chapter four

1.3K 207 114
                                        

Güç parayla eş değerdir. Çoğu kişi gücü kas yığını olmak sanarken bu iş adının aksine farklıdır. Her güçlü kişi güç sahibi olamaz. Ama her güç sahibi kişi, her şeye sahip olabilir.

İnsanlık duygularına ters düşen de budur. Bazıları güç sahibidir ve güçlüleri emri altında bırakır. Tek güvencesi de sahip oldukları paradır.

Kişinin en iyi olabilmek için sahip olması gereken tek şeydir, para.

"Paranın gücünü sikeyim." Karşımda duran arabanın, eğer bir insan olsaydı ukalâ biri olacağına emindim. Farları dahi insanda küçümseme hissiyatı bırakırken, para diye haykırıyordu sanki her bir santimi.

Bense karşısındaki duvara öylece yaslanmış içimdeki inat duygusuyla, seni yeneceğim, dercesine gözlerimi arabaya dikmiştim.

İçinde kimin olduğuna bakmaya cesaretim yoktu.

"Arabayı beğendin sanırım?" Aralanan kapıyla bedenini bana göstermeye gerek dahi duymayan sesin sahibi kışkırtıcı ses tonuyla daha kendisini göremeden karşısında ezilmemi gaye edinmişti sanki. Ya da ben fazla alıngandım.

"Gelmeyecek misin?" Sesin geldiği tarafın karşısına ilerlemek yerine aralanan kapının olduğu yere adımlamış, siyah filmlerden dolayı camlardan içi görünmeyen adamı görmek adına kapıyı sonuna kadar çekmiştim.

Tek elim kapıda kalırken; bacak bacak üstüne atmış, saçları düzgünce taralı duran, ellerini kucağında birleştirmiş bu tanıdık adam diktiği gözleriyle doğrudan bana bakıyordu. Bu muydu yönetici? Uyuşturucu satıcısı mıydı?

Değildi tabi. Birkaç saat önce yanıma gelme amacı da kesinlikle tamamıyla farklıydı.

"Sikerim seni, amacın ne amına koyayım?" Muhtemelen tahmin etmediği bu muameleyle tek kaşı havalanırken sırıtışı beni ayar etmişti.

"Han Jisung, fazla asabisin." Bu neydi şimdi? "Ve şu davranışların çok hoşuma gidiyor."

Bir eli yakasındaki kravatı gevşetirken diğeri pantolonun sıkı sıkıya sardığı uylukların arasındaki şişkinliği işaret ediyordu.

"Şimdiden sertleştim."

Taşak geçiyordu sanırım.

Kapıda duran elimi avucu arasına almış ve az önce gösterdiği sikine bastırmamı sağlamıştı. Kaya gibi olan şeye değer değmez kendimi geri çekmiş anlam veremediğimi apaçık belli eden bakışlarımı doğrudan ona yöneltmiştim.

Harbi söylüyorum bu kadarı bana da fazlaydı.

"Bunu bir daha tekrarlarsan seni pişman ederim." Elimi sanki pislenmiş gibi üstüme silerken yöneticinin yavaşça arabadan inmesini izlemiştim. Cidden yönetici diye ballandırdıkları bu sik kırığı mıydı? Yaşlı biriyle karşılaşmayı bekliyordum ama gay bir sapıkla karşı karşıya gelmek benim dahi aklıma gelmemişti.

Arabadan inip az öncesinde gevşettiği kravatını çıkarmış koltuğa fırlatmıştı. Bu soğukkanlılık fazla değil miydi?

Bir şeyi atlıyordum ama sanki.

Adam az önce azmıştı amına koyayım.

Elimi saçlarıma atarken bana dönmesiyle sırıtmaktan yamulacağını düşündüğüm o ağzında hiçbir oynama belirtisi yoktu. Tepkisizdi.

Bana doğru attığı her adımda bende geriliyor, aramızdaki mesafeyi korumak adına resmen komik duruma düşüyordum. Changbin piçi nasıl bir işin içine sokmuştu beni böyle?

Aslında beni bu işe sokan o muydu ki? Bu herifin böyle biri olduğundan haberi olsa bunu yapmazdı.

Sırtım duvarla buluştuğunda yöneticinin bana karşı yakınlığının gram azalmaması, aksine artması beni rahatsız ediyordu. Aramızda kalan iki karış mesafeyi bozmak adına omuzlarından tutarak onu duvara yaslamış pozisyonumuzu değiştirmiştim. Şimdi kenara kısılan taraf oydu.

addiction, minsungHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin