Hikâyenin bittiği andaydık. Peki ya asıl hikâye şimdi başlıyorsa?
İyi okumalar diliyorum canlarım:)(❁'◡'❁)
Bazen hiç ummadığınız bir zamanda, hayat karşınıza ipucular çıkarır. Tam umudunuzu kaybetmişken hiç beklemediğiniz bir zamanda içinizdeki umudu yeniden yeşertecek bir haber alırsınız. Ben umudumu hiç kaybetmemiştim. Fakat az önce bulduğum bu telefon ile içimdeki bu kazanma hırsı daha da güçlenmişti. Belki bu kadar fazla hırs bana zehir olacaktı ama bu zehrin içimde yayılmasına izin veren de bendim.
Bir gün zehirleneceğimi biliyordum fakat bile bile kendimi zehirlemeye devam ediyordum.
Elimdeki telefonu daha dikkatli incelemeye başladım. Arkasında ve önünde fazla belli olmayan kırıklar ve kan lekeleri vardı. Telefonun kilit ekranını açamıyordum çünkü şifreliydi. Bu telefonu laboratuvara gönderip şifresini kırdırmam gerekiyordu. Ayrıca elimde tuttuğum bu telefonun Mehmet Bey'e ait olduğuna emindim. Çünkü kilit ekran duvarında onun ve eşinin birlikte çekildiği fotoğrafı vardı. Görünüşe göre bu ikisi birbirlerini çok seviyorlardı.
Elimdeki telefonla beraber arkamı dönerek ilerdeki polislere baktım. "Arkadaşlar kapının arasına sıkışmış bir telefon buldum. Büyük ihtimalle Mehmet Bey'in telefonu. Biriniz bunu alıp laboratuvara götürsün. "
İçlerinden bir polis bana doğru gelince telefonu ona verdim. " Siz de birşeyler buldunuz mu? "
Diye sordum. Çünkü hava kararmaya başlamıştı. Ve karanlıkta da ayrıntılı bir araştırma yapamayacağımız için gitmemiz gerekiyordu.
"Hayır Savcım, yerdeki kan lekeleri ve sandalyeye bağlı kanlı halat dışında bir şey bulamadık. Kanlardan ve halattan örnek aldık. Telefon ile beraber bunları da laboratuvara götüreceğiz. "
Yani pek birşey çıkmadı. Ama olsun elbet bu cinayeti işleyen kişi bir yerlerde açık bırakmıştır.
Hiçbir cinayet kusursuz değildir.
"Tamam, o zaman sen diğer polislere de haber ver gidelim artık. "
"Tamamdır savcım. "
Fabrikadan çıkıp arabama bindim. Polisler de gelince yola koyuldum. Arabamı doğrudan eve sürdüm. Bugün yoğun bir gündü ama aynı zamanda güzel bir gündü. Yoğun geçen günleri severdim, en azından zamanım boş geçmiyordu.
Zaman israfı yapmayı sevmezdim. Zamanımı dolu dolu geçirmeye dikkat ederdim. Çünkü yarın ne olacağı belli değildi. O yüzden hayatımı dolu bir şekilde yaşıyordum. Açıkçası bundan memnundum. Tabii bazı anlar işlerim yüzünden uyumadığım zamanlar da oluyordu ama bir şekilde altından kalkmayı başarabiliyordum.
Eve vardığımda saat dokuz civarıydı. Merdivenleri tırmanıp kapıya ulaştığımda çantamdan anahtarları çıkarmaya çalıştım fakat bir türlü bulamayınca çantama baktım ve iki elimle aramaya başladım. Acele ile çantamı karıştırdığım için çantam yere düştü. Tabii çantamla beraber düşen anahtarı da gördüm. Anahtarımı ve diğer eşyalarımı almak için yere doğru eğildiğimde çantamın yanındaki fotoğrafta gözüm takılı kaldı. Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başlayınca ağlamamak için dudağımı ısırdım.
Yerdeki fotoğrafı alıp doğruldum. Binlerce duygu aklımı esir alırken babamla beraber çekildiğimiz son fotoğrafa baktım. O zamanlar liseye yeni başlamıştım ve babam buna çok sevindiği için bana hediye almıştı. Bir kolye, kapaklıydı. Kapağı kalp şeklindeydi ve içini açtığımda babamla kendi fotoğrafımı görmüştüm. Çok sevinmiştim bu hediye için. Hala da bu kolyeyi boynumda taşıyordum küçüklüğümden bu yana hiç çıkarmamıştım. Bunca yıl kolye yıpranmamıştı çünkü altındandı. Babamın işi gereği maddi durumumuz iyiydi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Aşk'ın Karanlığında
RomansaHayatının bir bölümünü zorlukla geçirip savcı olan İzem Karakurt, bir cinayet vakasına atanır. Fakat bu vaka üzerine hayatının tepetaklak olacağından bihaberdir. Barın Ateş ile tanışır. Barın, öldürülen iş adamının rakip holding ortaklarından biri...