chapter eleven

1.1K 162 37
                                        

(Birkaç saat öncesi, Lee Minho.)

Hissiyatlar değişir, insanlar değişir, sahip olduklarımız, sahip olmak istediklerimiz, amaçlarımız, çabalarımız. Hepsi değişir. Buna en güncel örnek olarak kendimi gösterebilirim. Aklımı başıma aldım alalı tek hayalim sıkıntı çekmemekti. Para sıkıntım olsun istemezdim. Lakin değişmiştim. Tek çabam kaybolmuştu birden. Belki de babamın bana kazandırdığı zenginliktendi bu rahatlığım. Ama emindim, konu bu değildi. Para kazanmak için gençliğimden vermiş; tüm arkadaşlarım eğlenceli şeylerle geçirirken vakitlerini ben ikinci el aldığım, üzerinde zaten cevapların işaretli olduğu test kitaplarını çözmeye çabalardım. Küçüklüğümden beri böyleydi, savcı olmak isterdim. İyi bir meslekti, benlik değildi bilirdim ama parası iyiydi. Tek amacı para olan bense bundan gocunmazdım. Reşit olur olmaz kapı dışarı edilecektim nasıl olsa, bu yüzden eğlencemden ve anlık keyiflerimden fedakârlıklar yapardım her daim.

Lakin savcı olmamıştım, isteğim değişmişti. İstediğimi değiştiren şey ise dönüm noktamdı.

Her insanın dönüm noktası olduğu gibi bu durum bende de mevcuttu. Sadece tam olarak bunun ne olduğunu kestiremiyordum. Belki bana soy ad kazandıran ailemin beni seçmesiydi dönüm noktam ya da Kafes'i kurmam. Belki de bunlar değildi. Muhtemelen onlar değildi, benim dönüm noktam ikilemlerde kalmama dahi gerek kalmayacak kadar bariz bir biçimde açıktı. Benim dönüm noktam Han Jisung'du, onun benden istekleriydi, bana olan bakışlarının değişmesiydi, kendini çıkmazda hissettiğinde bana gelmesiydi, beni öpmesiydi.

Zamanla tüm kalbimle arzuladıklarım yok olmuş, her birinin yerini bu soğuk karakterli adam almıştı. Tek gayem oydu artık. Bir tek oydu, beni sevmesiydi.

Tanıştığımız ilk andan itibaren soğuk bakışlara sahipti. Nedenini bilmiyordum ama bana nefretle baktığını anlamak zor değildi. Belki de sebebi benim saçma oyunumdu. Etrafta onun hakkında dolanan asılsız iftiralara inanmıştım. Ailesini, adresini, telefon numarası gibi kişisel bilgilerini öğrenmekte sıkıntı yoktu. Bunlar kolaydı. Ama iş karakterini ve bağımlılıklarını anlamaya geldiğinde tıkanmıştım. O Kafes'in gözdelerindendi. Sevenler olduğu kadar nefret edenlerde vardı. Bir çeşit balici olduğu ve kimlerle yatıp kaktığı belli olmayan, egoist biri olarak tanımlanıyordu. Son ikisi umurumda değildi. Sürekli olarak kime gittiğini biliyordum. Neden ondan vazgeçemediğini anlamak için bir kere de gitme gafletinde bulunmuştum. O kadar vazgeçilmez değildi tek cazip noktası ucuz olmasıydı. Ayrıca ego ona yakışıyordu. Fakat uyuşturucu farklıydı. Yetimhanedeyken eski arkadaşlarımdan birini bu yüzden kaybetmiştim. Ne kullananlara ne de satanlara tahammül edemezdim. Yani eğer o gün bana tamam deseydi cayacaktım her şeyden, tüm isteklerimden.

Uyandığımda onu görmemle keyiflendiğimi hissetmiştim. Sonrasındaysa her gün şu manzarayla uyandığımı düşledim, kalbime zararlıydı.

Siyaha çalan koyu renkteki saçları uzun zamandır kesilmediğini belli edecek biçimde uzundu. Dudakları aralanmıştı, demek uyurken ağzından nefes alıyordu. Çok güzel görünüyordu.

Kalktım uzandığım yerden yavaşça ve oturdum yanına. Bir ayağı sehpanın üzerindeydi diğeriyse dümdüz biçimde yere doğru uzanmıştı. Kolları kalçasının iki tarafına düşmüştü, pek rahat görünmüyordu.

Ayağa kalktım ve saçlarını yavaşça geriye doğru yatırdım, alnı açıkken daha sevimli duruyordu. Uyurken kasları gevşemişti, yüz hatları uyanıkkenki kadar keskin değildi.

İlk başta yatak odama geçip pencereyi kapattım, üşümesini istemezdim. Sonrasında pikeyi geriye atıp yastıkları düzelttim ve yanına geri döndüm. Kucağıma aldım onu yavaşça, yüzü yakından daha parlak görünüyordu. Arabada birden beni öptüğünde şaşırmıştım, oldukça hoşuma gitmişti anın büyüsüyle gözlerimi kapamıştım. Eğer bir daha beni öperse gözlerimi açık tutmam gerektiğini kendime şartlamıştım tam o an. Bir insan nasıl böyle sevilesi durabilirdi aklım almıyordu.

addiction, minsungHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin