6.Bölüm

121 8 4
                                    

Oy verip yorum yaparsanız seviniriz 🦄.

....

Kapının alacaklı gibi çalınmasıyla zar zor gözlerimi açtım, ellerim doğrudan komodinin üzerindeki telefonuma giderken bir yandan uyanmak için kendimi zorluyordum.

Saat çoktan gece yarısına ulaşmıştı bile, ve ben sabahtan beri uyuyordum! Ağzım şaşkınlıkla açılırken saatin 23:42 olduğunu fark etmem ile hızlı hızlı yattığım yataktan kalktım.

Zil sesi hâlâ evin içinde yankılanırken gözlerimi ovuştura ovuştura salona doğru gittim.

"Geldim, patlama!" Diye kapıya doğru bağırdım. Hızlı hızlı dış kapıya doğru yürüdüm ve kapı dürbününden bakma gereksinimi duymadan kapıyı hızla açtım.

Karşımda gördüğüm canım (!) arkadaşlarım ile yüzümde bir gülümseme peydahlandı. Eylül bana beni öldürecek gibi bakıyordu. Serdar üzerinde ki deri ceketin cebine ellerini atmış ağzında ki sakızı benim inadıma gevşek gevşek çiğniyordu.

Çınar ise kapıyı açmama rağmen hala zile basıyordu.

Çınar sonunda zile basmayı kesti, elinde ki dolu market poşetini bana doğru savurdu ve beni omzumdan kapı pervazına doğru iterken konuştu. "Oo Nil hanım, günaydın." Ben ona göz devirirken o ise beni hiç umursamadan ayakkabılarını çıkartarak yanımda açılan boşluktan içeri girdi.

Diğerleri de içeri girdiğinde kapıyı kapatıp bende onların peşinden, salona gittim.

Çınar aldığı yiyecekleri salonun ortasındaki orta boy sehpaya diziyordu, Eylül elinde ki telefonla uğraşıyor, Serdar ise çift kişilik beyaz deri koltuğun köşesine kurulmuş rahat rahat oturuyordu.

Onları umursamayıp lavaboya gittim ve elimi yüzümü yıkadım. Hala uyku sersemiydim.

Geri oturma odasına girdiğimde Çınar da Serdar'ın yanına oturmuştu. Küçük bir oturma odamız vardı. Annemle tek başımıza yaşadığımız için evimiz fazla büyük değildi.

"Osuruk böceği gibisin Eylül!" Serdar'ın dediği şey ile Eylül ona göz devirerek bacak bacak üstüne attı. Altına giydiği eşofmanı ve üstüne giydiği siyah ince sweatshirt ile arkadaşım olduğunu fazlasıyla belli ediyordu.

Ben de Eylül'ün yanında ki boş yere oturdum ve Çınar'ın getirdiği cips paketini bağdaş kurup, kucağıma koydum.

Serdar bana alayla baktı "Oğlum sen ne mal adamsın, hem bizi davet ediyor hemde uyuyor!" Ona göz devirip ağzıma cips attım.

"Ne yapayım lan yorgundum!" Dediğimde ortamda bir sessizlik oluştu.

"Abi ne trafik var lan burada motorla gelirken bile zorlandım!" Çınarın dediği şey ile alayla güldüm.

"50 cc motorla trafiği oluşturan sensindir Çınar!" Alayla bir kahkaha attığımda Eylül ve Serdar da bana eşlik etmişti.

"Oğlum yürüyün gidin, babam motoruma el koymasaydı gelirdim bir Yamaha ile görürdünüz!"

Eylül alayla kaşlarını çattı " Ee hız yapmasaydın o götün bir dursaydı yerinde, Dursun amca almazdı altından motorunu!" Serdar alayla güldü ve Çınar'ın omzuna bir tane geçirdi, Çınar ona kaşlarını çattı ve eline aldığı yastığı ona doğru savurdu.

"Sanane lan ben gayet mutluyum 50 cc motorumla!" Ona alayla baktım ve omuz silktim. Bakışlarımı Eylül'e kaydırdığımda onun da alayla bana baktığını gördüm.

Merakla kaşlarımı çattım, Eylül nasıl izin almıştı?

Boğazımı sesli bir şekilde temizlediğim de dikkatleri üzerime toplamayı başarabilmiştim."Kanka izin almakta sorun yaşadın mı?"

Eylül hafif tebessüm etti ve dirseğini koltuğun başlığına dayadı."Yok kanka hallettim, bizim evde durumlar karışıktı sıvıştım aradan." Serdar ve Çınar'a doğru döndü ve ciddi bir ses tonu ile konuştu "Siz ne yaptınız?"

