13. Aşkın Ateşi

13.8K 712 1.2K
                                        

[HAYKIRAN YÜREK]


Nefessiz kalmak

İntikam, soğuk yenen bir yemekten farksızdı. Acının içinde debelenirken, kendi seçimlerinin mahkûmu olurdun. Adamın çatık kaşları, bıçak gibi keskin hatlarla sertleşmiş çehresi, simsiyah giyimi ve parmaklarını saran deri eldivenler, karanlığın ta kendisi gibi görünüyordu. Ancak en dehşet verici olan, gözlerinin derinliklerindeki boşluktu insanın içine işleyen, ruhu bıçak gibi kesen o dipsiz karanlık...

Onun için duygu kontrolü sadece sıradan insanların çırpındığı bir yanılsamaydı. Birazdan kanı akacak olan adamın ölümünü büyük bir zevkle izleyecekti. Öldürmek, onun için sadece bir eylem değil, sanata dönüşmüş bir törendi. İnsanları en hassas noktalarından vurmayı severdi: Sevdikleriyle. Onları en değerli varlıklarıyla terbiye etmek, acılarını seyretmek, yavaş yavaş umutlarını söndürmek... İşte bunlar onun asıl zaferiydi.

O anın gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Ölüm, artık parmak uçlarına yapışmış bir alışkanlık hâline gelmişti. Bunu düşünmek bile damarlarındaki kanı kaynatıyor, zihnindeki karanlığı besliyordu.

İlk kurşun sıkıldığında, odanın derinliklerinde yankılanan gür bir kahkaha patlattı. Öyle bir kahkahaydı ki, duvarlardan sekerek çoğalıyor, karanlığın derinliklerine doğru çarpıyordu. İkinci kurşunun ıskalaması ise anında yüzünü değiştirdi. Gözleri öfkeden parladı, dişlerinin arasından soğuk bir küfür sızdı. "Onun adamı" asla ıskalamazdı! Bu, kabul edilemez bir hataydı. Ama yine de fark etmezdi, istediğini çoktan elde etmişti.

Bedenleri parçalamak kolaydı, asıl sanatı ruha işkence etmekti. O, zamana yenilmeyen, kemiklere işleyen, nesiller boyu yankılanan yaralar açmayı tercih ederdi. Elindeki siyah boncukları başparmağıyla tek tek çekerken, yere tükürdü. Kaşları alaycı bir ifadeyle havalandı. O korkuyu, o titrek bakışları görmek... İşte gerçek tatmin buydu.

Planı kusursuz bir saat gibi işlemişti. Düşmanını en derin yerinden sarsmış, ruhunu lime lime etmişti. Onu yaralamak bile planında yoktu. Ancak emir verdiği adam nasıl olur da avını ıskalardı? Bu düşünce bile tiksinti uyandırdı içinde. Gözleri Merdan Asaf'a kaydı. Kendi elleriyle öldürmek varken, başkasına yaptırmanın kolaylığı bir anlık tatmin sağlamıştı. Ama şimdi, bu eksiklik canını sıkıyordu. Elleriyle yüzünü ovuşturdu, parmaklarının arasındaki soğukluk kanın izlerini taşıyordu. Bunca masumun kanına bulanmış bu eller... Onları temizleme ihtiyacı hissetmiyordu. Aksine, üzerlerine daha fazlasını sürmek istiyordu.

Yarım saat geçti. Yarattığı kargaşayı izledi ve ezeli düşmanı olan genç adama gözlerini dikti. Sigaranın dumanı, odanın içine usulca yayıldı. Dudaklarının kenarında sinsice bir sırıtış belirdi. Kapıdan giren nişancıya bakmaya bile tenezzül etmedi. Gözleri, ekranında izlediği sahneye kitlenmişti. Bir kurşun sıktı, ekran tuzla buz oldu. O an, kan çanağına dönmüş gözleri, titreyen nişancının yüzüne tırmandı.

Adamın eldivenli parmakları, sigarayı ağzından çekip başparmağıyla yanağını hafifçe kaşıdı. Kendi kaderine imza atan zavallıya baktı. Nişancının solukları sıklaşmış, gözleri çaresizlikle genişlemişti. Bu panik, o gergin nefes alışverişleri... Ah, işte en sevdiği senaryo!

Adam, "Efendim, ben özür-" diyemeden, çeliğin soğuk sesi yankılandı. Bir saniye içinde hem kalbinden hem de alnının ortasından vuruldu. Kan, yerin üstüne hızla yayıldı, kırmızı göller oluşturarak siyah zemini süsledi.

𝐻𝐴𝑌𝐾𝐼𝑅𝐴𝑁  𝑌Ü𝑅𝐸𝐾Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin