdı? Neden biricik minik oğlu Jisung iken davrandığı gibi davranmak yerine bir çöp parçası gibi hissetmemi sağlayabilirdi? Bir insan başkasına olan kızgınlığını nasıl hiç çekincesi olmadan bir başkalarından çıkartabilirdi?
Yavaşça bıraktım balkon kapısının kolunu, yaşların birbiri ardına hızlıca döküldüğünü yanaklarımdaki ıslaklıklardan anlayabiliyordum. Beynim bulanmıştı. Cümleleri toparlamak umurumda değildi, arkamı döndüm ve ilerledim babama doğru. Hesap vermesi gerekiyordu. Neden oğlunu bu kadar üzdüğünün hesabını vermesi gerekiyordu.
Kavradım sertliğini umursamadan tişörtünün yakalarını, leş gibi kokuyordu. Hayır. Kokan o değildi. Bendim. Alkol kokuyordum. Beni buna itense sadece oydu. Tüm bunların tek sebebi oydu, sevgisizliğiydi.
"Neden?" Diyebildim sadece, alabildiğim tek bir solukta. İç çekmelerim ve gözlerime batan kirpiklerim konuşmamı zorlaştırıyordu. "Neden sevmedin beni? Neden mezuniyetime bile gelmedin? Neden ilk kız arkadaşımı seninle tanıştırmaya getirdiğimde ona dokunmaya çalıştın? Neden dayak yiyip eve sürünerek geldiğimde kapımı açmadın?" Yasladım alnımı babamın göğsüne; kırgınlığımı, dargınlığımı anlayıp bir kez olsun karşılık versin bana diye. Özür dilemesine gerek yoktu veya beni sevdiğini söylemesine, sadece tam o an sarılsaydı bana affedecektim onu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
addiction, minsung
FanfictionHan Jisung köşe mahallede doğup büyümüş, zorluklarla yaşayan bir gençtir ve kendisini uzun zamandır izleyen Lee Minho'dan habersizdir.