Çınar omuz silkti ve tatlı tatlı gülümsedi. "Benlik bir sorun yok, annemin umrunda değilim pek. Babam galeri de takılıyor bu ara eve pek uğramıyor." Dediğinde ona buruk bir tebessüm yolladım.

Bakışlarım Serdar'a kaldığında Serdar umursamaz bir tavırla esnerken konuştu "Ben sokaklardan devamke." Ona bakıp kaşlarımı çattım.

"Yeter, annen de uzattı mevzuyu, senin uyuşturucu kullanmadığını bilmiyor mu?"

Serdar bir ay önce bir arkadaşıyla buluşmuş, arkadaşı uyuşturucu kullanıyormuş. Bir gün Serdar onunla tekrar buluştuğu vakit, arkadaşı bilerek uyuşturucuyu Serdar'ın cebine sokuşturmuş. (Serdar, arkadaşıyla arasında geçen sorunu anlatmadı) Serdar da tabi anlattığına göre eve gitmiş, annesi pantolonunun yıkamaya atacakken cebinde ki uyuşturucuyu fark edip ortalığı birbirine katmış. Sonuç olarak ise Serdar evden kovulmuş, bazen sokaklarda bazen de bir arkadaşında kaldığını söylemişti.

Onun için üzülüyordum, her seferinde bizim eve çağırsamda bir türlü kabul etmiyordu.

Benim aileme gelecek olursak, babam zamanında Kuzey Irak'ta başarılı bir askerdi. Yedi yaşımdayken, gittiği bir görevde şehit düşmüştü. Annem onun gidişiyle depresyona girmiş, kendini bir kaç ay benden bile soyutlamıştı. Sonra da psikolojik tedavi almaya başladı, belirli haplar kullandı. Bunların çoğu yan etkili olduğu için annemin bazen ismimi bile unuttuğunu hatırlıyordum.

Ama bugüne gelecek olursak annem daha iyi olmuştu, psikolojisi düzelmişti.

"Of kanka biliyorsun annem işte, taktı mı takıyor. Bu ara küçük kardeşim yemek getiriyor sokağın başına, onu yiyorum." Omuz silkti ve aptalca sırıttı."Alıştık artık."

Serdar sustuğunda, oda da derin bir sessizlik hâkimiyetini kurmuştu.

Çınar masaya koyduğu çikolatayı eline aldı ve ambalajını açıp ağzına sokabildiği kadar çikolatayı ısırdı. Ona ' sen insan değilsin'  bakışımı atarken o ise pis pis sırıtıyordu. Boğazını temizledi ve kaşlarını çatarak ciddileşti."Ee kanka bizi çağırdın, maşallah ağzını bıçak açmıyor."

Serdar alayla güldü ve konuştu "Oğlum, bu konuşmuyorsa var ya kesin çok kötü planlar düşünüyor benden söylemesi."

Çınar ellerini havaya kaldırarak dua eder gibi yaptı. "Lütfen başımıza bir bela, musibet gelmesin yarabbim. Daha çok genciz."

Serdar Çınar'a baktı, elinde ki çikolatanın son parçasını da ağzına atarken bir yandan da sırıtıyordu. "Lan bela musibet gelse, tek bunun başına da gelmiyor bize de patlıyor olay."

Eylül ona göz devirdi. "Salak kardeşimiz o bizim, tabi ki onun derdi bizimde derdimizdir."

Çınar alayla Eylül'e bakıp bir kahkaha attı."Oğlum bu sözler çok yaratıcı he. Facebook falan mı indirdin?"

Gülmemek için yanak içimi ısırırken kendimi çok zor tutuyordum. Eylül ona öldürücü bakışlarını yolluyordu.

Serdar da alayla bir kahkaha atarak ona eşlik etti."Yok oğlum bu iki bin on yedi yılı, tiktokta kalmış amina." Ben artık dayanamayarak bir kahkaha patlatırken Eylül koltuğun üzerinde duran yastığı eline alarak bana fırlattı.

"Şerefsize bak ya! Sende mi onların tarafındasın?!" Sitemkar bir şekilde konuştuğunda gülmeyi bırakıp elimle ağzıma fermuar çekiyormuşçasına bir haraket yaptım.

Serdar ağzında ki sakızı gevşek gevşek çiğnemeye devam ederken konuştu"Oğlum şaka bir yana tabi ki de öyle yani. Nil bizim kanımız canımız yav!" Onlara gülümseyerek baktım.

Hepsini çok seviyordum. Hepsinin ayrı bir yeri vardı benim için.

"Tamam tamam, bir susunda planı anlatayım."

....

Plan diğer bölümde;)

TOSBİK-TEXTİNG-Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin