Yöneticiyle görüşmemizin ardından bir hafta kadar ya geçmiş ya geçmemişti, son zamanlarda gerçeklik algımı kaybettiğimi hissediyordum. Bu yüzden neyin üzerinden ne kadar zaman geçti veya hangi olayda nasıl seçimler yaptım gibi detayları hatırlamak ve ayırt etmekte güçlük çekiyordum. Bu ikilemlerimin nedenini bilmiyordum, anlamlandıramıyordum da. Yalnızca bezmiş hissediyordum. Yorgun düşmüştüm. Kafes için liste gönderiyorlar ve onayımı bekliyorlardı fakat buna mecalim olmadığı için geri dönüş dahi yapamıyordum. Chris'ler takılmak için onlarca kez aramışlardı fakat çoğunlukla uyuduğum vakitlere denk geldiği için aramalarını duymamıştım bile. Vücudum yıllardır ihtiyacı olan dinlenme isteğini söke söke çıkartıyordu.
Son günlerdeyse rüyalarım hareketlenmeye başlamıştı. Şu yaşıma dek hatırladığım rüyalar bir elin parmak sayısını geçmezken sürekli rüya görür hale bürünmüştüm. Bu tür ani değişimler de ayrıca üzerimde kötü etki bırakıyordu.
Dün gördüğüm rüyaysa garip denilebilecek kadar absürttü belki de yalnızca zihnimin kurguladığı ironiden ibaretti, bilmiyorum: oldukça sakin bir yerdeydim ama bu huzurluymuşum gibi hissettirmiyordu, içimde garip bir his silsilesi vardı. Koşuyordum bir şeyden kaçıyormuşçasına, arkamda kimse yoktu ama yakalanma korkusu ele geçirmişti tüm bedenimi. Ben hızlandıkça alnımdan aşağı süzülen ter damlalarının da akış hızı doğru orantıda artıyordu. Sonrasında birden durmuştum, duvar gibi bir şey belirmişti önümde aniden. Üzerime doğru geliyordu beni dünyayla arasına alıp sıkıştırmak istercesine. Ve devamında duvarın içinden bir adam çıktı. Duvarın tüm parçaları üzerime devrilirken aradan çıkan o adamın tek bir saç teli bile uçuşmamıştı. Ben onun enkazı altında kalırken o bir tanrı edasıyla izlemişti öylece. Nefreti uykumdayken bile hissedebiliyordum. Bu adama bilincimin yerinde olmamasına rağmen kin besleyebiliyordum. Elimi uzatmıştım ona doğru, belki acır bana diye. Acımadı, hiç acımamıştı. Acıma duygusunu yitirmişti belki, ya da yalnızca bana olan sevgisini yitirmişti bu adam, babam. Sonrasındaysa görüntü silikleşmiş ve hemen ardından da yok olmuştu.
Uyandığımdaysa hissettiğim yersiz bir rahatlık vardı. Belki de üzerimde enkaz yığınları yerine örtü parçasının olması rahatlatmıştı beni. Ya da ben hep böyleydim. İkilemler arasında boğulma diye bir şey olsaydı muhtemelen şu vakitlerde çırpınıyor olurdum. İkilemler insanı kötü etkiliyordu. Daha fazla buna maruz kalmak istemiyordum.
Henüz annem bizleyken ileride babam gibi olmayı dilerdim ve ona benzeyebilmek adına saç kesimimi her seferinde onunkiyle aynı şekilde yaptırmaya özen gösterirdim. Küçük Han Jisung için babası bir kahramandı. Annem gittiğindeyse çoğu şey değişmişti, en basitinden örnek verecek olursam; artık ona benzemek istemiyordum. Ben insanları inadım yüzünden harcamazdım fakat o bunu hiçbir çekincesi olmadan gerçekleştirebilmişti, ben hem kendimi hem de etrafımdaki herkesin kötü hissetmesini sağlayacak şeyler yapmazdım. İronik olansa bunca şeye rağmen vazgeçememiş olmamdı, biliyordum tutunacak bir dal aramak sadece beni yaralıyordu. Geçen vakti umursamıyordum sadece yarın anlayacağını umarak yumuyordum her bir yeni güne gözlerimi. Oysa hiç anlamazdı. Farkındalığa rağmen aptallıktı belki benimki ama muhtaçtım işte, bir daha hiç dönme ihtimali olmayan bir pervanenin oluşturacağı rüzgara muhtaçmışım gibi muhtaçtım hem de.
Kafes'e gitmediğim zamanlarda çok düşünürdüm. Harcamam gereken eforumu dur durak bilmeyen fikirlere adardım. Kafes'e duyduğum bu bağlılık sadece oradayken mutlu olmamdan kaynaklı değildi, orada değilken mutsuzdum. Sadece oraya aitmişim gibi geliyordu. Başka herhangi bir şeye ilgi duymuyordum. Bu sahipsizlikten nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Kafes bana yetiyordu, dış dünyadayken tadamayacağım belki de tatmak istemeyeceğim onlarca duyguyu oradayken tatmıştım. Beni buraya bağlayan iki etkenden biri de bu yüzden oydu. Kafes benim için ikinci plana atılamazdı, Kafes sadece bir dövüş kulübü değildi, Kafes sadece para kazandığım bir yer değildi, Kafes benim için bir tutkuydu, maceraydı, aşktı, bağımlılığımdı, nefsimdi, çabamdı... Kafes olmasaydı beş senelik koca bir uykuya dalmayı dilerdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
addiction, minsung
FanfictionHan Jisung köşe mahallede doğup büyümüş, zorluklarla yaşayan bir gençtir ve kendisini uzun zamandır izleyen Lee Minho'dan habersizdir.
