ANLAŞMAZLIK

635 11 1
                                        

Saat gece yarısına gelmişti. Ersinler çoktan gitmişti. Ama ben İsmail ile konuştuğumdan beri gözümü kırpmadan oturuyordum. Cansel beni kaçırdığında Ahmet de oradaydı; birlikte kaçırmışlardı. Ahmet’in bellekten haberi vardı ama beni öldürmeden saldı. Neden? Çünkü onu yakmamdan korkuyordu. Belki de onu sevmediğimi bile biliyordu.

Böyle duramayacaktım; içim içime sığmıyordu. Montumu ve botlarımı giyip evden çıktım. Sağanak yağmurda yüzüme düşen su damlalarını umursamadan arabamla Ahmet’in evine doğru yola çıktım.

Bahçe Kapısını hırsla çaldım. Gecenin bir yarısı, hiç umursamadan bir mafyanın kapısını yumrukluyordum. Bir süre sonra Hasan bahçe kapısını açtı.

"Yenge..."

"Başlatma yengene," diyerek evin kapısını tekmelemeye başladım.

"Ahmet!"

Hasan arkamdan geliyordu.

"Yenge ne yapıyorsun?" Onu umursamadan tekme atmaya devam ettim.

"Ahmet, aç kapıyı korkak herif!" Bütün korumalar yüzünü bana çevirmişti.

Çalışan bir kız kapıyı açtı. "Ahmet nerede, çıkamadı mı karşıma?" diyerek eve girdim.
Bugün ne olacaksa olacaktı.

"Patron evde değil," dedi Hasan.

"Yalan söyleme," diyerek evin bütün katlarını dolaştım. Bulamayınca hasana, "Nerede patronun, çağır gelsin," dedim.

"İşi var, gelemez."

"O gelmezse ben ona giderim, nerede söyle,"

"İznim yok bunu söylemeye, isterseniz burada bekleyın,"

Şimdi hemen onunla konuşacaktım.

Masada bir silah gördüm ve hemen alıp Hasan'a doğrulttum. "Hemen patronunun yerini söyle, yoksa beynine mermiyi yersin," bugun benim basima bir silah dogrultulmustu simdi ben baskasina dogrultuyordum.

Çalışan kadın, korkmuş bir şekilde ellerini kaldırırken Hasan "Söyleyemem, emir böyle," dedi. Başına doğrulttuğum bir silah vardı ama hâlâ emir diyordu. "Hiç acımam, sıkarım," diye yanıtladım, asla taviz vermiyordu.

"Pekala," dedim ve silahı kendi kafama çevirdim. "Kendime sıkarım, sen de ömrün boyunca vicdan azabı çekersin." Belki de katil bir adama boş şeyler söylüyordum ama Hasan endişeli bir şekilde, "Ne yapıyorsun, bırak o silahı," dedi.

"O zaman söyle,"

"Tamam, söyleyeceğim,"

&&&&

Hasan'ın verdiği adreste eski bir bina vardi Etrafımda takım elbiseli adamlar ve muhtemelen bellerinde silah taşıyorlardı. Bunlar beni içeri almayabilirdi ama ben bir yolunu bulup girecektim.

Montumun şapkasını takıp arabadan indim. Yol boyunca kimse beni durdurmadı, sadece içeri girerken bir kadın garip bakışlarla üzerimi aradı. Ben de üzerime baktım; fark etmeden pijamayla çıkmıştım evden ve bu saatte üstümü değiştiremeyeceğime göre, kadın üzerimi aradıktan sonra beraber içeri girdik. Bir sürü kapiyi gectikten sonra en sonuncu kapıyı açıp içeri girmemle beraber, insanların bakışları üzerimde toplandı; aralarında Ahmet de vardı.

Takım elbise giymiş diğer adamlardan farklı olarak, o papyon ya da kravat takmamıştı. Saçlarını geriye doğru taramıştı; eski dağınık halinden eser yoktu. Onu ilk kez bu kadar mükemmel görüyordum.

Neden buraya geldiğimi unutarak onu süzerken, bir adam yanıma gelip "Ms. Olivia, hoş geldiniz" dedi. Adam elini uzatmış, karşılık vermemi bekliyordu. Ben bir şey söyleyemeden Ahmet ayağa kalktı ve "Önce Ms. Olivia, ben konuşayım" dedi ve eliyle geçmem için yol gösterdi. Hıncımı almak için onunla dışarı çıktık. Yan odaya soktu beni.

SOYKAN +18Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin