elli yedi.

8.3K 821 161
                                        

Selaam.

Finale son iki bölüm.

Bu son iki bölümden birini en çok istediğiniz kişinin ağzından yazacağım. Özellikle okumak istediğiniz bir olay var mı? Böyle bizimkilerin geçmişinden bir anı istiyorsanız da yazabilirim.

Özge diğer bölüm kiminle vakit geçirsin?

Yazım yanlışlarım için üzgünüm.

Keyifli okumalar<3

*

-Cihan-

Sinem ve Kadir, bizi terk ettiğinde on beş yaşında küçük bir çocuktum. Sadece on beş yaşındayken hayatın acımasız yönleriyle mücadele etmeye başlamıştım. Sadece on beş yaşındayken küçük omuzlarıma bir ton yük binmişti. Erken büyümek zorunda kalmıştım, erken olgunlaşmak zorunda kalmıştım.

Terk edildiğimizin ertesi gününde bambaşka bir hayat başlamıştı hepimiz için. O gün kucağımda ağlayan Eren'i susturmak için girdiğim mücadelenin yanı sıra ne kadar çaresiz hissettiğimi hâlâ dün gibi hatırlıyordum. Çocuk nasıl susturulurdu ki? Derdi nasıl anlaşılırdı? Gazı mı vardı yoksa aç mıydı? Altına mı yapmıştı yoksa dişi mi çıkıyordu? Bunların hiçbirini bilmeden başlamıştım ben yola.

Eren'in saatlerce ağladığı oldu, Özgür ve Özgün'ün saatlerce aç kaldığı oldu, Sefa'nın günlerce banyo yapmadığı oldu, Yağız'ın günlerce diş ağrısı çektiği oldu. Hepsine yetebilmiş miydim hiç bilmiyordum, tek bildiğim tüm gücümle mücadele ettiğimdi. Eren ağlamasın diye çok mücadele etmiştim mesela, Özgür ve Özgün aç aç dolaşmasın diye saatlerce yeri geldiğinde dayak yiyerek çalışmıştım mesela, Yağız'ın dişi ağrımasın diye zar zor ilaç bulup getirmiştim mesela.

Tüm bunlar olurken tek destekçim Yusuf'tu elbette.

Yusuf... Benim ağlayamadığım zamanlar benim yerime de ağlamıştı. Her ağlayışından sonra bana sarılır ve bana, elinden geldiğince daha fazla yardım edeceğini söylerdi. Öyle de oldu. Yusuf her ağladıktan sonra daha çok çırpınmaya başladı, hem abisi için hem kardeşleri için çırpındı.

Evet, çok zordu. Evet, çok yorucuydu ama şimdi hepsinin harika insanlar olduğunu bilmek o yorunluğu alıp götürüyordu. Evet, hepsi harikaydı benim gözümde ve bunu Yusuf ile başarmıştık. Harika insanlardık ama eksiktik işte, içimizde tarif edemediğimiz bir burukluk vardı Terk edilmişliğin çaresizliği miydi bizim üzerimizdeki? Bilmiyordum ama hepimizin sırtında çaresizlikten, sinirden, nefretten bir kambur vardı sanki. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım hiçbirimiz bu kamburu atamamıştık sırtımızdan.

Sonra o geldi.

Güzel kızım.

Daha ilk gün anlamış ve hissetmiştim aslında gerçeği. O gerçekten, benim hep acısını çekip hayalini kurduğum kişiydi. Kız kardeşimdi.

Kendi içsel sıkıntılarımızla mücadele ederken girmişti hayatımıza. İyi ki de girmişti. Bizi toplayan, ayakta tutan kişiydi Özge. Bunca zaman nasıl onun sevgisi olmadan yaşadık hiçbir fikrim yoktu. Özge olmadan yarımdım ben, yarımdık biz. Bize nasıl bir bütün olunacağını öğreten kişi kız kardeşimdi.

İlk başta bize alışacak mı kaygısı fazlasıyla ağır basıyordu ama artık bu kaygıların hiçbirinden iz yoktu. Biz artık birbirimize sıkı sıkıya tutunmuştuk. Biz gerçekten aile olmuştuk.

İyi ki gelip toparlamıştı bizi, iyi ki gelip düzeltmişti hayatımızı, iyi ki gelip sevmişti bizi.

Önümdeki bıcır bıcır hallerini izlerken tüm senelerin yorgunluğu tamamen geçmişti. Acaba bizde bıraktığı o etkiyi biliyor muydu? "Abicim, bir sıkıntı mı var? Daldın gittin." Dedi ilgiyle. Sabaha kadar konuşsa, yanımda yatsa her şey çok daha iyi olurdu aslında. Derin bir nefes alıp bir kez daha şükrettim, ailem iyi ki bu haldeydi.

Kestik ve BaştanBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin