DÜŞMAN

6.5K 67 12
                                        

Sabah, Nermin Hanım’ın sesiyle uyandım.
“Sevde Hanım, babanız sizi kahvaltıya bekliyor.”

Gözlerimi aralayıp mırıldandım: “Tamam, sen çıkabilirsin.”

Zavallı kadın, her pazar aynı görevle başımda bitiyordu. Üzerimi alelacele giyinip aynaya şöyle bir baktım. Pazar sabahları bile savaş alanına dönen bu evde, en azından düzgün görünmek şart, dedim kendi kendime. Aşağı indiğimde herkes masadaydı.

“Günaydın,” dedim en masum ses tonumla.

Ama babam yüzüme bile bakmadan, kaşlarını çatıp “Neredesin sen Sevde? Bir tek pazar günüm var, neden geç kalıyorsun ?” dedi.

Ah, işte başladı haftalık azar seansımız.
“Babaların en tatlısı, sakin ol. Masaya geç kaldım diye bu kadar sinirli olamazsın, değil mi?” dedim, sesimdeki şakacılığı abartmadan.

Ama bu lafım babamın kaşlarını daha da çattı. Sadece o değil, abim de sinirli görünüyordu.
N’oluyor bugün böyle, evin havasında bir şey var sanki…

Annem hemen devreye girdi: “Nermin Hanım, Sevde’ye de bir servis açabilir misiniz?”
Ona minnetle baktım, gülümseyip göz kırptım. Annem olmasa bu evde uzun süre hayatta kalmam mümkün değil.

Abim, sessizliği bozdu: “Baba, bu akşam davet var.”
Ben refleksle atıldım. “Ne daveti?”

Babamın bakışları buz gibiydi. Elimle ağzıma fermuar çekme işareti yapıp sustum.
“Kim veriyor bu daveti?” diye sordu babam.
“Soykanlar,” dedi abim.

Bir anda masa sessizliğe büründü.
Soykanlar mı?

Soykan ailesi yıllardır bizim en büyük rakibimizdi. İş dünyasında isimleri hep bizimle birlikte anılır, çoğu zaman da karşı saflarda yer alırlardı. Aramızdaki düşmanlığı körükleyen asıl neden ise, onların sık sık etik sınırları hiçe sayarak bizi saf dışı bırakmaları, önemli işleri bu şekilde kapmalarıydı.

Bir de Ahmet Soykan vardı tabii… O, başlı başına bir sorundu benim için. Adamın varlığı bile sinirlerimi bozuyordu. Tahammül edemiyordum özellikle de benden hoşlandığını söylediği o gece… Sinirle kafasında şişe kırdım. Ne kadar tahammülsüz olduğumu oradan anlayın

Babam, sert bir sesle, “O adamın davetine tabii ki gitmeyeceğiz, hele dün akşam olanlardan sonra,” dedi.
Kaşığını tabağa vurdu, yemekle uğraşmaya başladı.

Dün akşam ne olmuştu da bu kadar sinirli?

Sabahtan beri konuşmayan amcam, “Sen bilirsin abi,” dedi. Abim de kafasıyla onayladı.
Bizim evde babamın sözü yasa gibiydi; kimse üzerine konuşmazdı.

Babam, birden bana döndü: “Kahve mi getirirsin yukarı kızım?”
“Tabii, hemen getiriyorum.”

Babam kalkıp yukarı çıktı. Sude de “Ben de doydum,” diyerek masadan ayrılmaya yeltendi.
Nejla yengem hemen sordu: “Kızım, hayırdır nereye gidiyorsun?”
Sude, “Birkaç işim var anne, bir de alışveriş yaparım,” deyip yukarı çıktı.

Ben de fırsattan istifade mutfağa geçtim. Kahveyi ocağa koyup köpüğünü tam kıvamında aldım.
Kendim diye söylemiyorum ama kahve konusunda mükemmelim aslında çoğu konuda öyleyim. Neredeyse.

Kahveyi tepsiye koyup merdivenlere yöneliyordum ki Sude tam önümde belirdi. “Nereye böyle aceleyle?” diye sordu, gözlerini kırpmadan bana bakarak.

“Dünyayı kurtarmaya gidiyorum,” diye yanıtladım, alaycı bir gülümsemeyle.
Sude gözlerini büyüttü, ağzını açıp bir şey söylemek istedi ama ben yanından geçerken sadece dudaklarımı kıvırdım.

SOYKAN +18Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin